Geziciler Nerede?

Gezi direnişinin akabinde, “burada bizim kavramlaştırmalarımızla anlaşılamayacak bir şeyler oluyor” filan dediğimde, iki taraftan iki itirazla karşılaştım.

Gezinin güya yanında duranlar bana, “iş senin bildiğin gibi değil, eğer biz organize etmeseydik, Gezi filan olmayacaktı” dediler. Öyle, kendiliğinden örgütlenme gibi çağdaş kavramlara ihtiyaç olmadığını, dünyanın hâlâ bildik, aşina dünya olduğunu, benim hayal gördüğümü iddia ettiler.

Öte taraftakiler de beni fazla romantik buldular. Malum dış mihraklar, bir takım Vandalları maşa gibi kullanıp, memleketi karıştırmaya çalışıyorlardı. Bir defa, bütün hareket örgütlüydü. İkincisi memlekette, artık nerede imal edildiği meçhul, bir yığın Vandal vardı. Erdoğan’ın 12 yıldır müthiş bir dirayetle yönettiği Türkiye’de nasıl olup da bu kadar Vandal’ı yetiştirecek mümbit bir ücra bulunabilmişti, orası meçhul. Ama ortada anlaşılmaz, bizim kavramlaştırmalarımızı gözden geçirmeyi gerektirecek herhangi bir orijinal hal yoktu.

***

Önce tekrarlayayım: Romantik filan takılıyor değilim. Sadece meraklıyım. Gezi hakkındaki heyecanım, şaşırmış olmamdan kaynaklanıyor. Bekliyordu olmamdan, aşkımdan, gözlerimin kamaşmasından filan değil…

Sonra sorayım…

Gezicilere güvenip 1 Mayıs’ı kotarmaya kalkanlara sorayım önce: Nerede kaldı Geziciler? Neden o müthiş örgütleme kabiliyetleriniz bu defa sekteye uğradı? Madem alttan alta, kimseye çaktırmadan Gezi’yi örgütleyebilecek kabiliyetlere sahiptiniz, aynı kesimleri neden 1 Mayıs’ta sokağa dökemediniz?

Sonra Gezicileri Vandallıkla etiketleyenlere sorayım: Hikmetinden sual olunmaz Erdoğan’ınız ve onun polisleri, memleketin dört bir yanında, şeytanın aklına gelmeyecek teknolojiler icat ederek onca tedbir almıştı. Eh, Vandallıksa, kendi Vandallıklarına eşdeğer bir Vandallık da gördüler mukabil olarak. Peki, sokağa döküleceklerinden o kadar emin oldukları Gezici gençler neredeydiler? Neden bu defa oyuna gelmediler? Neden Vandallıklarını sergileme fırsatını teptiler?

***

Daha önce başka kelimelerle söyledim, insanın beyninin kayda değer bir eylemsizliği (inertia) var. Pozisyonunu değiştirmemek için çok şey yapabilir. Yine söyledim, Goldberg’in iddiasına göre beynin sol yarısı, karşılaştığı her şeyin aşina olduğu, eskiden beri tanıdığı şeylerin bir versiyonu olduğu varsayımıyla iş görür. Beyin müthiş bir şey. Eğer bir uzaylıyla karşılaşsanız, onun da sizinle aynı özelliklere sahip olduğuna inanmak istediğinizde, ortak bir yığın özellik bulabilir.

Eh, eğer yeni bir şeyle karşılaşmışsanız ama onu ille de kendi kavramlaştırmalarınızla açıklamakta ısrarlıysanız, dert değil. Bir açıklama bulursunuz. Bulursunuz bulmaya da, o açıklama işe yarar mı, orası meçhul.

Neyse… Anladığını zannetmek anlamadığını kabul etmeye kıyasla çok daha konforlu. Ama anlamamak, anlamaktan çok daha eğlenceli.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et