Küresel Çete

Sayın vekilim okumamı isteyerek bir analiz paylaşmış (http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/2016/07/15-temmuz-2016-darbecigi.html).

Okudum. Şunu anladım: 15 Temmuz teşebbüsü, küresel çete adı verilen bir öznenin, başarısız olmasını baştan planladığı bir tiyatro imiş. Derin vukufuyla bizi aydınlatan yazar, onca çabasına rağmen hiçbirimizin meseleye uyanamayacağımızdan da son derece emin —ve elbette bu hal kendisini fena halde ye’se sürüklüyor.

İnsanın içi kıyılıyor.

Her yanda kendisi gibi binlercesi olduğu halde her biri yalnızlıktan bu kadar şikâyetçi olan insanlar, nasıl oluyor da her şeyden haberdar oldukları halde birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olamıyorlar, anlayamıyorum. Derken birden zihnime küşayiş geliyor ve idrak ediyorum ki, küresel çete, bunların birbirinden haberdar olmasından fena halde ürktüğü için, birbirlerinden haberdar olmalarını engelliyor. Nasıl yapıyor? Eh, onu bilmeme imkân yok tabii. Küresel çete bu, boru mu? Her ne yapmak isterse yapar ve elbette benim gibi kıt akıllıların akıllarının ermeyeceği enstrümanlarla yapar. Yine de esrarengiz kalan husus şu: Küresel çetenin en derin oyunlarını deşifre eden bu mahlûkat, nasıl olup da kendilerine böyle bir tezgâh kurulmuş olduğunu anlayamıyorlar? Orası meçhul.

***

Devam etmeden önce…

  1. Devlet denen organizasyonun —ister ABD’nin devleti olsun, ister Uganda’nın— bağımsız, yansız bir özne olmadığını biliyorum. Gerek iç, gerek dış öznelerin tesiri altındadır her biri ve —elinde birkaç milyar dolar olmasına gerek yok— hemen her özne, bir biçimde, tesir edebileceği her devlete tesir etmeye çalışır. Mesela Mimarlar Odası da, elinden geldiği ölçüde, Türkiye’nin devletine tesir etmeye çalışır. Elinden gelse Tanzanya’nın veya Almanya’nın devletine de…
  2. Devlet denen organizasyon, aslında, kendisine tesir eden öznelerin bir tür bileşkesinden ibarettir bile diyebiliriz. Ve fakat bu tesirlerden zuhur eden bir özne olarak —bütün zuhur eden (emergent) özneler gibi— kendisi de bir öznedir ve başka öznelere tesir etmeye hevesli olur.
  3. Devletlere tesir etmeye çalışan öznelerin ve başka öznelere tesir etmeye çalışan devletlerin hepsi aynı tesir gücüne sahip değil elbette. Öznelerin tesir gücü, muhtelif faktörlerden meydana gelir. Mesela para, silah, kitleleri seferber etme kabiliyeti ve sair faktörler, her öznenin tesir gücünü tayin eder.
  4. Ama mesele sadece tesir etmeye çalışan öznelerin tesir gücünden ibaret de değil, tesir edilmeye çalışılan öznenin tesirlere açıklığı da önemli.
  5. Devletler, yani bugün anladığımız manadaki ulus-devletler, tarihin bir döneminde, küresel anlamdaki bu tesir/güç oyununda, ağın (network) ana düğümleri statüsünü kazandılar. Yani, mesela bir Alman kimya şirketine tesir edebilmenin yolu, büyük ölçüde, Almanya devletine tesir edebilmeyi gerektirdi. Ama bu hal en zirve noktasına ulaştığında bile saf bir hal değildi. Yani devletler hiçbir tarihte oyunun biricik özneleri/aktörleri olmadılar.
  6. Yirminci Yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, devletlerin oyundaki hissesi azalmaya başladı. Büyük şirketlerin hissesi artmaya başladı. Yani büyük şirketlerin devlet dolayımından geçmeden başka öznelere tesir edebilme kabiliyetleri arttığı gibi, bu tür operasyonların frekansı da sıklaştı.
  7. Ama devleti aşındıran yegâne şey, hatta muhtemelen en önemli şey büyük şirketler değil. Mesela şehirler veya sivil örgütlenmeler de devleti aşındırdı/aşındırıyor.

Tekraren özetleyeyim: Ortada küresel çete yokken de küresel çete vardı, çetenin ağırlıklı üyeleri devletlerdi. Şimdi küresel çete var ve çetede hâlâ devletlerin ciddi bir ağırlığı var ve fakat devlet-dışı öznelerin tesir gücü arttı.

Ama…

***

Neyse, bir de şunları vurgulamam gerekiyor:

  1. Siz dâhil her özne, plan yapar.
  2. Planın yapılmış olması, gerçekleşeceği manasına gelmez. Hatta —emniyetle söyleyebiliriz ki— hiçbir plan, planlanmış olduğu biçimde gerçekleşmez.
  3. Çünkü —her şeyden önce— dünyada bir planı olan bir tek özne olmaz, her daim başka planları olan başka özneler de vardır ve en zayıf öznenin bile oyunun gidişatını değiştirebilecek tesir gücünü temerküz ettirmesi imkân dâhilindedir.
  4. Eğer her şeye kadir biricik özne olsaydı, evrim süreci şahittir ki, o özne kendi içinde birçok özneye bölünürdü ve birbirinin planını bozacak çok özne halini alırdı.
  5. İlaveten, muhtemelen daha mühim olarak, her öznenin nesneleri başka öznelerdir zaten. Bu yüzden mesele tesir meselesidir. Aksi halde tasarı meselesi olurdu.
  6. İlaveten, muhtemelen daha da mühim olarak, her aksiyonun, ürününün yanında yığınla yan ürünü olur. Siz IŞİD’i yaratıp sahaya salabilirsiniz. IŞİD sizin istediklerinizi —eğer istedikleriniz yapılabilir ölçekteyse, yani kazara doğru hesap yapmışsanız— yapar. Ama sadece onlar yapılmış olmakla kalmaz, sizin hiç istemediğiniz, daha acıklısı hiç aklınıza getirmediğiniz şeyler de vuku bulur.

Dolayısıyla, orada öyle bir masanın etrafında toplanmış, derin derin düşünüp birden euraka diye bağıran, hemen telefonlara sarılıp sağa sola direktifler yollayan birileri olsaydı, hani şahıs şahıs teşhis edebileceğimiz bir teşkilat olsaydı ve o teşkilat kendi içinde tamamen insicamlı olsaydı bile… O teşkilat derin akıllara sahip olsaydı ve çok büyük de gücü olsaydı bile… Dünyada olup bitenleri o teşkilatın niyet, temenni ve planlarıyla açıklamak manasız olurdu.

Ama zaten öyle bir küresel çete yok. Kudretli öznelerin bir ağı (network) var.

***

Şimdi gelelim 15 Temmuz gecesine…

Dün dedim, Erdoğan Gülen’i, Gülen Erdoğan’ı kullandı bir süre. Şimdi Gülen başkalarını, başkaları da Gülen’i kullanıyor. Anlaşılan o ki, 15 Temmuz gecesi, Gülen cemaatiyle hiçbir ortak paydası olmayan bir takım düşük rütbeli subaylar, muhtemelen önümüzdeki YAŞ’ta emekliye sevk edilecekleri için, Gülen çetesinin değirmenine su taşıdılar mesela. Yani birçok başka öznenin yanı sıra onlar da Gülen’i kullandılar, Gülen de onları kullanmış oldu.

Gülen çetesi, daha büyük bir ağın bir parçası mı? Şüpheniz olmasın ki öyle. Erdoğan çetesi daha büyük bir ağın bir parçası mı? Şüpheniz olmasın öyle. Siz de, olan gücünüz, tesir kabiliyetinizle, daha büyük bir ağın bir parçasısınız. Her şeyi küresel çetenin marifeti olarak görüp bizi küresel çete hakkında uyarmaya çalıştığını zanneden ama aslında hepimize “çaresiziz” duygusu aşılayan herkes de daha büyük bir ağın bir parçası. Çünkü hepimiz aynı ağın bir parçasıyız.

Bu ağda, bizden çok daha güçlü, hissesi çok daha yüksek olan özneler var. Onlar, bir yerde bir plan yapıp, Gülenci Generallere “haydi” filan demediler. Belki öyle bir kabiliyetleri olsa “deli misiniz siz” derlerdi hatta. Ama 15 Temmuz başka türlü neticelenseydi, o öznelerin her biri, yeni duruma göre pozisyon alacaklardı.

Mesela PKK.

Oturacak, durumu değerlendirecekti. Durumu değerlendirirken, mesela Washington’un ve Moskova’nın Ankara’daki yeni duruma göre nasıl pozisyon alacağını anlamaya çalışacak, olup bitenin uyuşturucu trafiğini nasıl etkileyeceğinden silah alımı konusunda alternatif fırsatların doğup doğmadığına kadar çok geniş bir yelpazede bir yığın faktörü değerlendirecek ve bir pozisyon almaya çalışacaktı.

Daha mühimi, aldığı hiçbir pozisyon kalıcı olmayacaktı. Yeni rejimin mesela İstanbul’daki Kürtlere nasıl bir tutum aldığından eşcinsellere karşı nasıl bir tutum takındığına kadar her şey PKK için bir yığın tehdit ve bir yığın fırsat anlamına gelecekti.

Daha da mühimi, PKK da —diğer bütün aktörler gibi— pasif bir tutumla yetinmeyecekti. Mesela İstanbul’daki bir Kürt mahallesine yapılacak sivil görünümlü bir tedhiş hareketinin eğer PKK’nın işine yarayacağı hesaplanırsa, böyle bir operasyonun hazırlığı için düğmeye basılacaktı. Ve saire…

Diyelim PKK İstanbul’da kısmi bir Kürt kıyımı için bir operasyon hazırlığına başlamış olsun, bundan Tahran’ın, Moskova’nın, Tel Aviv’in, Washington’un, hatta belki Ankara’nın haberi olacaktı. Birileri bu operasyonu engellemeye, başkaları lojistik destek sağlamaya çalışacaktı.

Ortaya bir netice çıkacaktı.

Ortaya çıkan netice, öznelerin hiçbirinin istediğiyle tastamam örtüşmeyecekti.

Ama ortaya çıkan neticeye bakarak, bir küresel gücün bu işi kotardığını söyleyebilecektik.

Ehemmiyeti olan husus şu ki, ortaya çıkan netice ortaya çıkanın tam tersi olsa da aynı şeyi söyleyebilecektik.

Uzağa gitmeye lüzum yok: 15 Temmuz gecesi olmayacak şeyler olup teşebbüs başarıya ulaşsaydı, şimdi, tastamam aynı özneler (mesela en başta bağlantısını verdiğim analizi yapan zat veya her şeyi açıklayan bir formülleri olan benim akranlarım), işi küresel çetenin yaptığını ispatlayan derin analizler yayınlayacaklardı.

***

Özetle…

15 Temmuz’da olan şey, Erdoğan’ın elini güçlendirdi. Erdoğan’ı orada tutmaya çalışan birileri var —hanidir ısrarla söylüyorum. Israrla ima ediyorum ki, Erdoğan’ın orada durması, Türkiye’de yaşayanlar hariç herkesin işine geliyor. Çünkü, tahminim o ki, Türkiye’yi bölmeye karar verdiler.

Kimler?

Uzun vadeli planlar yapmış ve yapıyor olsalar da, o planların gerçekleşmeyeceğini bilecek kadar, o planlara sadık kalmak için ayak diremeyecek kadar akıllı olan, karşılıklı olarak birbirini kullanıp duran birçok aktörün bir ağı. Dünyanın ve bölgenin başka yerlerinde menfaatleri birbiriyle çelişen ve başka yerlerde birbiriyle yarışan ama Türkiye konusunda anlaşmış olan geniş bir mutabakattan söz ediyorum. AB dışındaki hemen bütün irice öznelerin mutabakatından…

Türkiye’yi bölmeye karar verdiler. Türkiye’ye düşman olduklarından, Türkiye’yi sevmediklerinden değil. Bu bölgede Kürtler Türklere kıyasla daha hoş tutulması gereken bir özne olarak temayüz ettiler ve Türkiye “Kürtleri hoş tutmayı sizin adınıza ben beceririm” diyemedi. Ve hem herkesin tatmin olması, hem de Türkiye’nin olduğu gibi kalması için bir formül yok. Bulursanız bir yerlerde yazın, emin olun değerlendireceklerdir.

Türkiye’yi bölmeye karar verdiler ve bu işi en az sızıntıyla yaptırabilecekleri özne Erdoğan. Dolayısıyla onu orada tutmaya çalışıyorlar. Ama elbette zayıf olarak, kendilerine muhtaç olarak…

Ama 15 Temmuz’u, Erdoğan’ın elini güçlendirmek için yapmadılar. Çünkü onlar yapmadılar. Eğer 15 Temmuz’u yapmaya kalkanlar Erdoğan’ı ortadan kaldırabilselerdi, onlar yeni şartlara uyum sağlamak üzere kafa yoracaklardı. Mesela —Allah gecinden versin— Erdoğan bu gece eceliyle ölse yapacaktı oldukları gibi… 15 Temmuz gecesi, “Erdoğan’a zarar verirseniz hesabını sorarız” da demiş olabilirler maceracı subaylara. Onlar da kendi hesaplarına, artısını eksisini hesaplamak zorunda kalmışlardır, bütün gece yapmak zorunda kaldıkları bir yığın değerlendirmenin yanında…

Filan…

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et