Mahlûkat Bayram Ediyor

Zat-ı şahaneleri Cumhurbaşkanı imiş, sıradan biri değilmiş, eğer Karadenizli iseniz, bilirmiş. Birkaç gün önce de Şaban Dişli’yi danışman olarak kanatlarının altına almıştı, ta içeriden “bu kadarı da olmasa” sızlanmalarına yol açmıştı. Anladığım kadarıyla tetikçinin biri çıkmış “Reis kani oldu, size ne oluyor” diye sızlananlara racon kesti —herhalde ruhsatlıdır.

Şaban Dişli’nin canının yanmasını filan temenni ediyor değilim ama ismi onun kadar gölgeli olmayan binlerce insan —her ihtimale karşı— içerdeler. Anlaşılan o ki, malum zatı ikna edememişler. Muhtemelen ikna etmeye teşebbüs edecek fırsatı bulamadılar. Bulsalar, belki de çoğu ikametlerini kodesten saraya taşıyacaklar.

Hal bu. Yani kimin yargılanmak üzere içeride bekleyeceğine, kimin sarayda ikamet edeceğine bir kişi keyfi olarak karar veriyor. Sonra şıllığın biri çıkıp “Türkiye’de hukuk hiç bu kadar bağımsız ve tarafsız olmadı” diye paylıyor birilerini. Hukuk varmış da, üstelik bağımsız ve tarafsızmış. Açlık grevi yaptığı için içeri atılanlar filan yani, bağımsız ve tarafsız hukuk yüzündenmiş.

Şıllığın payladıkları malum, hani bir vakitler camileri ahır yapanların takipçileri. Adı Devlet olan biri de ikide bir paylayıp akıl veriyor onlara. Gidip Kör bilmem kimin meyhanesinde içsinlermiş. Eh, malum yürüyüşten önce bu kadar değildi ama o yürüyüşle birlikte Devlet isimli zavallı, işbu heyete akıl vermeye başladı, sanki kendisinde varmış gibi. Biri de çıkıp “sen kimsin ulan” demedi. Herif şimdi de, kimin nerede içeceğine karar mercii imiş gibi üst perdeden sıçıyor orta yere. Yani bu herife “sen kimsin” demeyenler müstahaklar. Yaptıkları her şeyle müstahak olduklarını ispatlıyorlar…

Da…

Sen kimsin ulan? Siz kimsiniz? Bu rektörler, valiler, mebuslar ve… Elbette “dünya düzdür” filan diye zırvalayıp duran il, ilçe temsilcileri… Kimsiniz ulan siz? Bir metnin bir tek cümlesini Türkçe kurallarına uygun yazmayı bilmeyeceksin, Amerika’nın marjinallerinin en marjinallerinin yumurtladığı “dünya düzdür” zırvalarını altyazılarından aktarıp “makale” diye piyasaya süreceksin…

“E işte Amerika’da da var böyleleri” diyecek şimdi ahlak fukaraları. Var. Ben de yıllardır onu deyip duruyorum. Her yerde var böyleleri. Ama iktidar değiller, iktidarın ortağı değiller, iktidarı temsil ediyor değiller. İlaveten, onlar hiç değilse kendi dillerini biliyor, iddiaları şekle şemale sahip olsun diye bir çaba harcıyorlar.

Siz kimsiniz ulan Arakan için ağlayacak? Seçimi kaybetmeyi hazmedemeyip, Baykal, Bahçeli filan gibi mahlûkatı satın alıp, Kılıçdaroğlu budalasını dolandırıp, memleketin şehirlerini bombalayan siz değil misiniz? Siz değil misiniz yaşlı bir kadını sokak ortasında sniperlarla vurup, cesedine oğullarının günlerce ulaşmasına mani olanlar? Siz değil misiniz Akrep’in arkasına ceset bağlayıp sokak sokak dolaştıranlar? Siz değil misiniz çok daha önce 15 yaşındaki bir çocuğu öldürüp, birkaç gün sonra annesini meydanlarda yuhalatanlar? Yuhalayanlar siz değil misiniz? Size mi kalmış ulan Arakan için ağlamak?

***

Farkında mısınız bilmiyorum, bir tek günde orta yere saçılmış pisliklerden söz ediyorum. Sadece bir kaçından —mesela ruh çağırarak tarih yazan fesli soytarının orta yere sıçıp durduklarından hiç söz etmedim. İcat ettikleri dinin bayramı böyle kutlanıyor herhalde. Kanalizasyona düşse kanalizasyonun pisleneceği mahlûkatın dininin bayramı böyle oluyor anlaşılan.

Veya bizi test ediyorlar. Ne kadar pisliğe katlanabileceğimizi…

Ben teslim oldum. Benden buraya kadar.

Birkaç yıl önce bu mahlûkatın arasında yer alan ama nispeten makul görünen birine, “imkânım olsa yurt dışına gideceğim” dedim. “Sen Demirel bir daha seçilirse de yurt dışına gidecektin” diye cevap verdi. Aslında o gün benim limitim dolmuştu. Maruz kaldığımız şeyin insanlık denen şeyden zerre kadar nasibi olmadığını o gün hissetmiştim. Yurt dışına gidip yerleşebilsem bile kurtuluş olmadığını…

Yaşama sevincimi çoktan kaybettim. Sevinçten çok daha azından, hayata saygı duymaktan da çoktandır mahrumum. Bir vakittir bu aşağılık mahlûkatın her gün bayram ettiği bu dünyaya şahit olmak zorunda olmaya katlanmak bile çok müşkül geliyor. Kendimi öldürmeyi kendime yakıştırabilsem, bir dakika bile beklemeyeceğim. Her gece sabaha çıkmama ümidiyle yatıyor, her sabah akşama çıkmama ümidiyle kalkıyorum. Bu mahlûkatla aynı türe mensup olmayı içime sindiremiyorum —uzaklaşmakla kurtulunabilecek bir şey değil yani.

Koltukları, maaşları, zırvalarının dolaşıma girmesi tehdit altına girmesin diye memleketin içinde olmayacak işleri işliyorlar. Sonra bir de çıkıp “Arakan için ağlayan vicdan sahibi” pozisyonunu da işgal etmiyorlar mı? Çıldırmak işten değil. Ulan pislikler, vicdan ne, siz kimsiniz?

“Dünya düzdür” diye bir metni bile kendiniz yazamayacaksınız, seyrettiğiniz videonun altyazılarını bile düzgün bir Türkçeyle kaydedemeyeceksiniz, sonra da dünyanın istikbalini siz kurtaracaksınız he mi? Uy anam ne akıllar!

Birkaç gün önce de meşhur telekinezi üstadı, Cargill için, “pis işler dönüyor, memleketimin çocukları zehirleniyor, destek olun bunlarla dövüşeyim” mealinde gürledi. Hassasiyete bakar mısınız? Yurdumun çocukları için, onların sağlıkları için ne kadar müthiş bir hassasiyet. Yüreğe bakar mısınız? Dünya devi Cargill’e meydan okumaktaki yürekliliğe… Zannedersiniz ki camileri ahır yapanlar soktu mısır şurubunu bu ülkeye, onlar yükseltip durdu âlemin düşürüp durduğu mısır şurubundan şeker kotasını.

Hem zehirleyeceksin, hem zehirlenmesine karşı çıkan sen olacaksın, üstelik bunu kahramanlık haline getirerek…

Hayatımın herhangi bir döneminde kendimi bu kadar çaresiz hissetmedim. 12 Eylül ve 28 Şubat dâhil. O dönemlerde bile kötülüğün, adiliğin bir raconu vardı. Bu kadar ayağa düşmüş/düşürülmüş değildi. Kötü idiler ama insanı andırıyorlardı. Vicdansız idiler ama bu kadar ahmak, bu kadar cahil ve yine de bu kadar küstah değildiler. Bu başka bir tür. Bir tuhaf dinleri var. O tuhaf dinlerinin de böyle bayramı oluyor besbelli.

Mahlûkat bayram yapıyor.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et