Napolyon’un Tacı

Rivayete göre…

Napolyon İmparator olmaya karar vermiş. Bu haber Vatikan’a ulaştığında Papa pek sevinmiş. Malum, İmparator olmak için Napolyon Vatikan’a gelecek, Papa’nın önünde diz çökecek… Papa da hanidir hasar görüp duran itibarını bu sayede tamir edecek, filan.

Papa Napolyon’a elçilerini göndermiş. Tören tarihini filan netleştirmeleri için. Fakat Napolyon’un Vatikan’a gitmeye niyeti yokmuş. Tacı Louvre’da takacağını, Papa’nın Paris’e gelmesi gerektiğini söylemiş. Elçiler ne dedilerse kâr etmemiş. Papa adına kabul etmeyi de göze alamamışlar, boyunları bükük Vatikan’a dönmüşler. Papa köpürmüş. “Asla olmaz” diye heyheylenmiş. Elçileri de Napolyon’a gidip Papa’nın kararını tebliğ etmişler. Napolyon sükûnetle dinledikten sonra, “Papa hazretleri istiyorsa elbette Vatikan’a gideriz” demiş, “ama ordumuzla.”

Elçiler dönünce Vatikan’da hararetli toplantılar yapılmış. Neticede, çarnaçar, yüzlerce yıllık gelenekleri çiğneyip, aşağılanmayı göze alarak, Paris’e gitmeye karar verilmiş. Teferruatlı bir taç giyme töreni programı yapılmış ve hazırlıkların yapılması için görevliler Paris’e gitmişler. Napolyon “öyle olmayacak” demiş, “şu koridorun sağına generallerim, soluna aile fertlerim sıralanacaklar, koridorun ucunda ben bekleyeceğim, Papa hazretleri koridorun öteki ucundan gelecek, görevlinin elindeki yastığın üzerinden tacı alacak, başıma koyacak. Hepsi bu”. Kardinaller yok, diz çökme filan yok. Skandal. “Ama öyle olmaz ki” filan dendiyse de Napolyon “olacak” demiş, başka şey dememiş.

Elçiler yine telaş içinde Vatikan’a dönmüşler. Yine uzun değerlendirmeler… Dayılanmalar… Derken Napolyon’un yine tehditleri… Papa çaresiz Paris’e gitmiş, Napolyon’un istediği gibi tacı giydirmiş. Herkes dağılıp yalnız kaldıklarında “sen ne biçim adamsın, Tanrı’dan hiç korkun yok mu” diye çıkışmış Napolyon’a. Napolyon “ben Tanrı’ya inanmam ki” deyince Papa şaşkınlıkla “e, o halde” diye sormuş, “makamını Tanrı’ya onaylatmak için bunca tiyatroya neden ihtiyaç duydun?” “Tanrı’ya inanmam” demiş Napolyon, “ama dine inanırım.”

***

Allah’tan korkmayan, anlaşıldığı kadarıyla yüzlerce yıldır Allah fikrinin etrafında kristalize olan kavramların —adalet, insana saygı, çeşitliliğe hürmet ve saire— hepsine düşman olan ama kurumlaşmış bir dine, namaz kılıp oruç tutmaya ve bu yolla bir iktidar devşirmeye imanı tam olan bir heyet, memlekete vaziyet ediyor.

Eh, içinde Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca ve bu kadar aşırı kullanılınca, din de hızla soluyor. Her Ramazan biraz daha görülür bir biçimde…

Herkes hesabını ona göre yapsın.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et