Nefis

Bir an için kendinizi normal bir ülkedeymiş gibi tasavvur edin.

Olmadı. Acele etmeyin. Biraz çaba harcayın ve sahiden de normal bir ülkede yaşıyormuşsunuz gibi hissetmeye çalışın. Öyle bir ülkede Başbakanlık Müşaviri kendisini protesto eden birini —hem de polisler tarafından derdest edilmişken— tekmeliyor olsa ne olurdu?

Mesela şöyle şeyler olur muydu? Polisler, ellerindeki protestocuyu korur, müşavir beyi engeller miydi? Engellemediler ve Müşavir bey işini yaptı. Savcılar, görüntülere dayanarak, Müşavir beyi yargı önüne çıkarırlar mıydı? (Ben yarın sokak ortasında Müşavir beyi tekmelesem ve kaybolsam, beni yargı önüne çıkarmak için MOBESE görüntüleri dâhil, her türlü izin peşine düşüleceğinden herhalde kimsenin şüphesi yok. Bu memlekette, benim bildiğim kadarıyla, adam tekmelemek suç.) Daha savcılar harekete geçmeden Başbakan Müşavir beyi görevden alır mıydı? Filan.

Olması beklenebileceklerin hiçbiri olmadı. Başka şeyler oldu. Müşavir beyin fiili, başta Hükümet kanadından birileri, sonra gazete suretinde dağıtılan bazı şeylerde yazı yazan birileri tarafından tevil edildi.

Mühim olan şu: Olanlara hiç şaşırmadık. Hiçbirimiz şaşırmadık. Çünkü —normal bir ülkede beklenebilecek olanlar değilse de— hepimizin beklediği şeyler oldu. Her şey, hepimizin beklediği şekilde gelişti. Bu olayda beni şaşırtan tek şey, Müşavir beyin özür diler gibi yaparak mazeret beyan etmesiydi. Açıkçası hiç beklemiyordum ve hiç de ihtiyaç yoktu.

Türkiye’nin halinin anormalliğine dair başka hiçbir delil lazım değil aslında.

***

Serinkanlı olmaya çalışayım.

Önce bahse konu olan Müşavir beyi anlamaya çalışalım.

Son derece olağan bir iş yaptığı halde polislerin zaten fena halde pişman edeceği birini tekmeleme ihtiyacı nereden hâsıl olur? Nasıl bir insan böyle bir ihtiyaç duyar? Bilemeyeceğim.

Ama şunu tahmin edebilirim: Eğer normal bir ülkede yaşıyor olsaydık, şimdi herhalde sadece koltuğunu kaybetmiş olmakla kalmayacak, yargıç önünde hesap vermeyi bekliyor olacaktı. Başına böyle şeylerin gelebileceğini bilse, daha doğrusu başına böyle şeylerin gelmeyeceğinden bu kadar emin olmasa, herhalde, ne kadar ihtiyaç duyarsa duysun, o tekmeyi atamazdı.

***

Müşavir beyi engellemesi gereken polislerin neden buna teşebbüs bile etmediğini veya onu yargı önüne çıkarması gereken savcıların neden kuşları seyrettiğini sormayalım. Müşavir beyin yaptığını tevil etme ihtiyacı duyanlar zaten adama sayılmayı hak edecek birileri değil. Önlerindeki çanağın her sabah doldurulması için kendi üzerlerine ne düştüğünü biliyorlar. Sadece onu biliyorlar. Durumdan vazife çıkarıp…

Geçelim.

Memleketin Başbakanlık makamında oturan şahsın neden Müşavir beyi görevden almadığını sorabiliriz ama kendimize. Neden almaz?

Aklıma iki cevap geliyor.

Birincisi, Erdoğan aslında görüntüleri gördüğünde “ulan Yusuf ne halt ettin, bunca derdin içinde bir de senin pisliğini temizlemekle uğraştıracaksın bizi” diye geçirmiş olabilir içinden. Ama Müşavir beyin kellesini verirse bir zayıflık algısına sebep olacağından endişelenip, meseleyi görmezden gelmeyi tercih etmiş olabilir.

İkincisi, bundan sonraki Soma vakasında (artık her nasıl bir vaka olursa o) sahne alacak olan bir başka Müşavir beyin de, bir başka protestocuyu tekmeleme ihtiyacı hâsıl olduğunda, tereddüt etmemesini sağlamaya çalışıyor. Hal buysa, Erdoğan’a göre Müşavir beyin marifeti onaylanacak, teşvik edilecek bir marifet demektir.

Bence ikincisi. Neden öyle düşünüyorum, tahlili uzun sürer.

***

Bence ikincisi ama daha iyimser olan, Erdoğan’da bir nebze insanlık vehmeden birinci seçenek doğruymuş gibi düşünelim.

Erdoğan daha önce bir yığın kelle aldı mı? Aldı. Ama hemen hiçbirinde başkaları istediği için değil, kendi istediği kelleyi, kendi istediği zamanda aldı. Bu kuralın hiçbir istisnası gelmiyor aklıma. Varsa da ben hatırlamıyorum yani. Dolayısıyla, bu defa da benzer bir durum olduğunu düşünebiliriz.

Peki, bir insan, vazifesini doğru dürüst yerine getiremeyen, bu yüzden de kendisini zor duruma düşüren birini görevden neden almaz? Neden bugüne kadar hiç yapmadı böyle bir işi? Yetkileri elvermiyor desek, değil. Çok merhametli, kimseye kıyamıyor desek, hiç değil.

Uzun uzun liderlik ve yönetim teorilerinden söz etmek gerekiyor. Kısa keselim, Erdoğan kendisinden başkasının taleplerini karşılamak için kurban vermeyi bir tür zayıflık olarak görüyor. Dahası, kendi başarısını (yani seçimlerde aldığı oyu kastediyorum, yoksa bana göre zerre kadar başarısı yok) sahiden de kendisinden biliyor. Etrafındaki yalakalar “senden büyük Allah var” diye eteklendikçe, sahiden de Allah’tan sonra kendisinin geldiğine iman etmiş. Mesela, —ne kadar haklı da olsalar, başkalarının talebiyle iş görmemek gibi— kişilik özelliklerinin matah şeyler olduğunu zannediyor.

Erdoğan’ın böyle bir zavallı olduğuna dair tek işaret elbette tekmeleme olayındaki tutumu değil. Dolayısıyla, seçim başarısı ile kendi kişisel özellikleri arasında bir korelasyon buluyor olduğunu varsayabiliriz.

Umarım uzun bir ömrü olur. Geriye dönüp bugünleri değerlendirecek kadar vakti olur. Bugünlerde kendisine kendisinden başka kimsenin aslında zarar veremeyecekti olduğunu, ama kendisinin kendi düşmanı olduğunu, böyle olunca da zaten başka düşman gerekmediğini anlar. Onun anlayacağı tabirle, nefisten söz ediyorum. (Aslında bunu bile anlayabilecek donanıma sahip olmayabilir, o ayrı.)

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et