Olympos’ta Akıl Tutulması

Horkheimer’in, adı kendisinden hoş bir kitabı var: Akıl Tutulması. Türkiye’de hepten bütün akıllar mı tutuldu, nedir? Yoksa yükseklerde oksijen iyice seyreldi de, Celal Şengör’den sonra, Olympos’un bir diğer sakini sayın İlber Ortaylı da koroya bu yüzden mi katıldı?

Eh, “Siyaset Akademisi” başlığı altında bir faaliyete konuşmacı olarak çağrılmışsanız, faaliyetin çok faideli bir şey olduğunu ima etme ihtiyacı duyarsınız, anlaşılmaz bir şey yok. Gençlere gaz vermek için “siz bu faaliyetleri düzenlemeseniz çok fena şeyler olur” demek de bir yol, tamam. Ama sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbenin kaçınılmaz olduğunu söylemenin, bugünün şartlarında nerelere varacağını tahmin etmek o kadar mı zor? TSK’nın sahiden de asimetrik bir taarruza maruz kaldığı bir dönemde, ordunun her şey olduğunu iddia edip durmanın, orduya hücum edenlerin elini kuvvetlendirdiğini görmek bu kadar mı müşkül?

***

Her müessesede ve toplulukta olduğu gibi, Harp Akademilerinden mezun olanların arasında da bir yığın aklı başında, sağduyulu, akıllı insan var. Ama benzerlerine Olympos’ta rastlanmadığı anlaşılan başka türlüleri, biz ölümlülerin arasında dolaşıyor. Kendilerini her derde deva gören, her şeyin çaresini bildiğini zanneden, tarihin kördüğüm haline getirdiği problemleri çözüvereceğini vehmeden, lakin İskender’in metodundan başka herhangi bir metot bilmeyen, kendilerinin sahiden musikiden sosyolojiye, siyasetten bilime her alanda yetkin olduğuna inanan bir yığın subay da diploma alıyor o okullardan. Picasso’yu kendisi anlamadığı için Picasso’da anlaşılmaya değer bir şey olmadığı neticesine varıveren, boya sürdüğü tuvalleri tablo zanneden zat da TSK’nın en tepesine kadar çıkmıştı yani, hatırlatayım. Emekli olduktan sonra oturdukları apartmanların yönetimini bile içinden çıkılmaz hale getiriyorlar ama her biri memleketi yönetmek için elzem olan her bir vasfa sahip olduklarından hiç şüphe etmiyorlar. Yönetmek denen şeyin de, bir yapboz çözer gibi, her şeyi ve herkesi kendi kafalarına göre yerine yerleştirmek olduğunu zannediyorlar.

Yıllarca bir yığın insanı birerli kol sıraya dizip “yat” deyince yatırmış, “kalk” deyince kaldırmış olan bir albayın böyle zannetmesinde, memleketi idare etmeye kalkmadıkça, bir tuhaflık olmayabilir. Ama jeologların ve tarihçilerin böyle bir lüksü yok. Ne yerkabuğu ve ne de tarih, askeri bir birliğin Platonik düzgünlüğüne sahip değil. Onlar dinamik, kompleks ve diyalektik bir düzene sahipler. İyi ki de öyleler.

***

Müellifleri kendi tenhalarında “memleketin bu hale gelmemesi için elimizden geleni yaptık, ya yapmasaydık maazallah” diye avunuyor olabilirler, ama memleketin mevcut hali aslında 12 Eylüllerin, 28 Şubatların, 27 Nisanların marifetidir yani. Belki de son kırk yılda ilk defa, bu gerçekliği fark etmiş gibi görünen bir komuta kademesi var. En azından bana öyle görünüyor.

Allah’ın şöyle âleme numune olacak, dört başı mamur bir ordu yaratmaya niyet ettiğini, sonra da kendi başına bir ordu yakışıksız olur diye, sırf dolgu malzemesi olarak bir de millet halk ettiğini ima eden akıllar, yüksek irtifada tehlikesiz görünebilir. Ama biz, bu imaların her birini okur okumaz üniformasını kuşanan, Genelkurmay’a mesaj üzerine mesaj yollamaya başlayan apartman komşumuz emekli albaylarla aynı havayı soluyoruz.

TSK’ya destek olmak mı istiyorsunuz? Düşün TSK’nın yakasından. Aksi halde vebal büyük olur. Bizim apartman komşularımız galip gelir de komuta kademesinin sağduyusu mağlup olursa, birkaç yıl geçmeden Türkiye AKP’yi bile arar hale gelir, öldükten sonra bile darbe kışkırtıcısı olarak hatırlanırsınız.

Benim gibi ölümlülerin sesi o irtifaa ulaşmaz muhtemelen. Yine de, sadece “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı”nın hatırına, sesleneyim dedim.

Cemalettin N. TAŞCI

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et