Palto Mühim

Yani anlıyorum, terazinin öteki kefesinden Gül gitti, denge bozuldu. “Dengeyi yeniden tesis etmek için beni de alırlarsa” diye uykuların kaçıyor. Şunun şurasında birkaç haftadır için biraz rahatlamıştı. O keyifle biraz dedikodu, İmamoğlu’na bir MOBESE kumpası filan… “Ooh, ohhh!”.

Hepsi yalan oldu, anlıyorum.

Ama koltuk böyle müdafaa edilmez. Zırvayı tevil edeceğim, iğrençliğe mazeret üreteceğim diye Eren Bülbül’lü tvitler filan. Olmaz Süleyman, yetmez!

Bulacaksın 8-10 yaşında bir çocuk. Senin bulacağın kız çocuğu olursa daha iyi. Yanına dizeceksin insan suretinde sebilhane bardaklarını —yeri geldiğinde gülümsemek için lazım onlar. Çocuk gelecek sarılacak sana. Kalas gibi duracak, şöyle tepeden bakacaksın. Tepeden bakma konusunda idman gerekmez, her zamanki halinle yani… Hani, “ulan gitti yepyeni palto, pistir bu çocuk şimdi, neler bulaşmıştır bundan, temizletsek bile olmaz” gibilerden yani… (Palto yeni olmasın, o hususa da geleceğim. Sen yepyeni bir paltona dokunan bir vatandaşa baktığın gibi, tiksintiyle bakacaksın, kapiş?)

Hani seçim öncelerindeki gezilerde filan çocuklar görünce şöyle saçlarını okşarsın ya, o alışkanlıkla elin yine çocuğun saçlarına gidebilir. Aman ha! Eline hâkim ol. Beceremeyecek gibi olursan, çocuğa bakarak, içinden üç defa “Kürt’tür bu çocuk” de, tehlike kalmaz. Tam o sırada yanındaki sebilhane bardaklarının rezilce gülmeleri gerekiyor. İhmal etmesinler. Rezillik konusunda idman yapmaları gerekmeyecek olanları bulmak senin için kolay. Esasen senin bir şey yapman da gerekmiyor zaten onlar seni buluyorlar. Etrafından kimi seçsen iş görür yani, bu yüzden bu teferruatı geçiyorum.

Sonra bir mikrofon vereceksin çocuğun eline. “Bay Kemal’le, Ekrem’le göğüs göğse, korkmadan dövüşen biricik kahraman Bakanım, sana uzanan eller kırılır” diye bağırsın. Tam o sırada, şöyle binlerce kişi sizi izliyormuş gibi alkış efektleri… Sen de gözünün önüne getir, bir Boğaziçili genci otuz memurun aralarına almış, tekmeliyorlarmış. O zafer senin zaferinmiş gibi hissettiğinde suratın ne hal alıyorsa, o ifadeyi istiyorum yani, çaktın?

Görüntüleri servis ede dursunlar. Biz paltoya gelelim.

Yukarıdaki mizansen hazırlanırken, bir başka ekip de yaşlı, çelimsiz bir adamcağız bulsun. Senin dönüş güzergâhına konuşlandırsınlar. Nazının geçtiği televizyoncular filan da hazır olsunlar. Hani ilk mizansenin görüntülerini izlerken filan biraz gecikebilirsin, adam da soğuktan mızmızlanmaya başlayabilir. Adamların onu ısıtsınlar. Ama fazla da ısıtmasınlar ağzı, burnu dağılmasın. Gerekirse iş bittikten sonra ne isterlerse yapar, ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bu arada sen kıçtan ısıtmalı Mercedes’ine bin. O adamın konuşlandırıldığı yere doğru yola koyul. Tam adamın yanına geldiğinde konvoy aniden dursun. Korumaların kapıyı açmasını filan beklemeden fırla. Burası mühim, eğer kameralar yakalayamamışsa, baştan bir defa daha denemekte beis yok. Fırladın Mercedes’ten, elinde palto. Paltoyu çocuğun dokunduğu eteklerinden filan tutmayacaksın, şöyle üst tarafından— hatırlatmaya lüzum yok herhalde. Onu o yaşlı adamcağızın sırtına geçir. Eğer tiksintini yenebilirsen, adamın sakalını da şöyle hafifçe okşarsan daha iyi. Artık gönül rahatlığıyla yola koyulabilirsin. Palto boşa gitmemiş oldu bak. Paltoya yazık olmadı. İşe yaradı.

Malum, hayat zorlaştı. Artık bir kuzudan iki post çıkarma zamanı. Gerçi sen bir kuzudan kırk post çıkarmayı bilirsin de… İşte ne oluyorsa, uykusuzluktan herhalde, bir haller oldu sana. Etrafında da pek akıllı adam kalmadı —en akıllı geçineni, herkes gittikten sonra paltoyu yaşlı adamın sırtından çekip aldı. Bunları akıl etmek de bana düştü.

Kal sağlıcakla.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin