Sertergillerin Gönlünü Almak
Siyaset sadece seçim kazanmak için yapılmaz. Ya ne için yapılır? Bugün bu konudaki derin fikirlerimi ifşa edecektim. Lakin bir gün bekleyebilir.
Demiştim ki, İhsanoğlu ve onu aday gösterenler, Sertergilleri ikna etmek için, en azından onların gönlünü almak için çabalayacaklar, yapmamalılar. Ama anladığım kadarıyla yapıyorlar. Galiba daha ilk twitlerle bu beyhude işe başladılar.
Aslını ararsanız —ki aramalısınız— “Fenerbahçe-Galatasaray kavgasını bırakıp Dünya Kupası için çalışalım” zihniyetinin başka türlü davranmasını beklemek müşkül. Ama size Dünya Kupasından bir istatistik: Almanya önceki gün, Dünya Kupalarındaki yüzüncü maçını oynadı. Çünkü son 15 Dünya Kupasının tamamında, en az çeyrek final, on birinde yarı final, yedisinde final oynamış bir takım Almanya. Ve bu başarı “Bırakalım Bayern-Dortmund kavgasını, Dünya Kupasına odaklanalım” demekle olmadı.
Almanya’da Bayernli olmayanların neredeyse tamamı Bayern’den nefret ediyor. Onlar da mesela “Bırakalım Dortmund-Schalke kavgasını, Bayern’e karşı birlik olalım” demiyor. Mesele futbolla sınırlı da değil. Westfalyalılar Bavyeralıları köylü bulup aşağılıyor. Hatta Düsseldorflular Köln’ü köy gibi görüyor. Ve saire.
Almanlar bu bölünmüşlüğe rağmen başarılı olmuyor, bu bölünmüşlük sayesinde başarılı oluyor. (Bölünmüşlüğün başarıya etkisi konusunda isteyen, Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik adlı kitabına bakabilir.) Sadece Türkiye değil, bütün toplumlar bölünmüştür. Akşam’da yazarken bir yazının başlığından söylemiştim, siyaset böler, bölünmek iyidir.
Mesele şu: Almanya’da Bayern, bütün zamanların şampiyonluklarının yarısından çoğunu kazanırken, şike filan yapmıyor. Federasyonu kafalayıp, maçlarına uygun hakemler atanmasını sağlamıyor. Diğerleri, Bayern hegemonyasını sona erdirmek için kendi aralarında anlaşmalı maçlar oynamıyorlar. Herkes oyunu kuralına göre oynuyor. Hepsi bu. Ve neticede, Dünya Kupasında yüzüncü maçını oynayan bir Almanya zuhur ediyor.
***
Türkiye’de ne oluyor? Futbolda tarih boyunca neler olmuş olduğunu biliyorsunuz. Aslında siyasette de…
Türkiye’nin Sertergilleri var mesela. Olmalılar ki olmuşlar. Ama var olmakla yetinmiyorlar. YÖK’ü ve Köşk’ü ele geçirip, hiçbir vasıfları olmadığı halde Rektör oldular. Kendileri gibi olmayanlara üniversiteyi zindan ettiler. Türkiye’nin Erdoğangilleri de mukabil olarak, “bakın sizin kızlarınıza neler yaptılar” diyerek, YÖK’ü ve Köşk’ü ele geçirip, badem bıyıklarından, eşlerinin başlarının örtüsünden, İmam Hatip diplomasından gayrı hiçbir vasıfları olmayanları Rektör ediyorlar. O Rektörler de, durumdan vazife çıkarıp, Erdoğangillere karşı olanlara üniversiteyi zindan ediyor.
Anlatabildim mi, bilmiyorum. Mesele Sertergillerin veya Erdoğangillerin mevcut olmaları değil. Oyunu kuralına göre oynamamaları. Oyunu kuralına göre oynamama hakkını nereden alıyorlar? İster birine, ister diğerine sorun, alacağınız cevap şu cümleye tercüme edilebilir: “Ama bizim hedefimiz Dünya Kupası. Hepimiz için istiyoruz bunu.”
İstemeyin kardeşim. Bizim için hiçbir şey istemeyin.
Tekrarlayayım: Dünya Kupası kazananların hiçbiri, hedefi Dünya Kupası olduğu ve buna göre yapılandığı için Dünya Kupasını kazanmıyor. Bu, bizim icat ettiğimiz ve yıllardır uyguladığımız halde Dünya Kupası almaya yaklaşmamızı bile sağlamayan bir model. Zırva bir dünya tasavvurundan alıyor kaynağını. “Eğer Dünya Kupası kazanılıyorsa, Dünya Kupası hedeflenip, futbol ona göre organize edildiğinden kazanılıyordur” gibi bir tasavvur. Montaigne’in zırvalarından bir zırva olan “Varacağı liman belli olmayana hiçbir rüzgâr yardım etmez” zırvasını ciddiye almak yüzünden.
Öyle bir dünya yok. Tıpkı öyle bir futbol olmadığı gibi…
***
Dönelim İhsanoğlu’na…
Fenerbahçe ve Galatasaray’a, “bırakın kavgayı, Dünya Kupasını düşünün” demek yerine, şöyle demeliydi: “Fenerbahçe ve Galatasaray olacak. Rekabet edecek. Ama her şey kurallar içinde olacak.” Yetmez. Ayrıca demeliydi ki, “bize sadece Fenerbahçe, Galatasaray yetmez, Gençlerbirliği de, Eskişehirspor da, Adana Demirspor da yarışın içinde olacak. Olmalı. Ey Gençlerbirliğililer, sizin teminatınız benim. Sizi Fenerbahçe-Galatasaray rekabetine yem etmeyeceğim. Çıtayı yüksek koyun. Siz de bu ligin hissedarısınız.”
Türkiye’de sanki sadece Sertergiller ve Erdoğangiller varmış gibi yapılıyor ama aslında her iki kesimin toplamı yüzde yirmiyi bulmaz. Geride, oyunun dışında kalmış geniş kesimler var. Sahipsizler. Çünkü hiçbir vakit YÖK’leri de, Köşk’leri de olmadı. YÖK’leri ve Köşk’leri olabilecek oyları olduğunda bile YÖK’leri ve Köşk’leri olmadı. Onlar oyunu kuralına göre oynadılar. YÖK’ü babalarından kendilerine miras kalmış, istedikleri gibi harcayabilecekleri bir şey olarak görmediler.
İhsanoğlu’nu Köşk’e taşırsa onlar taşıyacak, Erdoğangiller veya Sertergiller değil. Ve onlar, İhsanoğlu Erdoğangillerin gönlünü almak için hadisler paylaşıp, Sertergillerin gönlünü almak için laiklik lafları ettikçe, kendilerini Gençlerbirliği taraftarları gibi hissediyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, memleketin hissedarı olamayacaklar.
Onlar da ne yapsınlar, bu mekanda daha ilk yazılarda yazdığım gibi, Fenerbahçe-Galatasaray maçı biter bitmez, Premier League maçlarına dönüyorlar.