Sevmek

Daha önce de misal olarak kullanmış olmalıyım, bir dönem Zeki Alasya – Metin Akpınar ikilisi, televizyonda kamu spotu benzeri şeyler yapmışlardı. Onların birinde, Metin Akpınar çocuğunu çok sevdiği için, o acı çekmesin diye, onun yerine aşı olmuştu.

Eh, sevmek muhtelif biçimlerde tezahür edebiliyor demek ki.

Ortalığa yıllarca “ya sev ya terk et” diye gürleyen zibidilerin memleketi sahiden sevip sevmediklerini bilemem. Ama kendilerine böyle bir ikilem dayatılmasına katlanamayıp giden birileri olduysa, eminim ki her biri bu memlekete “ya sev ya terk et” deyip duranlardan daha fazla kıymet katabilecek insanlardı. Kendi hesabıma, o terk edenlerin —veya böyle bir dayatmayı ciddiye alsa terk edecek olanların— memlekette kalması için çaba harcanmasını, daha kayda değer bir sevgi olarak görürüm.

Lafı getireceğim yer bellidir herhalde. Bugünlerde “vatanı seviyorsanız ABD’ye karşı Erdoğan’ın yanında durmanız gerekir” diyenler türedi ya… Bence vatanı seven, Erdoğan’dan ve çetesinden kurtulup temizlenmeyi tercih etmeli.

AKP, yolun ta başında bile ahmaktı. Bilmiyordu ve bilmiyor olduğunu da bilmiyordu. Ama bu ölçüde kirli değildi. Kirlendikçe, kirliliğin faturası sandıkta önlerine konmasın diye, akla ziyan adilikler yaptılar ve her defasında daha da kirlendiler. En azından 2010’a kadar, kendilerini temizleme iradesi sergileyebilirlerdi. Ama AKP’yi çok sevenler, Erdoğan’ı çok sevenler, “biz sizi böyle de seviyoruz, leş gibi kokuyor olsanız bile seviyoruz” diye diye, böyle bir ihtiyacın hissedilmesine mani oldular. Aslında sevdikleri AKP veya Erdoğan değildi elbette, iktidar idi, iktidarın sağladığı nimetler idi.

Eh, sevmenin muhtelif tezahürleri olduğu gibi, muhtelif nesneleri de var demek ki.

AKP, 2010 sonrasında defalarca, kendisini kirletenleri dışarı atma fırsatı yakaladı. Hiçbirini değerlendirmedi. Muhtemelen hamamda tellağın önündeki sadrazam gibi eriyip yok olacağını tahmin ettiğinden. 17-25 Aralık sonrasında meclisin meselenin üstüne gitmesine mani oldu mesela. Daha sonra da meclisin herhangi bir şeyi soruşturmasına imkân vermedi. 15 Temmuzun doğru dürüst araştırılmasına bile mani oldu.

Dün dedim, kirlenmek doğa kanunu ama temizlenmemek tercih. AKP kirli bir teşkilat, bir çete. Ve öyle olmak kendisinin tercihi. Memleketin dört bir yanında, basit şüphelerle bile on binlerce insanın hayatını karartmakta hiç beis görmeyen AKP, kendi içindeki Cemaatçilerin birkaçına —o da neden sonra— görevden el çektirmekle kifayet etti. Eh, besbelli AKP’yi çok seviyorlar, ona kirlilik bulaşmış gibi görünsün istemiyorlar. Ama bu hal, kirlenmiş olmayı içlerine sindirdikleri manasına geliyor.

Bu da bir türlü sevmek.

Kokularıyla tiksinti vermekte bir beis görmüyorlar, yeter ki kokuyor olduklarını alenen kabul etmiş olmasınlar.

Tercih!

Erdoğan ve çetesi yolun sonuna geldi. Kendilerini temizlemedikleri, kendilerini tedavi etmedikleri, aşı olmadıkları için… Mesele şu ki, AKP’nin Erdoğan’ı duvardan söküp atacak bir iradesi kalmadı. Onunla birlikte kendisinin de sökülüp atılması gerekiyor. AKP’yi duvardan sökecek bir irade de ufukta görünmüyor.

“İyi ya işte, AKP kendisi hakkında kirlilik zannına hiç meydan vermedi, temizmiş algısı yarattı, ahmak millet de bu algıyı yiyor” diyor birileri. Öyle değil. AKP’ye oy verenlerle —ve hatta bugün seçim olsa oy verecek olanlarla— şöyle bir söyleşin bakalım, AKP’nin temiz olduğunu söyleyebilecek kaç kişi bulacaksınız. AKP’nin içinde Cemaatçi olmadığını düşünen kaç kişi bulacaksınız…

“İyi ya işte, millet temizliği önemsemiyor” diyorlar bu defa. Neden önemsemesin? Pekâlâ önemsiyor. Ama (a) zaten sahnede temiz bir aktör olmadığını düşünüyor ve (b) asıl önemlisi, karşıda herhangi bir güvenilir oyuncu bulamıyor —bulsa, o saat satacak Erdoğan’ı ve çetesini ve sizin/benim aklıma gelmeyen kirlilikler yakıştıracak AKP’ye.

Erdoğan ve çetesi yolun sonuna geldi. Eğer Erdoğan’ı duvardan, dübeliyle birlikte, AKP ile birlikte sökmenin bir yolunu bulamazsak, hep birlikte ödeyeceğiz faturayı. Bizi sökecekler.

Vatanı ancak soyabiliyorsa seven bir güruh, vatanı ancak Kürtleri özgürce öldürmesine ruhsat veriliyorsa seven bir başka güruh ile el ele, hepimizi kıyamete götürüyor. Onlarca yıl boyunca ancak çirkin Atatürk heykelleriyle doldurmasına ruhsat varsa vatanı seven bir başka güruh —sevme sebebi ortadan kalktığından— zaten artık vatanı sevmiyor. Erdoğan onlara “bakın bizim yanımızda size de bir yer açalım” dediğinde, gördüğüm kadarıyla, “siz çok kirlisiniz, bizim sizin yanınızda işimiz yok” demediler gibi… Hani ahaliyi suçluyorlar ama kendilerinin temizlik konusunda pek de hassas oldukları söylenemez.

Geriye kalanlar da, galiba, pek de hesaba katmaya değecek kadar değiliz.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et