Siz Neredesiniz?

Son üç büyük şampiyonanın şampiyonu, Dünya Kupasının en pahalı kadrosuna sahip İspanya, ilk iki maçın sonunda, daha grup maçları bitmeden, turnuvaya veda etti. İspanya’nın başına geleni büyük bir sürpriz olarak nitelemeyen yok gibi. Haklılar mı? Haklılar.

Mesele şu: Hemen her büyük futbol turnuvasında, her ligin her sezonunda benzer sürprizler yaşanıyor. Futbolda en büyük sürpriz, herhangi bir orta boylu turnuvada hiç sürpriz olmaması olur. Böyle bir şey olursa, herhalde futbol tarihinde ilk defa olmuş olur.

Her futbol turnuvasının, her sezonun, her ligin, hatta her maçın ayrı senaryoları var. Önceden kimsenin yazmadığı, teknik direktörlerin ve oyuncuların oynadığı, onların hamlelerinden zuhur eden bir senaryo. Sözün özü, futbol tiyatrodan çok farklı.

Tiyatroda, önceden belirlenmiş bir senaryo, üzerinde haftalarca çalışıldıktan sonra sahneye konur. Genellikle de defalarca da sahnelenir. Her defasında, beklenmedik sebeplerle ortaya çıkan ufak tefek farklılıklar, oyunun akışının içine yedirilerek, ortadan kaldırılır. Eğer aynı oyunu, aynı sezonun içinde, aynı kadrodan birkaç defa izlemişseniz, her defasında tastamam aynı şeyi izlemiş olduğunuzu düşünmeniz beklenir.

Daha önce değindiğim tabirle söyleyecek olursam, tiyatro periyodik bir çekiciye yakınsar. Periyodik çekicilere yakınsayan, tekrarlanan, öngörülebilir sistemler, pek çok kişi için makbul sistemler. Bir sistemin bu şekilde davranabilmesi için, bir kontrol sistemi olması gerekir. Tiyatro da bir kontrol sistemidir. Bir sistemin bu şekilde davranabilmesi için, tasarı ürünü olması gerekir. Tiyatro da tasarı ürünüdür. Oyunun yazarının bir tasarısı vardır. Yönetmen oyunu kendi tasarısına göre yeniden yorumlayabilir. O kadar.

Futbol öyle değil. Ömer Üründül’ün veya Erman Toroğlu’nun eline imkân geçerse, tiyatro gibi futbol sahnelemeye teşebbüs edecekler. Başaramayacaklar. Ama kimsenin bunu başaramayacak olması o kadar mühim değil. Mühim olan şu: Bu yazıyı okuyan pek çok kişi, muhtemelen, tiyatro izlemek için ayırdıkları süreden daha çoğunu futbol izlemeye ayırdılar. Futbolu seviyor ve sevdiklerini açıkça söyleyebiliyor da olabilirler. Ama tiyatro hakkında söyleyebilecekleri daha başka. Tiyatro futboldan makbul. Çünkü tiyatro daha beyaz insanların yaptığı ve izlediği bir şey desem, pek öyle de değil. Futbol olanı, tiyatro olması isteneni temsil ediyor. Futbol Herakleitos’un, tiyatro Parmenides’in dünyasına ait.

Fatih Terim futbol sayesinde dünyada bir yere sahip oldu. Yani futbol diye bir sektör mevcut olduğu için Terim akranlarının arasından sıyrılıp, özel bir insan olma fırsatı buldu. Ama steril, beyaz ve nezih bir dünya olan Galatasaray’da, öylesi makbul olduğu için, steril ve beyaz bir profil çizmeye kalktı. Fena çuvalladı. Bir denizi andıran futbol dünyasında, sanki havuzdaymış gibi kırıtırken, kırıttığı için boğulmak üzereyken, suyun üzerinde kalabilmek kastıyla, can havliyle çırpınmaya başladı. Yüzdü.

Erdoğan, aynı kulvarı tersine koştu. Yola denizde başladı. Futbol sahasında başladı. Zamanla sahaya bir tiyatro sahnesi kurdu ve hanidir bir tiyatro yönetmeni gibi davranıyor. Herkesin rolünü tarif etmeden rahat edemiyor, edemeyecek. Kontrol sistemlerinin en ciddi mahzuru, tiryakilik yaratması. Erdoğan artık, kontrol edemediği bir dünyada asla rahat edemez.

***

Terim’den hoşlanmam. Futbolu tiyatro karşısında ikinci sınıf bir meşgale olarak gören yaygın zihniyete itibar ettiği, tiyatroya özendiği, sonra –ancak aslına rücu ederek hayatta kalabildiği halde– hâlâ aynı kompleksle yeni tutumlar icat edip durduğu için.

Erdoğan’dan hoşlanmam. Tastamam aynı kompleksleri yüzünden, Türkiye’de siyaset yapmayı imkânsızlaştırdığı için.

Deniz Baykal, Nur Serter ve sair için ise durum farklı. Onlar komplekssizler. Zaten tiyatronun futboldan daha matah bir iş olduğunu düşünerek büyümüşler. Hâlâ öyle düşündükleri belli. Başkalarının futbola daha çok vakit ayırmasını, bir klas farkı olarak görüyorlardır. Kendileri için bir şey istedikleri yok. Herkes futbolun o ikinci sınıf dünyasından çıksın, mesela Arda da şöyle saygın bir tiyatro oyununda oyuncu olsun istiyorlar. Sizin neden bu ulvi serüvene direndiğinizi pek anlamıyorlar ama ehemmiyeti yok. Hayatlarını bu oyunu kazanmaya adamış durumdalar.

Sıkıntıları şu: Hayatlarını adadıkları oyun bir tiyatro oyununu değil, bir futbol maçını andırıyor. Ve onlar futbol oynamayı hiç bilmiyorlar.

***

Tiyatro iyidir. Tiyatroyu severim. Ama hayatı futbol yardımıyla öğrendim. Siz, bir yanında futbol, öte yanında tiyatro olan bu âlemin neresindesiniz?

Not: Yaklaşık yirmi yıldır tiyatro dünyasında, tiyatroyu futbola benzetecek denemeler yapılıyor. Yukarıdaki metinde tiyatro derken, Türkiye’de pek ender rastlanan bu tür denemeleri dışarıda bıraktım.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et