Son Süper Kahraman

Siz bu emperyalist güçleri bilmezsiniz.

Ben de bilmezdim de, Baykal sayesinde öğrendiydim. Baykal açık açık dediydi, emperyalist güçler hem AKP’yi ve hem de MHP’yi ele geçirmişlerdi. CHP’yi de ele geçirip projeyi tamam edeceklerdi ve fakat Baykal bir başına yedi düvele karşı direniyordu.

Öğrendiğimi özetleyeyim:

  1. Emperyalist güçlerin işi gücü Türkiye’dir. Türkiye’yi düşürmeden gözlerine uyku girmemektedir.
  2. Memleketin dört bir yanını ele geçirmişlerdir, çünkü hem çok güçlüdürler, hem çok sinsidirler, hem memlekette onların satın alabileceği ve/veya aldatabileceği çok sayıda satılmış/ahmak bulunmaktadır.
  3. Ve fakat, çok güçlü olsalar da Baykal kadar güçlü değildirler. Ne kadar akıllı olsalar da, Baykal kadar akıllı değildirler. Ve memlekette satın alınamayacak/aldatılmayacak bir Baykal vardır.
  4. İyi ki vardır. Bu sayede emperyalistlerin kim bilir ne kadar kafa yorarak, kim bilir ne kadar para harcayarak, kim bilir ne kadar maddi/manevi maliyetlere katlanarak inşa ettikleri proje, bir türlü tamamlanamamaktadır.

Neyse…

Sonra gördük ki, Baykal o kadar da akıllı değilmiş. Kendi kıçını, onu faş etmek için kurulmuş kameralardan koruyabilecek kadar bile aklı yokmuş hatta.

Baykal’ı allayıp pullayıp “emperyalizme karşı tek başına” hikâyeleri yazanlar, “son kale de düştü, işte size emperyalistlerin ne kadar da güçlü olduklarını söylüyorduk, inanmıyordunuz” plağını koydular. Ama hâlâ cevabını vermedikleri bir soru var: Madem bu kadar akılsızdı, yıllar yılı emperyalistlerin oyunlarını bozacak malzemeyi nereden buldu?

Baykal’ı “emperyalizmin çarklarına çomak sokan son süper kahraman” olarak pazarlayanlara hep aynı iki soruyu sordum:

  1. Her şeye gücü yeten emperyalistler, mademki sonuna bu kadar yaklaştıkları projeyle aralarında sadece Baykal kaldı, neden onun işini bitirivermiyorlar? Görüntülerin birden sahaya düşüvermesi benim sorumu manasızlaştırmıyor? Neden o kadar beklediler? Neden, mesela bir trafik kazası filan tezgâhlayıvermediler?
  2. Diyelim siz haklısınız. Diyelim Baykal’da –benim nereden bakarsam bakayım göremediğim– müthiş kabiliyetler var ve yek başına direniyor. O vakit kendimizi güvende hissetmemizi bizden nasıl beklersiniz? Baykal’ın başına –Allah göstermesin– bir iş gelirse, memleketin hali nice olacak? Bütün bir memleketin yekûn istikbali bir tek adama endekslenmişse, zaten ölmüş değil miyiz?

***

Akşam’da bir yazıya şöyle başlamıştım:

Lise son sınıfta doğru dürüst iki dersimiz vardı. İkisinden de çakacağım az çok belli olmuştu. Ders çalışmaya karar verdim. Bir akşam yurda herkesten önce girip, daha önce ders çalıştıklarına şahit olduğum arkadaşların yaptıklarını taklit ettim. Masanın üzerine kitapları, defterleri açtım. Kalemimi silgimi ihtimamla hazırladım. Ne var ki, hayatımda daha önce hiç ders çalışmamıştım, bundan sonra ne yapacağımı bilemedim. Hayatımın projesi akim kaldı.

Ders çalışmayı bilmesem de kafam çalışıyordu, “ne biçim soru bu, sprey de kullanmayın ayrıca” deme lüksüm olmadığını biliyordum. İyi ki hayatta her şey böyle değil.

“Mesela Ali birader küçükken otomobil kullanmaya pek hevesliydi. Eline çember şeklinde bir şey geçirdiğinde hemen bir minder bulur oturur, annemin örgü şişlerinden birini de mindere vites niyetine saplar, motor sesini ağzıyla taklit ederek, çemberi çevirir dururdu. Kendi yaptığı şey ile sahiden otomobil kullanmak arasında bir fark olduğunun elbette farkında değildi. Kazara bir otomobili kullanan birinin kucağında direksiyonu eline geçirebilse, mutlaka ya bir yere çarpacak veya birini ezecekti. Kendi cehaletinden bihaber olduğundan, muhtemelen diyecekti ki “Bidon kafalı! Göbeğini kaşıyacağına önüne baksana!”

“Ali’yi tenzih ederim, otomobil kullanmanın o taklit ettiği görüntüden ibaret olmadığını öğrenmesi için birkaç yaş alması yetti. Herkese o kadarı yetmeyebiliyor.”

Herkese o kadarı yetmeyebiliyor.

Mesela şimdi Doğan medyasına sövüp sayanlara… Doğan medyasının zamanında yaptıklarını “demek ki medyacılık böyle bir şeymiş” diye taklit ediyorlar. İki derdimiz oluyor: (a) Doğan medyasının yaptığı adiliklere –bu defa başka bir misyon adına– tekrar maruz kalıyoruz. (b) Bu defa adi, kalitesiz bir kopyasına maruz kalıyoruz.

Kendisini medya zanneden şey, anlaşılan o ki, Erdoğan’dan “emperyalizme karşı bir başına” hikâyeleri üretmeye çalışıyor. Yine –zaten orijinali adice ve ahlaksızca olan– bir işin adi ve kalitesiz bir kopyasını imal girişimi yani…

Benim Baykal olayında sorduğum sorular baki. Erdoğan’ın o emperyalistlerin memleketin kıymetlerini birer birer ele geçirmesine neden göz yumduğunu filan sormayacağım. Neden Mısır’la, Suriye’yle (yani emperyalistlerin kuklaları ile) dövüşmek yerine, doğrudan ABD’nin, İngiltere’nin Fransa’nın büyükelçiliklerini kapatmadığını filan da… Aynı basit iki soruyu soracağım: (a) Madem bu kadar güçlüler ve Erdoğan dışındaki bütün kaleleri düşürdüler, Erdoğan’ın işini bitirmelerine mani olan ne ve (b) işimiz sadece Erdoğan’a kaldıysa, zaten direnmemek daha akıllıca değil mi? Ölmüş değil miyiz?

***

Geçende tanıştığım AKP’i bir bürokratın sözleriyle kapatayım: “Eğer ben CIA’in yerine olsam” dedi genç bürokrat, “Türkiye masasını kapatırım. Nasılsa Türkiye’nin kendisine yaptığını, dünyanın bütün gizli servisleri tezgâhlamaya kalksalar beceremezler.”

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et