Takvim, İhtilal ve Kandil

Bütün günlerin malzemesi aynı. Her biri dünyanın kendi ekseni etrafında bir devrinden mamul. Ama 21 Mart ve 21 Aralık günlerinin, hatta 21 Haziran ve 21 Eylül’ün diğerlerinin arasından sıyrılıp imtiyazlı bir yere sahip olmalarında anlaşılmaz bir şey de yok. İnsanoğlunun bu dört güne diğerlerinden farklı manalar yüklemeye erkenden başladığı anlaşılıyor.

Ya sonrası?

Cumartesilerin, Pazarların veya Cumaların diğer günlere tepeden bakmaya başlamasında mesela, herhangi bir tabii sebep yok. Aslında günleri yedişer yedişer paketlemenin tabiatın herhangi bir çevrimiyle bir alakası yok. Öyle görülüyor ki, aramızdaki bir mutabakat, tabiatın kalın çizgili gerçekliklerinden daha tayin edici olabiliyor. Olduğunda da, o mutabakata medeniyet diyoruz. Medeniyetler bazı mekânlara olduğu gibi bazı günlere, haftalara, aylara da özel manalar yüklerler. Yani mana, o manayı yüklediğimiz şeyde değil, bizdedir, yükleyendedir.

Zamanı günler ve yıllar olarak organize eden tabiattır, tamam. Ama hemen her büyük devrim, en azından yılları organize etmeye heves etti. Çin’de hemen her hanedan değiştiğinde takvim de değişiyordu. Eski Mısır’da ve hatta daha yenilerde Roma’da da bileğine güvenen, tebaasının zaman organizasyonuna müdahale etti. Bir toplumun zaman dilimlerine yüklediği manayı kontrol edebilirseniz, anlaşılan o ki, toplumu kontrol etmek de kolaylaşıyor.

Takvime müdahalelerin en gözü kara olanı, en küstahı, herhalde İhtilalcilerin müdahalesi idi. Birinci Cumhuriyet’in ilan edildiği günü başlangıç olarak kabul eden Cumhuriyet Takviminde her ay üç haftadan mamuldü. Her haftanın on günü vardı. İhtilalciler sadece ayların sayısına dokunmamışlardı. Bu durumda da yılın artık yıl olup olmamasına bağlı olarak beş veya altı gün artıyordu. Bu beş veya altı gün, son aydan sonrasına, aylardan bağımsız olarak ekleniyordu. Cumhuriyet Takvimi, Napolyon ortadan kaldırana kadar yaklaşık on iki yıl boyunca uygulandı. Komün günlerinde Paris’te bir defa daha hayata geçirilen ve on sekiz gün daha yaşayan takvimin her günü on saate, her saati yüz dakikaya ve her dakikası da yüz saniyeye bölünmüştü.

Görünen o ki, ya yeni bir mutabakat inşa edersiniz, ya mevcut mutabakata bir şeyler eklersiniz veya başka birilerinin mutabakatına boyun eğersiniz. Gücünüz hangisine yetiyorsa artık. İhtilalin hediyesi olan kilogram ve metre gibi ölçüler yaşıyor —ki her ne kadar tabiatta sağlam, objektif dayanakları varmış gibi takdim edilseler de, onlar da sadece birer mutabakattır. Ama İhtilalin takvim sistemini herkes bilmez, çünkü çok yaşamadı. Her şeye kadir görünen İhtilalin kudreti bile, birçok bakımdan son derece makul görünen ama muazzam bir geleneğe hasımlık güden takvim sisteminin yaşamasına kâfi gelmedi.

İslam âleminin de kendine has bir takvim sistemi var. Diğerlerinden daha iyi veya daha kötü değil. Diğerlerinden daha mesnetsiz veya manasız da değil. Sadece farklı. İslam’ın takvim sisteminin mübarek üç aylarına önceki gün girdik. Dün de kandildi. Umalım ki İslam Medeniyetinin bu hususi günleri insanlık için hayırlara vesile olsun.

Cemalettin N. TAŞCI