Yürüyüş

Kılıçdaroğlu yürümeye başladığında, CHP’li tanıdıkların önemli bir bölümünde hayal kırıklığı ve endişe hâkimdi. İlk günlerde bekledikleri ilgiyi görememişler, yeni ve büyük bir yenilgiden korkmaya başlamışlardı. Kendi değerlendirmemi her biriyle —ve başkalarıyla— paylaştım. Bana göre yürüyüşe katılanların sayısı filan çok mühim değildi. Günler ilerledikçe, eğer Kılıçdaroğlu sebat edebilirse, yürüyüşün etkisinin artacağını düşünüyordum.

Neden öyle düşünüyordum?

Birincisi, AKP ve Erdoğan çok korkmuştu. İkincisi, kamuoyunda 16 Nisan sonrasında bastırılmış olan ne varsa hepsinin basıncı vardı —yıkıcı olmayan bir enerji formunda.

Orta vadeli bir iyimserliğim de vardı. Bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin değişebileceğini, eğer öyle bir hâsılat derlenebilirse yürüyüşün çileği olacağını düşünüyordum. Salı günleri grup toplantılarında güya çok yankı yapması gereken manasız ithamları arka arkaya dizmek dışında da siyasi bir zemin olduğunu öğrenebilirler, eğer öğrenebilirlerse bu da ciddi bir kazanç olur, filan.

Kılıçdaroğlu istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Kamuoyunun talep ve beklentileri her ne olursa olsun, Kılıçdaroğlu’nun yegâne derdi “ulan bütün bunlar senin yüzünden, eğer dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermeseydin bütün bunlar olmayacaktı” denmesi  ihtimalinden ibaretti. “Adalet” filan satılıyor ama asıl mesele koltuğa yöneleceği neredeyse kesin olan taarruzları savmaktı. Derken Feyzioğlu, Kocasakal gibi adamlar kendilerini taca atarak Kılıçdaroğlu’na ekstra hediyeleri de sundular.

Neticede oluşan atmosferde Kılıçdaroğlu “aha siyaset yaptım, çok yoruldum, bir sonraki kurultaya kadar kapalıyız” derse… Şaşırmayacağım. Nereden çıkardığımı sormayın, Kılıçdaroğlu’nun uzun bir tatile girmeye pek hevesli olduğunu hissediyorum. Yani, sona yaklaştıkça kalabalıklar büyüdü filan ama ümit ettiğim türden bir değişim ihtimali küçüldü.

Lakin…

Erdoğan’ın ve parti görünümlü çetesinin korkusu büyüdü. Çok büyüdü. Elleri ayaklarına dolandı. Kılıçdaroğlu’nun bunun ne kadar farkında olduğu, değerlendirmek için neler yapacağı bir yana, kamuoyu durumu hissetti.

Dikkatinizi isterim, bu süreçte “iyi ama yürüyüşe sebep olan tutuklama Kılıçdaroğlu’nun basiretsizliği yüzünden” veya, “ilk tutuklanan Berberoğlu mu, bugüne kadar neredeydiniz” türünden çıkışlar ya hiç doğmadı veya yüzeye çıkamadı. Olanları biliyoruz ama genellikle bize ipucu sağlayan, olabilecekken olmamış olanlardır. Bu tür mantıklı ve haklı itirazların yükselmemesi de kamuoyu hakkında anlamlı bilgilerdir.

Netice?

Memlekette siyaset yapmak için uygun bir zemin doğdu.

Kılıçdaroğlu bu zemin üzerinde siyaset yapabilecek veya partisinin siyaset üretmesinin önünü açabilecek mi? Ümitli değilim. Bu ümitsizlik Kılıçdaroğlu’nun “ben zaten amacıma ulaştım” demesi ile filan alakalı bir şey değil. Aksine, o lafla ima ettiği şey hususunda tam da onun kastettiği gibi düşünüyorum.

Zuhur eden zemini başkası kullanabilecek mi? O da ufukta görünmüyor.

Elimizde kalan bakiye, değişmiş ve kendisini ortaya koymuş bir kamuoyu. Bu yazdıklarımı mitingden önce yazıyorum ve mitingde toplanacak kalabalıkların büyüklüğü ne olursa olsun düşüncem değişmeyecek.

Çok büyük bir kazançmış gibi görünmüyor ama az şey de değil.

Bir metaforla anlatmaya çalışacak olursam, tarlada buğday büyümeyebilirdi. Büyüdü. Görünürde o buğdayı biçecek, öğütecek, ekmeğe dönüştürecek bir potansiyel fail görünmüyor. Normal şartlarda tarlada buğday varsa, ondan fayda imal etmeye kalkacak çok talip çıkar. Türkiye’de tarlada problem yok ama siyaset düzeni —daha önce defalarca iddia ettiğim gibi— onu biçip öğütecek, başkalarının karnının doymasını sağlarken zengin olmayı hayal edecek oyuncular üretemiyor. Çünkü düzen bozuk.

***

Bir meslektaşım, yürüyüş boyunca sadece “adalet” sloganının kullanılması filan gibi inceliklerden (!) bir kahramanlık hikâyesi imal etti. Kardeşim de… Aslında burada incelik filan yok. Burada herhangi bir yaratıcılık yok. Yaratıcılık eksikliği, kötürümlük, bir performans olarak değerlendiriliyor. Çünkü herkesin aklına, dilsizliğin alternatifi olarak laikçilik ve bezeri kitlesel dışlamalar geliyor. Ayrımcılık, dışlama olmazsa, birleştirici bir şeyin olmamasına razı herkes. Yeni şartlara uygun yeni tariflerin olmamasına… Bu da kamuoyunun ne kadar imkânsızlaştırıldığının, bu imkânsızlıklar içinde iyimserliğini sürdürebilmek için ne kadar canhıraş bir çaba harcadığının göstergesi bence.

Ee?

Yani kamuoyunda bir problem yok. Öyle bölünmüş bir kamuoyu filan yok. Durmadan, her sabah yeniden üretilen bir bölünme var. Kamuoyu bölünmüş değil. Bölünüyor. Birileri bölüyor.

Birileri?

Yani kim?

Eh, biliyorsunuz işte.

15 Temmuz’u Allah’ın lütfu olarak gören, yıldönümünü de o lütfun faizi olarak değerlendireceğini şimdiden aşikâr eden Erdoğan ve çetesi, bölünmemiş bir kamuoyunda siyaset üretebilecek meziyetlere sahip değiller. Her vakit yaptıkları gibi, şimdi de bölünmeyi yeniden üretmeye teşebbüs edip durdular.

Yemedi.

Yememesi sadece yürüyüşte farklı slogan atılmaması, farklı bayrakların kullanılmaması filan sayesinde değil. Toprakta buğdayın büyümüş olması yüzünden. Eh, Kılıçdaroğlu ve CHP’sini, tarladaki buğdayın üzerinde postallarıyla tepinmedikleri için kutlayabiliriz ama daha fazlasını hak etmiyorlar.

Daha fazlasını hak eden var mı?

Sadece sezgisel olarak HDP’ye şükranlarımı sunabilirim. “Ulan tutuklanan bir Berberoğlu mu, sizin yüzünüzden bizim yarımız içeride” diyebilirlerdi, demeye en çok onların hakkı vardı, demediler. Ama şükranlarımı hak etmek için bu kâfi değil. Hissettiğim kadarıyla, bir biçimde kendi tabanlarını bu yürüyüşe katkıya sevk ettiler ve bunu yürüyüşü sabote etmek için fırsat kollayan alçaklara hiçbir imkân sağlamadan yaptılar.

Nasıl becerdiler? Bilmiyorum. Ama becermişler gibi hissediyorum. Çok yanılıyor da olabilirim. Onların çabasıyla değil de kendiliğinden olmuş da olabilir.

***

Bitirmeden, kendimce tespitlerimi bir tahminle tamamlayayım.

15 Temmuz’da gösterişli bir gövde gösterisine şahit olacağız gibi görünüyor. Çok gösterişli, çok çok gösterişli olabilir. Ne kadar gösterişli olursa, bana öyle geliyor ki, o kadar tersine çalışacak. Kılıçdaroğlu’nun kendi koltuğuna yönelen mermileri savmak için can havliyle yaptığı yürüyüşten bir fayda imal etmeye azami gayret gösteren kamuoyunun bence asıl ümidi Erdoğan ve parti görünümlü çetesi olmalı. Kılıçdaroğlu ve partisinde çok ümit yok ama Erdoğan ve tayfası hadlerine o kadar tecavüz ettiler ki…

Görünüşe göre o kadar daha edecekler ki…

Bence artık düşmana hiç ihtiyaçları kalmadı.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et