Basitlik ve Karmaşıklık

Dün Serbestiyet’te, Bütün Tahminlerin Yanlış Çıktığı Efsane Bir Televizyon Programı anonsuyla 2008 tarihli bir 32. Gün programı hakkında bir yazı vardı. Türkiye’nin sarsıntılı bir döneminde, Mahir Kaynak, Yalçın Küçük ve Erol Mütercimler’i bir araya getirmişti Birand. Normal şartlarda herhangi birine birkaç dakika katlanamayacağım bir kadro. Yayınlandığı tarihlerde, karşısına bağlasalar izlemeyeceğim bir program. Ama aradan on iki yıl geçtikten sonra, ibret verici bulduğum için izledim.

Bir yandan da Timur Kuran’ın Yollar Ayrılırken —Ortadoğu’nun Geri Kalma Sürecinde İslam Hukukunun Rolü adlı kitabını okumaktayım. Kitap yayınlandığında, açıkçası, “geri kalmışlığımızı açıklayan bilmem kaçıncı orijinal şifre” diye içimden geçmişti. Alıp okumak aklımın köşesinden bile geçmemişti. Celal tavsiye edince “bir bakayım” dedim. İtiraf etmem gerekiyor ki, şöyle sekiz, on sayfa okuyup etiketleyerek rafa kaldıracağımı düşünüyordum. Fena halde yanıldım.

Neden yanıldım? Çünkü Kuran meseleyi kompleks bir hadise olarak ele alıyor —son dönemde yabancı tarihçilerde sıklıkla karşılaştığım bir tutum ama yerli tarihçilerde ne kadar yankılandığı hakkında bir fikrim yok. (Esasen “Kuran’ı yerli saymak ne kadar makul”, “tarihçileri yerli ve yabancı diye tasnif etmenin manası var mı” gibi sorular da orada duruyor olsun.)

İmdi…

Aradan bilmem kaç yıl geçince, bir yerlerde ele geçen filanca belgeler, başka bir yerlerde geliştirilen başka açıklamalar yüzünden Kuran’ın vardığı neticeler de çağdışı/anakronik/demode kalabilir mi? Kalabilir. Kalacaktır zannımca. Esasen şimdiden itiraz edebileceğim pek çok husus var. Ancak Kuran’ın metodolojik titizliği, gerçeğe duyduğu saygı da orada duruyor olacak. 32. Gün programını izlerken Kuran’ı hatırlayıp durmamın, burada ikisinden peş peşe söz etmemin sebebi, birilerinin tahminlerinin boş çıkması, diğerinin açıklamalarının makul gelmesi değil yani. Derdim metodoloji.

32. Gün programında arzı endam eden şahsiyetlerin en soytarısı, açık ara, Yalçın Küçük. Ciltlerle yazmış, onunla övünüyor. Tıpçılar yazmıyor diye, Erdoğan’ın epilepsisini yazabilmek için tıp öğrenmiş. Öyle de bir dâhi kendileri. Şıp diye tıp öğrenebiliyorlar —kendi kendilerine. Tarih, sosyoloji filan gibi şeyleri de öyle öğreniverdiler. Ve çok gösterişli bir metodolojileri var. O metodolojinin vasıfları arasında Kuran’ın metodolojisinin vasıfları yok. Şöyle, sol elinle tuttuğun yazdığın kitaba sağ elinle bir yumruk atacaksın, cevaplayamadığın bir soru geldiğinde “iyi de İsrail’i nasıl atlıyoruz” filan gibilerden olağan şüpheliye ilk işaret fişeğini sen yollayacaksın, abartılı jestler ve mimiklerle soytarılıkta taklidi mümkün olmayan bir zirveye oturacaksın, sağdan soldan alakasız alıntılar yaparak malumatfuruşluk yapacaksın ve…

Her şeyi olabileceği kadar —hatta olamayacağı kadar— basitleştireceksin.

Basitleştireceksin. Daha da basitleşemeyecek kadar basitleştireceksin. En çok basitleştiren sen olacaksın. Basitleşeceksin ve basitleştireceksin. Son derece basit bir şemaya ulaştığında, artık, filanca Paşanın, falanca bürokratın basit bir tercihi veya ideolojisi, filanca sembol, her istediğin amaca hizmet edecek kadar cesamet kazanacak. Neden o Paşa da şu Paşa değil, neden şu sembol de bu sembol değil, bunları sormazsanız… Mutluluk.

Kuran’ın yapmaya çalıştığı ise tam zıddı. Şurada şu tüccar Endonezya’ya gidiyorsa… Neden gitti? Gittiğinde neden başarılı oldu? Uzak Doğu’nun şartları nelerdi ki Avrupa’ya değil de Uzakdoğu’ya gitti? O tüccarın başarısı başka neleri tetikledi? Karşılaştığı sıkıntıları aşmak için yargı sistemi ne reaksiyon gösterdi? Neden o reaksiyonu gösterdi? Böyle ince ipliklerle birbirine bağlı sayısız aktörün fiil ve tercihlerinden zuhur eden bir dünyayı anlatıyor Kuran. Öyle “filanca Paşa falanca kararı verdi de” gibi yürümüyor yani Kuran’ın hikâyesi. Çok karmaşık, çok kompleks —zaten de Ortadoğu’da kurumların basit kalmasına mukabil Avrupa’da giderek karmaşıklaşmasının bin yıl içinde muazzam bir fark yarattığını iddia ediyor.

Hal bu olunca, ister istemez insanın aklına şu soru düşüyor: Kimler Yalçın Küçük’ün zırvalarını, kimler Kuran’ı okuyor? Küçük’ü okuyanların motivasyonu ne, Kuran’ı okuyanlarınki ne?

Ve…

Küçük, basit mi basit bir soytarı olarak, okuyandan ve dinleyenden herhangi bir yoğun çaba talep etmeyen bir maskara olarak, her durumda Kuran’dan daha çok kişiye ulaşmayacak mı? Eğer ulaşacaksa… Ve eğer herkes hepimizin kaderi üzerinde eşit seviyede hisse sahibi olacaksa… Bu dünyanın istikbalinden ümitli olabilir miyiz? Nasıl ümitli olabiliriz?

Benim bu hususlardaki cevabım belli.

Bundan altmış yıl önce mesela, ciddi tarihçilerin metodolojisi de, az çok Küçük’ün metodolojisini andırıyordu. Basitleştirmek esastı. Tarihte olup bitenleri anlama işi, ana hatları itibariyle, bir tür bilmece çözme yaklaşımına sahipti —kilitli kapıyı açacak anahtarı bulma yaklaşımı. Bildiğim kadarıyla bu yaklaşımı derinden sarsan ilk tarihçi Braudel oldu —vurgulayayım, “bildiğim kadarıyla” öyle, yanılıyor da olabilirim.

Ama şimdi öyle değil.

Yani?

Küçükler hep vardı ve sadece Küçükler vardı. Kudret tabana yayıldıkça, her nedense ve her nasılsa, Kuranlar zuhur etti ve çoğaldılar, çoğalıyorlar. Bu iki eğilim arasında nedensel bir bağ kuramayabilirim ve belki nedensel bir bağ da yoktur zaten. Ama iki eğilim bir arada var. Dolayısıyla ümitsiz olmak için bir sebep yok.

Kısa vadede Küçük’ün yerini çok sayıda başka Küçük alacak. Alıyor zaten. Sosyal medyada sayısız Küçük var. Başakşehir maçı bittiğinde “Emine hanım Damadı yendi” dedikten sonra, Galatasaray Trabzon’a yenilince “Damat meseleye el koydu” filan gibi açıklamalar geliştiriveriyorlar. “Başakşehir’i geçen yıl neden şampiyon yapmadılar”, “Erdoğan Başbakan iken Rize ve Kasımpaşa birlikte neden küme düştü” filan gibi soruları da “e meselenin İsrail boyutuna ne zaman geleceğiz” filan diye savuşturup, basit mi basit kavrayışlarını muhafaza ediyorlar.

Ama esasında son derece çok sayıda aktörün ilmek ilmek dokuduğu, karmakarışık bir hikâye yaşanıyor. Anlatılmıyor, yaşanıyor.

Öyle olmaya da devam edecek.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin