Batı’nın Kirli Çamaşırları

Roni Margulies, Ukrayna’da sürüp giden hadisenin beyazları nasıl şaşırttığının misallerini sıralamış. “Ay ama olmaz ki, bu tür şeyler kara kafalıların başına gelir veya onlar yüzünden olur diye biliyorduk biz, hayırdır siz sarışın mavi gözlülere n’oluyor” makamından hayret nidalarından müteşekkil ilginç bir seçki.

Ayrımcılığın en fenasını teşhir eden bütün bu laflara duyduğumuz tiksintiyi bastırıp, şöyle serinkanlı bir biçimde bakmayı hak ettiğini düşünüyorum Margulies’in aktardığı, hepimizin bir biçimde, bir kısmına şahit olduğumuz ifadelerin.

Öyle bakınca ne görüyoruz?

Birileri sahiden şaşırmışlar, Ortadoğu’da veya Afganistan’da gerçekleştiğinde şaşırmadıkları şeyler Avrupa’nın “göbeğinde” gerçekleşince. Bizi yadırgatan ne? Ortadoğu’da gördüklerinde şaşırmamaları mı, Ukrayna’da gördüklerinde şaşırmaları mı? Bence ikisinde de tuhaflık yok. Çünkü evet, Ortadoğu’da hep olup duruyor, Avrupa’da ise yetmiş küsur yıldır olmuyor.

Son yetmiş yılın istatistiklerine bakıp sarışın mavi gözlüler ile kara kafalılar hakkında genelleme yapmak, o genellemelere özcü varsayımları altlık yapmak, genellemelerin üzerine değer yargıları inşa etmek… Evet, hiç hoş değil. Ama önündeki kısa vadeli istatistiklerden ezeli özler hakkındaki varsayımlarına payandalar icat etmek de, o aynı istatistiklerden ebediyen geçerli olacağı varsayılan değer yargıları üretmek de son derece yaygın şeyler.

Mesela…

Margulies, radarına takılan bir dizi ifadeden sarışın, mavi gözlü beyaz insanlar hakkında, onların özü hakkında bir bilgi yakalamış, onlara duyduğu tiksintiyi bizim de paylaşmamız için gözlemlerini yazmış gibi görünüyor.

“Margulies keşke bunu yazmasaydı” filan derdinde değilim, bir açıdan bakınca hepimiz, Avrupalılar ülkelerinden kaçmak zorunda kalınca şaşıran Avrupalılar, Margulies, ben ve siz birbirimizi çok andırıyoruz, ona işaret etmek istiyorum. Bunun kime, ne faydası olacaksa…

***

Haber bültenlerinde veya gazete fotoğraflarında gördüğü —kadrajdakilerin neredeyse tamamı kara kafalı olan— biçimsiz görüntülerin benzerlerinde bu defa sarışın mavi gözlü insanlar gördüğünde şaşıranlar beyazların ne kadarıdır? Belki de çoğunluğudur. Ama sizi temin ederim ki, o kara kafalıların önemli bir bölümü de —Margulies Mine Kırıkkanat’ı işaretlemiş mesela— tastamam aynı kafadalar. Bir bölümü tam da Kırıkkanat gibi, kendisini sarışın, mavi gözlülerin tarafına atmaya çabalayarak yapıyor bu işi, kalanları da Margulies ve benim gibi, “ulan biz olsak böyle iğrenç ayrımcılık yapmayız, bu beyazlar yapar” diyerek yapıyoruz.

Hoş değil… Ama yapıyoruz.

Bu safhada, Margulies’in arada yaptığı bir tespit, meseleyi anlamamıza yardımcı olabilir. Diyor ki, “…Amerika’da başka ülkeleri bombalamak (Yugoslavya, Irak, Afganistan, Somali, Yemen, Libya, Suriye, vs vs) sorun sayılmaz, ama bu ülkeler hakkında televizyon haberlerinde ırkçı bir laf etmek çok büyük suçtur, en az üç kez özür dilemeyi gerektirir.” “Dövüşmek kara kafalılara yakışır, bize yakışmaz” demekten daha hafif bir tür ırkçılık mı? Bence değil.

Ama evet, ben de Margulies gibi, “lazımsa aşağılayın ama devletinize hâkim olun, tepemize bomba attırmayın kardeşim” diye düşünüyorum. “Hele bir bomba attırmamayı başarın, aşağılama konusunda sonra hesaplaşırız.” Yani? İşe yaramayan hassasiyetlerden sıdkım sıyrılalı çok oldu. ABD hapishanelerinin hali hakkında seyrettiğim ilk film hangisiydi, hatırlamıyorum. Sinema salonundan çıktığımda “ulan herifler kendilerini ne güzel eleştiriyorlar” diye hissetmiştim. Sonra ikinciyi, üçüncüyü filan izlediğimde ise “e, eleştiriyorsunuz filan da, hiçbir şey değişmiyor” bıkkınlığı bastı üzerime.

***

Bir husus daha var.

Batı’da yaygın olan, yaygın olduğunu başka misallerle bildiğimiz, “medeniyet bizim inşa ettiğimiz şeydir” küstahlığından şikâyetçi olalım, tamam. Başımıza gelen musibetlerin Batı’nın saldırganlığı, alçaklığı filan yüzünden gelmiş olduğunu da kabul edelim, ona da tamam. İyi de… Bütün bunları tekrarlayıp durmakla, kendi kendimize “Batı fenadır” diye telkinde bulunmakla nereye varacağız? Yani “biz kara kafalılar biçimsiz sahnelerin başrollerinde olmasak batılılar bizim hakkımızda böyle mesnetsiz önyargılara sahip olmaz” filan diye hayallerim yok da… Biz yine de o biçimsiz sahnelerin başrollerinde olmasak —batılılara kendimizi beğendirmek için değil de bizzat kendimiz için olmasak— iyi olmaz mı?

Demem şu: Saddam’ı devirmek için kurulmuş koalisyonun bahane diye icat ettiği şey, yalandı. Tamam da, kara kafalı Saddam’ın bir yığın kara kafalıya yapıp ettiklerini ne yapacağız? Onu geçtim, aramızdan başka ve yeni Saddamların çıkmaması için ne yaptık? “Yahu batıda da bir yığın Saddam benzeri var ama o kadar reklamı yapılmıyor” filanlarla işim yok —Batı’yı bir referans olarak kabul etmemek konusunda mutabık kalmıştık birkaç cümle önce. Batı’nın balkonlarına asılmış çamaşırların hiç de temiz olmadığı dedikodusunu yapıp durmaların yeni Saddamlara hammadde olduğundan şüphem var.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et