Choluteca Köprüsü

Akşener’e yapılan “evine dön” çağrıları üzerine yaptığımız ve özetle “yığınağınızı yüzde elli artı bire göre yapıyorsunuz ama sabah kalktığınızda o kural ortadan kalkmış olabilir” dediğimiz video yayınlanmıştı ki, WhatsApp’ıma bir haber linki düştü. Habere göre Honduras’ta Choluteca nehri üzerine, her türlü afete mukavim bir köprü yapılmış. Sonra bir kasırga gelmiş. Japonların yaptığı köprü, evet, talep edildiği gibi, sapasağlam çıkmış kasırgadan.

Ama…

Köprünün bütün bağlantı yolları haritadan silinmiş. Daha fenası, nehir yatak değiştirmiş, köprünün altından değil yanından akmaya başlamış.

Normalde böyle şeyleri okuduğumda, çoğumuz gibi, haber uydurma mı diye araştırma ihtiyacı hissediyorum. Bu defa araştırmaya elim varmadı. Uydurma çıkarsa korkusundan değil… Gerçek olması ihtimalinden korktum. Çünkü hikâye çok güzel. Gerçek değilse daha da güzel.

Hayat böyle. Yani Choluteca köprüsünün serencamı gibi. Her birimizin hayatında sayısız Choluteca köprüsü var. Her toplumun macerasında sayısız Choluteca köprüsü var. Bir vakitler muhtelif öngörülerle inşa edilmiş ve sonra bir sebeple battal olmuş Choluteca köprüleri mezarlığında yaşıyoruz.

Ama…

Bir süredir durum daha da vahim.

Dünyada bence, sanayi medeniyeti, bağlantı yolları çoktan tarih olmuş, üstelik artık altından su da akmayan devasa bir Choluteca köprüsü. Köprünün üstünde kapana kısılmış bir tuhaf entelektüel elit, sanki bağlantı yolları varmış gibi, sanki eski topografya ihya edilebilirmiş gibi gevezelik edip duruyor.

Türkiye’de bence, o sanayi medeniyetinin kavramlaştırmaları üzerinden bir siyasi/entelektüel iktidar çıkarmış olan —Batılı olmadan Batıcı olmaya çabalayan— bir tuhaf zümre de, bu arada, kendi Choluteca köprüsünün üstünde mahsur kaldı. Etrafı sel bastı. Sel çekildiğinde gördük ki nehir yatağını değiştirmiş. Daha önce de mezkûr zevat iktidarını kaybetmişti ama askeri ve adli bürokrasi marifetiyle nehir hâlâ köprünün altından akmaya icbar edilebiliyordu. Bu defa bunu da başaramadılar. Ve bağlantı yolları araziye karışmış köprünün üstünde, kendi hallerindeki komikliği dikkate almadan, “ama olur mu böyle, bizim elimizdeki haritalara göre nehir şuradan akacak, şurada da yol olacaktı” deyip, şikâyet edip duruyorlar. Yaptıkları şeye de siyaset adını veriyorlar. Çünkü öyle alışmışlardı, her şeye adını onlar veriyorlardı.

***

Yıllardır söyleye geldiğim şeylere bir ilave yapmadığımın farkındayım. “Ulan böyle akademik bir lisanla yazmak kafi değil, bir film yapsam mesela” deseydim, sonra da bir metafor arasaydım… Choluteca köprüsünün serencamı gibi bir metafor akıl etseydim… “Oha, bu kadar olur, ancak bu kadar ifade edilebilir” der, kendimle gurur duyardım. Eh, o kadar —tabiat ve tarih kadar— yaratıcı değilim. Aklım ancak, tabiatın ve tarihin yaptığı filmlerden öğrenmeye eriyor.

Tek noksanım yaratıcılık olsaydı iyiydi. Disiplin ve çalışkanlık gibi meziyetlerden de mahrumum. Dolayısıyla yeni topografyanın içinde gezinmekten zevk alsam da, şöyle bir haritacı titizliğiyle çalışıp yeni bir atlas çıkarmaya da vasıflarım elvermiyor. Yeni —ve daha makul iddiaları olan— köprüler, yollar projelendirmeye de…

Kim bilir, belki de bundan sonra dünyanın bir haritası hiç olmayacaktır —o da mümkün. Belki de bütün yollar keçi yollarından ibaret olacak, akarsuları sadece diz boyu sığlaştığı yerlerden geçeceğiz.

Neticede, o da bir tarz.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et