Devlet, the Gardener

Filmini de kendisi kadar sevdiğim pek az roman var. Kosinski’nin Being There’i de onlardan biri. (Açıkçası, romanı okurken biri bana “bunun filmi nasıl bir şey olur” diye sorsa, “ulan bundan film olur mu” derdim. Ama Hal Ashby, elbette Peter Sellers ve Shirley MacLain’in olağanüstü oyunculuklarının da yardımıyla, seyrine doyulmaz bir film çıkarmış diye düşünüyorum.)
Bilmeyenler için özetleyeyim: Bütün ömrü, bahçıvanlık yaptığı bir konakta, gündüz bitkiler arasında akşamları ise televizyon başında geçen kahramanımız (Chance), konağın sahibi ölünce, kendisini ilk defa sokakta, başka insanların arasında bulur. Şansı yardım eder, varlıklı ve nüfuzlu bir karı-koca, otomobilleriyle bacağını sıkıştırırlar. Sorumluluk duyup onu evlerine götürürler.
Sohbet sırasında kendisine sorulan soruların bağlamını bile idrak edemeyen Chance, mevzuu hep bahçıvanlık çerçevesinde anlar ve ona göre cevaplar verir. Lakin karşısındakiler bu sözlerde müthiş bir bilgelik vehmederler. Chance’in aklına bile gelmeyecek manalar çıkarırlar laflarından. Başkanın dostu ve danışmanı da olan ev sahibi, Chance’i Başkanla tanıştırır. Çiçek bakımından gayrı hiçbir şey bilmeyen Chance, kısa sürede Washington sosyetesinin tepesinde kendisine bir yer bulur.
Ve saire…
Adı Devlet olup devleti kutsal bilen bir hareketin partisinin genel başkanlığı koltuğunu uzun süredir işgal eden ve bu süre içinde devletin imha edilmesi projesini bihakkın ikmal eden Bahçeli nam zat ağzını her açtığında, aklıma Chance geliyor. Aynı cehalet, aynı donukluk, aynı yabanilik, hayata aynı derecede uzaklık… Ve… Asıl mühimi, saçma sapan laflara etrafın yakıştırdığı derin manalar…
Ama Kosinski’nin kahramanına ve onu beyazperdede canlandıran Sellers’e haksızlık da etmeyelim. Chance’in Bahçeli’den çok farklı yanları da var. Mesela bir şeyi olsun iyi biliyor —bahçıvanlığı… Sonra zararsız, içinde kötülük yok. Kendisini oyuna kaptırıp olur olmaz şeylere talip olmuyor, adeta maruz kalıyor başına gelenlere… Ettiği laflar lafa benziyor, en azından kendi bağlamı içinde. Bilmediği mevzulara girmediği gibi, ilkokul ikinci sınıf şairaneliğiyle “güneşe ateş taşımak, buzdan ateş yakmak, cepheden cepheye kan nakletmek” filan gibi manasızlıklar boca etmiyor orta yere.
Ama işte…
Bir defa birileri “vay adamda ne hikmet var, kim bilir neye işaret ediyor gene” demeye başladılar mıydı… Bahçeli gibi birinden bile hikmet sahibi bir adam çıkarılabiliyor —nasıl Chance’dan çıkarılıyorsa.