Dişlerine Kan Değmişler

Suriye’de yaşananlar ile alakalı olarak konuşacak çok şey var. Ama yaşananlar kadar yaşananlara gösterilen tepkiler de öğretici.

Sosyal medyada mesela, “Kıbrıs’a böyle girmiştik, bir daha da çıkartamadılar” türünden böbürlenmeler var. Çıkartabildiler mi? Çıkartamadılar. Adam haklı.

E peki ne oldu? Kıbrıs’ta demografiyi değiştirdik. Türkiye’den gönderilmiş ve Türkiye’ye muhtaç bir nüfus yarattık. Şimdi de burada birileri bu başarı (!) hikâyesiyle böbürlenirken, adada Türkiye aleyhtarlığı yaygınlaşıyor ve derinleşiyor. Mezkûr başarı hikâyesiyle böbürlenenler, aynı zamanda, Kıbrıs’tan yükselen itirazları ihanet olarak görenler. İhanet mi? Bir bakıma evet. Bir bakıma yani, adam bir defa daha haklı.

Velakin Kıbrıslılar da haksız sayılmazlar. Kıbrıs’ın, nispeten zengin olan, adanın kaynaklarının daha çoğuna sahip olan bölgesinde, Türkiye’ye muhtaç halde yaşamaya mahkûm oldular.

Neden?

İlköğretim Tarih kitaplarında fütuhat anlatılıyor ve girdiği yerden çıkmamaya atfedilen değerin altyapısı inşa ediliyor ama işlerin yolunda gitmesinin gerçek sebebi anlatılamıyor. Fethedilen yerler, ekonomik olarak daha geniş ve daha zengin bir coğrafyaya entegre oluyordu. Performans fütuhatta değildi, o entegrasyonu mümkün kılan esneklikteydi yani.

Kıbrıs’ta ise tam tersi oldu. Kıbrıs’ın kuzeyi, Türkiye tarafından fethedildikten (!) sonra, dünyanın kalanından izole edildi. Kısmen Türkiye de… Hem Kuzey Kıbrıs kaybetti, hem Türkiye. Geriye “ama bizi çıkartamadılar” duygusal tatmini kaldı. Başka herhangi bir biçimde bir tatmin yaşayamayacak olanlar için hiç yoktan iyi elbette. İstediği eşi alamayacak, istediği işi yapamayacak, bir sanat eseri karşısında insanın yaratıcılığının büyüleyiciliğini hissedemeyecek biri, haritaya bakıp, Kıbrıs’ı yatay olarak kesen kırmızı hattan bir tatmin çıkarabiliyorsa… O da bir şey.

Ama bir meselemiz var. Birçok meselemiz. Mesela Cumhur’un dediği gibi, Kıbrıs’a çıkartma yaparken Türkiye’de 15 milyon Rum yoktu. İlaveten mesela, Kıbrıs’a çıkartma yapıldığında, dünya düzeni derin dondurucudan henüz çıkmamıştı. Sanki ilelebet sürecek gibi görünen Soğuk Savaş şartları cariydi. Dünyanın, bölgenin, ülkenin geleceğine dair otuz yıllık, elli yıllık, yüz yıllık projeksiyonlar yapılmasında bir acayiplik görülmüyordu. Şimdi şartlar öyle değil. Bugün otuz yıllık projeksiyon yapılabilir mi? Yapılabilir. Bir manası olur mu? Olmaz. Olmayacağını, projeksiyonları yapanlar bile biliyor, yapmamayı bilmediklerinden, yapmazlarsa ne yapacaklarını bilmediklerinden yapıyorlar.

Kıbrıs’a çıkarken Türkiye’de 15 milyon Rum yoktu. Bugün Suriye’de Kürt avına çıkarken durum bambaşka. Şimdiye kadar görmedim ama dişine kan değmiş Kurtlar sosyal medyada “ne var, 1915’te Ermenileri katletmiştik, şimdi aynı işi Kürtlere yaparız” diye uluorta yazarsa şaşırmayacağım. Eh, kendisini koskoca bir imparatorluğu kaybetmiş hissedenlerin “ama Ermenilerin soyunu kuruttuk” diye bir tatmin üretmesi de… Kendi hesaplarına hiç yoktan iyi. Şimdi de kutsadığı, kutsadığını iddia ettiği devletini kaybederken “Ama Kürtlere de yedirmedik” diye avunabilir, böbürlenebilirler.

Zannedilmesin ki bu tatminleri üretenleri kınıyorum. Aksine, ne kadar yoksullaştırılmış olduklarını fark edip acıyorum. Ve yine zannedilmesin ki “Kıbrıs’a neden girdik” filan diyorum. Kıbrıs’a girmek gerekiyorsa girersin. Ama “girdik, çıkartamadılar”dan fazlasını yapamayacaksan… Girme kardeşim!

***

Gelelim en çarpıcı meseleye.

Harekât başladı ve toplumu köpürtmek için de çok çaba harcanıyor gibi görünüyor. Dişine kan değmiş ve hayatta olmalarına yükleyebildikleri tek mana da kan tadının kışkırtıcılığı olan birileri hariç kimsede bir heyecan yok. Toplumun geniş kesimlerinden söz ediyorum. Anketörler “Türkiye’nin sınır ötesi harekâtını destekliyor musunuz” diye sorarsa “evet” diyecekler herhalde büyük çoğunluktur. Ama bu yaygın desteğin derinliği hemen hiç yok. Umarım olmaz ama birkaç çocuğumuz şehit olursa tablo değişir mi, bilmiyorum. Ama görünen o ki Fatih Tayyip Erdoğan’ın şakşakçılarının fütuhat hakkında yaptıkları tezahürat pek yankı bulmuş değil.

Dişine kan değdiği için adrenalini yükselen, adrenalini ancak kan kokusuyla yükselen mahlûkat farkında değil ama galiba zannettikleri kadar kalabalık değiller. Kalabalıklar şehrin surlarının içine çekilmişler, dışarıda uluyup duranları kendi başlarına bırakmışlar gibi… Üzücü bir durum. İnsan surların dışından yükselen ulumaları işittikçe, ister istemez, “keşke şuncağızların kanını ateşleyecek kandan başka şeyler de olsaydı” diye düşünüyor. Aksi halde yakında birbirlerini yemek zorunda kalacaklar bu gidişle.

Yazık.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin