Düğmeye Bastılar

Farkındasınız, dünya dört bir yanından kaynıyor. Türkiye-Suriye sınırını saymıyorum, Hong Kong’dan Beyrut’a, Şili’den Irak’a, akla gelmeyecek yerlerde insanlar sokaklara döküldü.

Demek ki, bir yerlerde düğmeye basıldı. Bildiğiniz düğmeye, bildiğiniz insanlar, bildiğiniz sebeplerle bir defa daha bastılar –konuşturmayın beni, başımı belaya sokmayın. Dünyanın dört bir yanında, her şey gül gibi giderken, halkının mutluluğu ve refahı için cansiperane çalışan yönetimleri zora sokuyorlar.

Neden Britanya’dan değil de Lübnan’dan başlıyorlar? Vardır bizim bilmediğimiz, aklımızın ermeyeceği bir sebebi. Belki de zaten bütün melanet, her daim olduğu gibi Britanya’dan neşet ediyordur. Eğer öyleyse neden Almanya değil de Şili diye de sormayın. Vardır bir hikmeti…

Vardır bir hikmeti de… İnsanın yine de aklına tuhaf sorular düşüyor. Her şeyin hikmeti kendilerinden sual olunacak bu insanlar, neden ikide bir düğmeye basmak zorunda kalıyorlar? Neden bütün işi bir defa düğmeye basıvermekle halletmiyorlar? Zamanında mesela, Baykal vardı. Düğmeye basıyorsun, basıyorsun, yerinden oynatamıyorsun. Dağ gibi durmuştu melunların projelerinin önünde –kendisi ve yanına dizdiği zevat öyle diyordu, benim hüsnükuruntum değil. Sonra malum, bir kasetle götürdüler onu.

Buradan anlıyorum ki, Lübnan’a çağ atlatan, Lübnan’ı melun öznelerin projelerine teslim etmeyen biri var ve… Kaseti yok. Bir tüyo verebilirim bakın, üzmeyin Beyrutluları, işleri güçleri var. Adamın kaseti yoksa, yeni teknolojilerle olmayan şeyler de gerçekmiş gibi kaydedilebiliyor.

Yine hikmet meselesine gelip dayanıyor iş. Belki de melun öznelerin Lübnan’da kaset icat etmek yerine böyle işi yokuşa sürmelerinin bir sebebi vardır. Benim aklımın ermeyeceği bir sebebi. Aklı erenlerin aklına göre, bu tür şeyleri sormanın manası yok, görmüyor muyuz, düğmeye basıldı işte. Görmemek için insan kör olmalı –veya satılmış. Görenler görüyor ne güzel.

Görüyorlar, düğmeye basıldı. Göreceksiniz dünyayı nasıl hizaya sokup, her birimizi ne biçim soyacaklar. Kimler? Aha şu, şu ve şu. E iyi de onlar zaten bizi fena halde soymuş durumdalar. Fena halde borçlandırmış durumdalar.

E tabii, benim aklım ermiyor ama büyük resim görücüler biliyor ki, daha önce düğmeye bastıklarında planları işte bizi böyle borçlandırmaktı. İhtiyacımız olmayan şeyleri bize ihtiyaçmış gibi gösterecek, onları bize satabilmek için onlardan borç almamızı sağlayacak, böylece… Bizi kontrol edeceklerdi. Şimdi? Bugün yine düğmeye basmakla? Daha da borçlandıracak, daha da sıkı kontrol edecekler. Sonra? Sonra herhalde bir defa da malum düğmeye basacaklar, daha da borçlandıracak, daha da sıkı kontrol edecekler. Gerçi büyük resim görücülere kalırsa, zaten kıskıvrak yakalanmışız bir yandan, kıpırdayacak halimiz yok. Daha sıkı ne olabilir ki? Ama vardır düğmeye basıp duranların bir bildikleri. Düğme, belki de, belirli aralıklarla basılmayınca… Ne bileyim, paslanıyordur mesela.

Düğmeye basıcıların stratejileri malum, bize durmadan bir şeyler yapıp satacaklar. Bizim elimizde onların yaptığı mallar, onların elinde onların bastığı paralar, kayıtlarda biz fena halde borçluyuz.

Böyle bakınca, şu düğmeye basıp duranlar bana pek akıllı öznelermiş gibi görünmüyor. Ama benim aklım ermez elbette. Bir düğmeye basanların akılları eriyor, bir de düğmeye basıldığını şıp diye anlayan büyük resim görücülerin…

***

Benim de bir komplo teorim var. Daha önce defalarca dile getirdim. Saddam’ın başını yiyen Kuveyt’e girmesi filan değildi bana göre, doların statüsünü sorgulanır kılması idi. O süreçte Saddam’a partnerlik yapan Fransa ve Rusya dâhil bir çok özne, Saddam’ın gidişiyle birlikte, muhtelif biçimlerde milyarlarca dolar kayba uğramışlardı ve bana göre ABD’nin Irak’a girerken esas derdi de, doların statüsünü tartışmaya açanları cezalandırmak, bu işi alenen tedhiş araçlarıyla yapmak, bir daha kimsenin buna cesaret edemeyeceği şartları inşa etmekti. Bu akıl yürütmeyle, Irak’ta olağanüstü bir teknolojik gösteri düzenleyen ABD’nin öyle birkaç günde, birkaç haftada işini bitirmeyeceğini, çünkü işinin işi bitirmek olmadığını, tedhiş yaratmak olduğunu iddia etmiştim.

Doların asimetrik statüsü, ABD yurttaşı olmayan –veya elinde bolca dolar bulunmayan– herkes gibi beni de rahatsız ediyor. Dolayısıyla doların statüsünün sorgulanmasından yanayım. Lakin –görünen o ki– doların asimetrik statüsünü imha etmek öyle kolay bir iş değil. Mesele sadece ABD’nin meselesi olmaktan çıkıveriyor. Sadece ABD’nin meselesi olarak kalsa bile, anlaşılan o ki, ABD mevcut durumu muhafaza etmek uğruna dünyayı yakabilir.

Neden söylüyorum bunları? Birkaç gündür hem Ankara’dan, hem Moskova’dan “doları aradan çıkarmak” lafları işitiliyor. Mesele Rusya ile Türkiye arasında kalırsa dert değil, Rusya’ya –uçaklarını düşürdüğümüzden beri– muhtelif biçimlerde ödeyegeldiğimiz haraçları yeni bir metotla ödüyor oluruz.

Ama eğer ABD bunu ciddiye alırsa… Zaten ciddi ölçüde belirsizlik ihtiva eden denklem birden ekstra belirsizliklerle daha da bulanıklaşabilir. Hani yani bildiğimiz bir özne, bildiğimiz bir düğmeye basıp…

Ne bileyim!

Etiketler:, , , ,

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin