Ekosantrizm

Evet, vazife beni çağırıyor, Pazar mazar deme şansım yok. Tayfun Atay insan türünün şerefsizliğini deşifre etmiş, mensup olduğum türü müdafaa etmesem olmaz.

Tabiata yaptığımız türlü eziyet sıralandıktan sonra öğreniyoruz ki “İnsandan daha değerli varlık yok dedikçe bu tür doğa-düşmanı tutumlar, hoyratlıklar, acımasızlıklar, gaddarlıklar, kıyımlar artmaktan öteye gitmez”miş. Ve dolayısıyla “homosantrizmden sıyrılmak ve bir ‘hayvanî tevazu’ içinde ‘ekosantrizm’e (çevre-merkezcilik) yürümek gerekiyor”muş.

İyi ama… Benim baktığım yerden bakıldığında, Atay’ın ve onun gibilerin yaptıkları, dibine kadar homosantrizm. İnsanı diğer bütün canlılardan ayırmadan ve bütün canlılar içinde merkezi bir yere konumlandırmadan bu şikâyetler nasıl dile getirilebilir ki! “Doğa düşmanı tutum” ne demek mesela? İnsanı tabiattan, tabiatın kalanından ayırıp, özel bir yere koymadan böyle bir tarif yapılabilir mi?

Ve…

Benim açımdan bakıldığında, ekosantrizm çevre merkezcilik diye tercüme edilemez, ancak merkezsizlik olarak tercüme edilebilir. Zaten öyle edilmeli. Neden ille bir merkez olsun ki? Merkez, insan aklının icat ettiği bir şey. Bir yanılgı. İnsan türünün tarih boyunca düştüğü sayısız yanılgıdan biri. İnsanın macerasının ulaştığı noktada idrak edilen şey, bence, merkezin şuradan şuraya kaydırılması değil, bir merkezin olmadığı…

Önemsiz bir teferruat gibi mi görünüyor? Değil. Çünkü lisan, kavrayışı tayin eder.

Ekosantrizm, içinde merkez (center) geçtiği için, temelde yanlış bir terminoloji olarak düşünülebilir. Ama öte yandan, ekosisteme gönderme yapıyor ve ekosistem denen şey, tabiatı icabı, merkezsiz bir şey. Dağıtılmış bir şey. Dolayısıyla ekosantrizm dendiğinde, insan zihninde, merkezin sayısız unsura dağıtıldığı bir gerçeklik imgesi oluşabilir. Hâlbuki çevre-merkezlilik dediğinizde, özellikle de Atay’ın diğer laflarıyla birlikte ele aldığınızda, insanın merkezi kendi dışına koyması manası çıkıyor. Bir merkez var ve onun yerini tayin eden unsur? Bildiniz! İnsan.

Neresinden tutsanız elinizde kalan, zavallı bir akıl yürütme bu ve fakat müthiş de alıcısı var. İzlanda’da buzullar mı kurudu, filanca plajda plastik çöp dağları mı var, mevsimler mi değişiyor, yazın göbeğinde İstanbul’u sel mi basıyor? “Ah siz bütün bunları umursamayan insanlara karşı biz ne kadar hassasız, duyarlıyız, caretta caretta yavrularını denize taşımak için nöbet tutuyor, yanan ormanları yerine koymak için fidanlar bağışlıyoruz.”

Canlarım benim. Hepinize hayırlı işler. Hepinize kolay gelsin.

Hayvani tevazu nedir mesela? Hangi hayvandan nasıl bir tevazu dersi alacağız? Kediler mesela, “e, evet Beşiktaş’ta kâfi nüfusa ulaştık, artık doğum kontrolü yapalım” mı diyorlar? Çöpler arasında eşinirken, “şu plastikleri etrafa dağıtmayalım” mı? Hayvanlar âlemi hakkındaki o romantik varsayımların manasızlığını idrak etmek için daha kaç belgesel lazım?

***

Ekosistem, mütemadi bir değişim içinde olan bir şey.

Başlangıçta dünyanın atmosferinde eser miktarda oksijen vardı ve metanın, amonyağın başka gazların yanında bolca karbon dioksit… Bitkiler, olağanüstü bir sorumsuzluk sergileyip, dünyanın güzelim atmosferinin kompozisyonunu geri dönüşsüz bir biçimde değiştirdiler. Atmosferdeki karbon dioksiti aldılar, karbonu depolayıp, etrafa biçimsiz ve faydasız oksijeni salarak, bencilce büyüdüler. Hiç düşünmediler ekosistemi ne kadar fena halde deforme ettiklerini… “Her şey bitkiler için” dediler, dünya tarihinin en benzersiz yıkımını gerçekleştirdiler.

Yayıldılar. Her yeri kapladılar. Zavallı ekosistem, onlara hadlerini bildirmek için elinden geleni yaptı. Arada bir düşen bir yıldırımın başlattığı yangınlar, ormanlar her yeri kaplamış olduklarından, sınırsızca yayıldı ve atmosferi yine güzelim karbon dioksitle doldurdu. Ama bitkiler yılmadılar, yeniden başladılar.

Bir de… Her bir ağaç, türünün diğer üyelerinin üstüne çıkıp, onun güneşini kendi menfaatine çalmaya da uğraşır ha! Böyle fenadırlar.

Sonra?

Bitkilerin atığı olan, bütün atmosferde olağanüstü artmış olan oksijeni soluyan canlılar ortaya çıktı. Ya! Ekosistem öyle bir şey. O canlılar atmosferdeki oksijeni aldılar, yaktılar, karbon dioksit ürettiler. Böyle oluyor bu işler. Bir hali, her nasılsa görülüp âşık olunmuş bir hali dondurmakla iş görmüyor ekosistem denen şey. Durmaksızın icatlar yapıyor. Şimdi de yapıyor. Hep yapmayı sürdürecek. O ekosistemin basit, mütevazı bir unsurundan ibaretiz. Ekosistemin müdafii değiliz. Ekosistemin tasarımcısı hiç değiliz. Haddinizi bilin.

İmdi…

İnsanla uğraşacaksanız, uğraşın. Ama muhayyel ve manasız bir denge haline nostaljik güzellemeler yapmadan, insanı tabiattan ayırmadan, insan dışındaki türlere romantik yakıştırmalarda bulunmadan yapın. Yapabiliyorsanız.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin