Hem Okuyorum, Hem Çalışıyorum, Sınıfımın da Birincisiyim

Gecenin bir vakti, kendisine çok saygı duyduğum biri aşağıdaki videoyu paylaştı. Devam etmeden önce bir bakmanız gerekiyor. Muhtemelen görmüşsünüzdür, görünce tanıyacaksınız.

Üzerine konuşulacak çok şey var. Hepsine herhalde gücüm yetmez.

Birincisi… Mevzu Üsküdar meydanda geçiyormuş. Üsküdar, bildiğim kadarıyla, sığınmacılardan en az etkilenen yerlerden biri. Böyle biçimsiz bir tepkinin Üsküdar’da yaşanması, yani, beklenmeyecek şey.

İkincisi… Çocuğa taarruz edenlerin profili… Orta sınıf denen nebatın bir şeylerden şikâyet etmesi, öfkelenmesi için canının çok da yanması gerekmediğini bilecek kadar yaşadım. Ancak yine de böyle seviyesiz bir lisanla, gencecik bir çocuğun üzerine bu kadar gaddarca gidebileceklerini tahmin etmezdim. Sığınmacı karşıtlığının yayıldığının farkındaydım ama orta sınıfa böyle difüze olması… Bilmediğim bir şeydi. Ürkütücü.

Üçüncüsü… Olayın nasıl başlayıp geliştiğini bilemiyorum. Ama o kalabalığın içinden birinin çıkıp, “ne yapıyorsunuz siz ya” dememiş olması da düşündürücü. Sonradan diyen olmuş mudur, bilemem. Ben orada olsaydım mesela, der miydim? Herhalde demezdim. Sadece çocuğu koltuğumun altına alır, o kalabalıktan uzaklaştırmaya çalışırdım. Öyle birinin bile olmaması da ayrıca beklenmedik bir şey.

Dördüncüsü ve beni en çok sarsanı… Delikanlı kendisini müdafaa ederken, “ama ben çalışıyorum, dilenmiyorum, üstelik sınıfımda da birinciyim” gibi laflar ediyor. Yani birisi çalışmıyorsa/çalışamıyorsa, dilenmek zorundaysa, sınıfında da başarılı değilse… “E, o zaman hak ediyor aşağılanmayı” manası çıkıyor delikanlının dediklerinden. Eh, bu akıl yürütmeyi biliyoruz, tanıyoruz. Bu akıl yürütmeyle sadece Suriyeliler değil, memleketin vatandaşları da aşağılanabiliyor. Mesele, Suriyeli bir delikanlının, makbul bir insan sayılabilmek için nasıl bir pasaport gerektiğini anlamış ve… Kabul etmiş olması. Benim açımdan esas acıklı olanı bu. İnsanlar çalışmayabilirler, dilenebilirler, sınıflarında birinci de olmayabilirler. O şartlarda da, asgari bir saygıyı hak ediyorlar. İnsan olmalarından kaynaklanan bir hak bu. Başkalarına zarar vermiyorlarsa, aramızdaki ilişkileri düzenleyen hukuka aykırı işler işlemiyorlarsa, çalışmayan birine, okulunda başarılı olmayı umursamayan birine de saygılı davranma yükümlülüğümüz var. Ve görünen o ki, ülkemize olsa olsa 7-8 yaşlarında gelmiş Suriyeli bir gence de, kendi sınıfsal dayatmalarımızı öğretmişiz —eğer o dayatmaları ailesi Suriye’den getirmediyse…

İmtihanımız ağır.

Özdağ bu damarı keşfedip siyasi kariyeri için bir tramplen yapmaya kalkmasaydı, sığınmacılara karşı şu gördüğümüz tablo gerçekleşir miydi? Zannetmem. Ama meselemiz Özdağ’ın fırsatçılığından kaynaklanmıyor. Meselemiz Özdağ’ın fırsatçılığının yarattığı fırsatı kendi siyasi kariyeri için bir basamak yapmayı akıl edebilecek bir başkasının çıkmamasından kaynaklanıyor.

Açıklamaya çalışayım. Sığınmacılara karşı yükselen tansiyon muhtelif biçimlerde, çoğu sahte olan videolarla filan yayıldığında, genellikle, iki şey birden yapılıyor. (a) Videolardaki iddiaların yanlış olduğu —Bebek’te biçimsiz görüntüler verenlerin sığınmacı olmadığı, gölete bırakılanların kaz değil ördek olduğu ve saire— söyleniyor ve (b) reaksiyon gösterenler aşağılanıyor/suçlanıyor.

Sığınmacılara yönelik öfke, bazı şeylerin yanlış bilinmesinden kaynaklanmıyor. İstatistiklerle filan düzeltilebilecek bir hadise değil. Zaten herhangi bir öfkeye yol açmaması beklenmeyecek kadar büyük bir demografik hareketlilik var, memleketin siyasi ve iktisadi olarak ağır hasta olduğu döneme denk geldi. Toplumun ağrısı, sancısı karşısındaki çaresizliğini boşaltabileceği bir çatlak lazımdı. Sığınmacılar bu fonksiyonu üstleniyor. Dolayısıyla siz kırk maddi hatayı düzeltseniz, yarın seksen yalan üretilecek ve şehvetli alıcılar bulacak.

Esas lazım olan, topluma çaresiz olmadığını hissettirecek, öfkesini de mevcut siyasi iktidara yöneltmesini sağlayacak siyasetin üretilmesi idi. Ama siyasi iktidar yerine ona oy verenlere ve/veya sığınmacı karşıtlarına üstünlük taslamak daha kolay görünüyor —birileri sığınmacılardan nefret ederek kendi acısını hafifletirken, başkaları da onlardan nefret ederek aynı acısını hafifletiyor yani. Doğru siyaset, 17 yaşındaki bir Suriyeli gence nefret dolu bir yüzle, “size o kadar gıcığız ki” diyebilen o kadına, şerefli bir geri çekilme alanı açabilmekten geçiyor. Onu suçlayarak varılabilecek bir yer yok. Daha doğrusu, onu (veya hoşumuza gitmeyen herhangi birilerini) suçlayarak varılabilecek yer neresiyse, zaten oradayız.

Başka bir toplumda yaşamak istiyorsak, o başka toplumu yapmak zorundayız. O toplumu da bizlerden, Üsküdar meydanında ele geçirdiği 17 yaşındaki bir gence nefret kusan o insanlardan yapacağız. Özdağ o insanların çaresizliğini istismar ediyor. Aynı insanlara başka imkânlar sunması gerekenlerin “ay biz iyi ki bunlar gibi değiliz” demekle yetinmeleridir bizi kasıyor olan, Özdağ değil.