İşsizliği Ne Yapsak?

İşsizlik çok yükselecekmiş —öyle diyorlar.

İşsizlik denen şeyi anlayabilmek için, galiba, iş denen şeyin tarihine bakmak gerekiyor. Endüstri devrimi öncesinde mesela, diyelim Denizli’nin kasabalarında dokumacılıkla geçinenler vardı. Hemen her toplumun her irice kasabasında zaten var olan nalbantlık, bakırcılık, gümüşçülük filan gibi işlerden farklı bir iş olarak zikrediyorum. Çünkü ikinci türden zanaat sahipleri, beceri ve emeklerinin ürünlerini kasaba aşırı taşıma kabiliyetine sahip değildiler. Lokal bir ekonominin iş bölümü çerçevesinde kendilerine bir niş açmışlardı. Mardin’de üretilen şarap mesela, büyük ölçüde Mardin çevresinde tüketiliyordu. Ama lokal bir ekonominin ememeyeceği kadar üretim yapanlar da vardı, Denizli’nin dokumacıları, Bursa’nın ipekçileri, bilmem nerenin porselencileri filan gibi…

Denizli’de dokumacılık, Bursa’da ipekçilik, İznik’te çinicilik işleri nasıl organize edilmişti, bilmiyorum. Bir işveren var mıydı, yani ürettirdiği ürünün satılmamasının veya beklenen fiyatın altında satılmasının riskini üstlenen, çalıştırdığı kişilere sabit bir ücret ödeyen bir özne? Bilmiyorum. İşlerin büyük bölümü sanki daha çok bir tür kooperatif mantığıyla işliyorlardı gibi görünüyor. Riski de, kârı da aralarında üleşiyorlarmış gibi… Veya riski de kârı da tüccarla bölüşüyorlarmış gibi…

Esasında şu etimoloji işlerinden anlasam ve işveren kelimesinin izini sürebilsem, bilmece çözülebilecekmiş gibi geldi bakın. Hangi tarihte zuhur etmiştir işveren kelimesi acaba.

Kelime icat edilmeden önce de işverenler var mıydı? Elbette vardı. İstanbul’daki konağında bir yığın hizmetli, kalfa besleyen paşa da bir manada işveren sayılabilir. Ama konakta çalışanların ne kadarı ve neye göre ücret alıyorlardı?

İzi sürülebilecek bir kelime olarak şimdi de ücret çıktı yolumuza?

Neyse… O kadar da hassas olmaya lüzum yok zannımca. Çin hükümetlerinin çok sayıda bürokrat istihdam ettiği dönemler oldukça eskiye gidiyor ve o bürokratların ücretli eleman olduklarını herhalde varsayabiliriz. Mesele şu ki, yüzlerce yıl boyunca, kamu veya özel belirli bir işverenin ücretli bir çalışanı olma hali, son derece istisnai bir haldi. Son derece istisnai… Bugün —yani pandemi öncesi— zengin ülkelerde çalışabilir nüfusun —yani belirli bir yaşa gelmiş ama emeklilik yaşını da geçmemiş sağlıklı nüfusun— büyük bir bölümü, çok büyük bir bölümü, belirli bir işverenin ücretli çalışanı olarak gelirini elde ediyor.

İnsanlık tarihinin son derece kısa bir döneminden söz ediyoruz. Nereden baksanız 18. Yüzyıl ortalarında yaygınlaşmaya başlamış ama ancak 20. Yüzyıl ortalarında bir norm halini almış olan bir çalışma biçimine, sanki ezelden beri geçerliymiş, ebediyete kadar sürmesi elzemmiş gibi yaklaşılıyor. Devletler çalışabilir nüfusa iş bulabilmek için seferber olmuş haldeler. İş bulabilenler işlerini beğenmiyorlar. İş bulamayanlar işlerini beğenmeyenleri beğenmiyorlar. Kendilerine iş bulunamayanları kimse beğenmiyor. Filan…

Hâlbuki son derece sade bir gerçeklik duruyor orta yerde. Bir parantez kapandı, hepsi bu. Bugün anladığımız manada iş denen şey iki yüz yıl önce yoktu, yüz yıl önce nadirdi, elli yıldır yaygın ve bundan böyle olmayacak —azalarak yok olacak. Sermaye sahipleri işveren olmayacak artık. İşveren olmayınca, iş de olmayacak. Yani birilerinin verdiği bir iş olmayacak. İsterseniz kendinize iş yaratabilirsiniz, eski günlerde yaygın olduğu gibi. Yarattığınız işten gelir elde edebilir misiniz? Orası barbut.

Dolayısıyla önümüzde iki soru duruyor. Birincisi ve cevabı bence kolay olanı, kendi yarattığı işle hayatını sürdürmenin asgari şartlarını sağlamaya gücü yetmeyenler, şansı elvermeyenler ne olacak? Bu sorunun cevabı kolay, onlara toplum asgari şartları sağlayacak. Temel vatandaşlık geliri denen şey hayata geçecek ve herkes asgari şartlara sahip olacak.

İkinci soru bana daha çetrefilli görünüyor —en azından şimdilik öyle görünüyor, çünkü çok da kafa yormadım üzerinde. Sermaye denen şey nasıl bir seyir izleyecek? Marks’a itibar edersek, sermaye, işçinin emeğinin sömürülmesiyle biriken bir şeydi. Emeği sömürülecek bir özneye ihtiyaç kalmadığında sermaye nereden kaynaklanıyor/kaynaklanacak?

Her halükarda üretimin kolaylaştığı ve daha da kolaylaşacağı bir süreçte yaşıyoruz. Buna mukabil pazarın aynı hızla genişlemediği de görülüyor. Dolayısıyla kapitalizm denen meşum öznenin işçiye giderek daha az, müşteriye giderek daha çok ihtiyaç duyduğu, tuhaf, daha önce yaşanmış olanlara hiç benzemiyor görünen bir sürecin içindeyiz.

Yani… Öyle görünüyor ki, kapitalizm, eğer kendisini sürdürmek istiyorsa, size iş bulamayacak belki ama size bakacak. Kaygılanmayın.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin