Kaftancıoğlu

 “Canan Kaftancıoğlu sence nasıl bir Türkiye hayal ediyordur” diye sorulsa, yazıp çizdiklerine, yapıp ettiklerine bakarak bir tahminde bulunabilirim. Benim tahmin ettiğim “Kaftancıoğlu’nun hayalindeki Türkiye”, bence —eğer gerçekleştirilebilse— sağlıklı bir Türkiye olur. Yani, günümüzün dünyasının sosyopolitik ikliminde hayatta kalabilecek bir Türkiye olur. Fazlası zaten ham hayal.

İlaveten diyebilirim ki, Türkiye’nin mevcut politik sahnesindeki oyuncular içinde, en biçimli Türkiye’yi hayal edebiliyor gibi görünen oyuncu Kaftancıoğlu. Şu son olup bitenler onu kısa süre içinde “hadi görelim bakalım ne yapabileceksin” makamına da taşıyabilir. Böyle bir ihtimal vardı, son olup bitenlerle birlikte bu ihtimal biraz daha güçlendi, demek istiyorum.

Peki, Kaftancıoğlu böyle bir güç elde etse, altına girdiği işin altından kalkabilir mi? İşte o hususta ziyadesiyle şüpheliyim. İki sebeple… Birincisi, politikayı sadece “kulüp üyelerinin” oynayabileceği, kalanların uzaktan izlemesi gereken bir şey olarak gördüğünü düşünüyorum. İkincisi, kendisiyle ziyadesiyle meşgul, kendisinden ziyadesiyle memnun biri intibaı bırakıyor bende.

***

Hani maçlarda hakem serbest vuruş kararı verir, barajı kurar, düdüğü çalar. Beklenmedik bir pas verir vuruşu yapan oyuncu, topu alan geriden gelen arkadaşının önüne bırakır, filan. Spiker “besbelli idmanlarda çalışılmış bir serbest vuruş organizasyonu” der. Kaftancıoğlu’na verilmiş olan ceza da, öyle görülüyor ki, idmanlarda çalışılmış. Öyle bir ceza süresi ki, tasarıma, plana filan hep tereddütle yaklaşan benim bile aksini aklıma getiremeyeceğim kadar aşikâr kılıyor bir tasarımın mevcudiyetini. Bu kimin tasarımıdır, tasarımı yapanın muradı nedir, bilemedim.

Ama biliyorum ki, tasarım yapıldığında, tasarımı yapanın hiç murat etmediği, hatta aklına bile gelmeyen şeyler de mümkündür. Yine futboldaki serbest vuruş metaforuna dönecek olursak, “hay Allah, ama şimdiye kadar bütün serbest vuruşları ceza sahasına orta yaparak kullanıyordunuz, biz bu işe hazırlıklı değildik” deyip seyrederseniz, golü yersiniz. Tasarımı yapan muradına ulaşır. Pas arası yaparsanız, serbest vuruş için ceza sahanıza doluşmuş olan rakibi dengesiz yakalayabilir, golü atabilirsiniz.

Demem o ki, “Erdoğan rakiplerini birer birer sahneden indiriyor” der, seyrederseniz, bir sonrakini de sahneden indirir. Ki şimdiye kadar hep öyle yapıldı. Derin analistler, Erdoğan’ın dâhice (!) planlarını teşhis ettiler ve huzura erdiler, Erdoğan da muradına erdi. Veya “Erdoğan İstanbul seçimlerinin intikamını alıyor” der, seyrederseniz, Erdoğan yine muradına ermiş olur. Filan.

Alternatifi ne? Erdoğan’ın neyi neden yaptığına tahsis ettiğiniz enerjinizi, “ulan bu yapılan şey kamu vicdanını şöyle incitti, şimdi bunu kaldıraç olarak nasıl kullanırım” filan derseniz, yani oyunu sahanın içine kazara düşmüş bir seyirci gibi izlemek yerine oyunda oyuncu olmaya karar verirseniz… İşler bambaşka mecralara akabilir.

Sizi temin ederim ki Erdoğan yaptıkları üzerine, sizin onun o yaptığını neden yaptığını anlamlandırmak için düşündüğünüz kadar düşünmüyor. Onun yapmaktan düşünmeye, muhaliflerinin de düşünmekten yapmaya vakti kalmıyor.