Kapitalizm Yaşlıları N’etsin?

Kapitalizm gençliği yüceltiyor, yaşlılığı aşağılıyormuş, çünkü yaşlıları lüzumsuz bir yük olarak görüyormuş. Artık üretici olmayan, dolayısıyla emeğini sömüremeyeceği yaşlıları… Filan. Akıllar böyle uzayıp gidiyor.
Başkaları da diyorlardı ki, “ah eskiden yaşlılık böyle miydi?” Nasıldı? Yaşlı insan haddini ve yerini bilir, gençlere özenip kendisini sokaklara, kıyılara atmaz, lüks ciplerin direksiyonlarına kurulmaz, Louis Vuittonların filan peşinden koşmaz, evinin köşesinde oturur… Kapitalizm yaşlılara, “ne münasebet, henüz gençsiniz, sizin yaşınızda hayattan el çekmek eskidendi, siz bu çağın insanısınız, sizin bu dünyada herkesten çok hakkınız var” diye kışkırtıp… Filan.
Yaşlılar eve tıkılırsa kapitalizm yüzünden —elinden gelse hepsinden sabun yapar ya, o kadarına gücü yetmiyor henüz. Sokaklarda salınırsa kapitalizm yüzünden…
Bu akıl yürütmeleri akıl niyetine pazarlayanların sefaletinden gına geldi. Lügatlerden kapitalizm kelimesi kalkıvermiş olsa bir sabah kalktıklarında, edebilecekleri bir tek laf yok.
***
Kapitalizm denen şey her neyse, emeğini sömürebileceği herhangi bir özneye ihtiyacı yok hanidir. Fabrikalardaki işçilere de ihtiyacı yok, her on işçinin yerine bir robot yerleştirmesi işten bile değil. Eğer bir şeye ihtiyacı varsa, o şey pazar. Müşteriye, tüketiciye ihtiyacı var. Bir insanın tüketici olabilmesi için de en az iki şey lazım: (a) Parası olacak ve (b) ihtiyaçları olacak.
Günümüzün gençleri ebeveynleri kadar tüketmiyorlar, bütün araştırmalar bunu gösteriyor. Ve en az iki sebeple: (a) Çoğunun işleri, dolayısıyla gelirleri yok, bütün dünyada genç işsizlik oranı genel oranın iki katı, (b) ebeveynleri gibi gösterişçi tüketimde gözleri yok, iki bira ve birkaç arkadaşla, ilginç buldukları görüntüleri ellerindeki telefonlarda birbirleri ile paylaşıp birbirlerine karşı oyun oynayarak saatlerini geçirebiliyorlar.
Yaşılar ise en azından sosyal güvenlik sisteminden gelir sahibi ve… Muazzam ihtiyaçları var. İlaç alacaklar, bakımları daha masraflı, gönülleri yaşlanmadığı için bedenlerini gönüllerine uydurmaları tüketim demek.
Bütün bunları gençleri ve/veya yaşlıları olumlamak/olumsuzlamak gibi bir derdim olmadan söylüyorum. Birer tespit sadece. Kendi gözlemlerim tarafından teyit edilen araştırma neticeleri. Ama hanımlar/beyler, kendi kafalarındaki muhayyel dünya eskizini gerçeklik yerine koyup, uyduruyorlar. Kafalarındaki Platonik dünyaya uymayan şeylerin de bir şeytan tarafından yapılmış olması gerekiyor —kafaları başka türlü almıyor. O şeytan da kapitalizm. Oh, bugün de çözdük âlemin esrarını çok şükür.
***
Dünyanın derdi başka.
Yıllar önce söylediğim şekliyle tekrarlayayım: Bölüşümü emeğe endekslemişsin, üretimde emeğin hissesi olağanüstü düşmüş —bu pandemiden sonra muhtemelen daha dramatik bir biçimde düşecek. Emeğiyle piyasaya katılamayanlar pay alamıyor. Dolayısıyla, öte yandan da üretilen tüketilemiyor. Adı kapitalizm midir nedir bilemem, ama günümüzün piyasası, herkesin bol bol parası olsa, herkesin bol bol ihtiyacı olsa dehşetli mutlu olur. Buna mukabil, ortada emeği sömürülecek kimse kalmamış, hiç dert değil. Hani o birilerinin ellerinde toplanan milyar dolarlar, bir şey olsa da ahaliye üleştiriliverse mesela… Hangi kapitalist bundan, hangi sebeple mutsuz olsun?
Hâlâ emeğin kutsallığıydı, tüketim toplumuydu filan diye zırvalamanın manası ne? Emek harcamadan, üretimde pay sahibi olmadan tüketici olmamızın bir yolunu bulmamız gerekiyor. Ne emek kutsal, ne de tüketim öcü. “Emeğiyle üretime katılmayanın tüketmeye hakkı yok” anlayışı kasıyor dünyayı.