Nisan’dan Sonra

Seçimlerden önce yerli araştırma şirketlerinin araştırmalarının yanı sıra yabancı kuruluşların, genellikle de iktisadi kuruluşların yaptırdığı araştırmalar dolaşıma girerdi. “Dolaşıma girmek” dedimse, öyle medyada filan görünmek manasına değil. Araştırmaların hedef kitlesinde olanlar, ilgilenebilecek ve değerlendirebilecek olanlarla paylaşırlardı.

Birkaç seçimdir bu tür araştırmalar bana ulaşmıyor. Araştırma yaptırılmadığını zannetmiyorum. Ya daha dar bir kesimle paylaşıyorlar veya paylaşılan kesimlerle benim aramdaki irtibat koptu diye düşünüyorum.

Seçim araştırmalarını önemsemiyorum. Yabancı kuruluşların yaptırdıklarını da… Mesele seçim sonucunu daha sağlıklı bir biçimde tahmin etme ihtiyacı filan değil. Seçimin şöyle biteceğini bilsem bir biçimde, böyle biteceğini bilsem başka bir biçimde davranma seçeneklerim yok. Yani? Bilginin (malumatın) karar vermede faydası yok. O halde o bilgi olmasa da olur.

Ama…

Sözünü ettiğim araştırmalar beyhude yere yapılıyor değiller/di. Başka özneler benim gibi değiller. Onların seçenekleri var. Sözünü ettiğim araştırmalar da, seçenekleri olan, seçim neticesine göre şimdiden pozisyon değiştirme şansı olan özneler için yapılıyor/du. Bilhassa iktisadi aktörler için. Kararlarında yardımcı olma iddiasıyla…

***

Geçtiğimiz haftanın sonunda liraya ciddi bir atak gerçekleşti, malumunuz. Bu hafta da Londra swap piyasası hakkında ziyadesiyle bilgilendik —bilgilenmek durumunda kaldık. Sözünü ettiğim anketlerin bir süredir bana ulaşmadığını da bu vesileyle hatırladım.

Görünen o ki (a) Türkiye’de yatırımı olanlar Türkiye’den çıkmak için orta vadeli bir planları var idiyse, vadeyi daralttılar, (b) Türkiye’de yatırımı olmadığı halde kurların geleceği hakkında tahminlerle para kazanma itiyadında olanlar gözlerini liraya çevirdiler, futbol bahisleri bültenlerinde yüksek oranlı banko arayan kumarbazların para piyasasındaki muadilleri liranın çakılacağı bahsine yöneldiler, yani. Bu tutumların neticesinde gerçekleşen dalgalanmaya, hükümet ve Merkez Bankası, analistlerin tam saha pres tabirinde mutabık kaldıkları bir dizi tedbirle karşılık verdi. Netice almış gibi de görünüyor.

Mesele şu: Bahse konu olan aktörler, öyle Golan Tepeleri, S-400 filan gibi dolaşımda olan, herkesin kulağına erişebilen malumatla bu kadar keskin bir tutum değişikliğine gidecek oyuncular değil. Daha hassas ve daha derin analizlerle oynayan aktörler bunlar. Dar bir zaman aralığında çok sayıda aktörde ani bir tercih değişikliği olduysa, muhtemelen, onları besleyen bir kanaldan bir takım —bizim için meçhul olan— bilgiler akmış olabilir. Yukarıda sözünü ettiğim türden bir araştırma ve ülkenin yakın geleceğine dair —o araştırmaya yaslanan— bir tahlil mesela…

Varsayımlarımı gerçek kabul edip, muhayyel bir araştırmanın yatırımcılara ve kumarbazlara ne demiş olabileceğini tahmin edip, oradan da seçim neticeleri hakkında tahminde bulunmak filan gibi manasızlıklara teşebbüs etmeyeceğim. Esasen seçim neticelerini merak da etmiyorum, yukarıda işaret ettiğim gibi. Kaldı ki, yatırımcılara ve kumarbazlara tercihlerini etkileyecek bir araştırma sunulmuş ise de, o araştırmanın doğru tahminde bulunduğunu söylemek için bir mesnedimiz yok.

Üzerine kafa yorulması gereken mesele başka. Geçtiğimiz hafta Cuma günü zirveye ulaşan, iki gündür tam saha presle ancak zapt edilen kanaat, ne kadar kalıcı? 31 Mart gecesi, sandıklar açıldıktan sonra, Türkiye’den çıkmak isteyen yatımcıların aceleleri sükûnet bulacak mı? Liranın değer kaybına bahis oynayıp kazanma hevesinde olanların hevesleri zayıflayacak mı?

Yani?

Hükümeti ve Merkez Bankasını tam saha prese mecbur bırakan şartlar, seçim öncesindeki belirsizliklerden beslenen, kısa vadeli, rakibin bir oyuncusu kenarda tedavi görürken, hazır sahada on kişi kalmışken yapılan türden bir fırsatçılıktan mı kaynaklanıyor? Yoksa, hakemin elini cebine götürdüğünü, kırmızı kart çıkaracağını bizden önce fark etmiş birileri, ilk golü atanın kendisi olma hevesiyle, herkesten önce hamle mi yaptı?

Ekonominin verileri berbat. Borçlanma ihtiyacı düşüyor gibi olsa da borçlanma maliyeti olağanüstü bir hızla yükseliyor. Borçlanma maliyetinin yükselişinde Türkiye’yi yönetenlerin kendi bekalarını ekonominin gereklerinin önüne geçirmiş olmasının ciddi hissesi olduğu kanaatindeyim ama mesele sadece içerideki aymazlıktan da kaynaklanmıyor, dünya kötü. Üretim trajik bir hızla düşüyor ve büyük bölümü ithalata ihtiyaç duyan sınai üretim, artan borçlanma maliyetinin de etkisiyle, daha da düşecek gibi görünüyor. İşsizlik de paralel olarak yükseliyor. Hükümet, acil yardım dolabındaki bütün ilaçları tüketti, arkası yok.

Dolayısıyla, birkaç gündür sürdürülen tam saha presin sürdürülemeyeceği, ülkenin takatinin kısa süre içinde kesileceği kolaylıkla söylenebilir. O halde, eğer geçtiğimiz Cuma günü yaşananlar eğer orta vadeli bir eğilimin, sürecek bir tutumun ilk habercilerinden ise… 1 Nisan’dan sonra, tahmin ettiğimizden —en azından benim tahmin ettiğimden— de ağır bir gerçeklikle karşı karşıya gelebiliriz.

Ne diyeyim, hepimize kolay gele…

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin