N’olcak Bu Japonya’nın Hali

Ömrü yarım asrı bulmuş olanların gençliği Japon mucizesi nutukları dinleyerek geçti. Japonya’nın 60’lı ve 70’li yıllardaki beklenmedik iktisadi performansını açıklıyormuş gibi görünen faktörlere neredeyse her gün bir yenisi ekleniyordu. Ülkenin tarihinin, sosyal organizasyonunun, Japon kültürünün hemen her unsuru ile zenginleşme arasında bir illiyet bağlantısı kurulmuştu herhalde. Nihayet “Japonlar ailecek bir arada ve çıplak yıkanırlar, böyle büyüyen çocukların güven duygusu gelişir, sonra da o millet işte böyle zengin olur” türünden akıl yürütmelere bile şahit olduğumu hatırlıyorum.

Japonya bu yılın ilk çeyreğinde, geçen yılın ilk çeyreğine kıyasla yüzde 15 civarında küçülmüş.

80’li yılların başında girdiği resesyondan çıkamayan ve onlarca yıldır doğru dürüst büyüyemeyen bir ekonomiden söz ettiğimizi hatırlatayım. Yani hani son birkaç yılda, mesela büyük ölçekli sıcak para enjeksiyonuyla aşırı şişen ve şartlar değişince alabora olan bir ülkeden söz etmiyorum. Japonya’nınki, muhtemelen, modern tarihin en muazzam daralması. Yılın kalanında bu ölçekte bir daralma herhalde tekrarlanmayacaktır. Dolayısıyla yıllık küçülme yüzde 15’in bir hayli altına düşecektir. Yine de bu benzersiz daralma, en azından 60’lı ve 70’li yıllardaki büyüme kadar açıklamaya muhtaç değil mi?

Ne yapacağız şimdi?

Japonya aynı Japonya. Sosyal ilişkiler aynı, kültürel kod aynı. İktisadi organizasyon aynı. Japonlar yine eskisi gibi çok çalışkanlar, yani bize hiç benzemiyorlar. Dev kuruluşlar ile çalışanları arasındaki ilişki türü baki. Eğer sahiden ailecek bir arada ve çıplak yıkanıyor idiyseler, muhtemelen âdetlerini muhafaza da ediyorlardır. Ama bir vakitler mucizevî bir iktisadi performansa sebep olduğu iddia edilen bu faktörlerin hiçbiri bir işe yaramıyor. Otuz yıl önce bir gecede kaybettiklerini otuz yıldır telafi edememiş olan Japonlar, misli görülmemiş bir kayıp daha yaşıyor.

Şimdi birileri çıksa ve dese ki, mesela “Çok çalışkan olmak iktisadi olarak zararlıdır, işte bir yıl içinde ekonominin yüzde 15 küçülmesine yol açar”, ne diyeceğiz?

Kiminizin aklına düşecek şimdi, “Japonya’ya laf söylemek sana mı düştü, hele bir Japonya gibi olalım da…” Nereden biliyorum böyle deneceğini? Yıllardır bu mevzuları her açtığımda hep aynı teraneyle karşılaştım, oradan biliyorum. Sanki Japonya’yı, Japonların bir vakitler sergilediği performansı küçümsüyormuşum gibi…

Hâlbuki Japonya’yı küçümsemek aklımdan bile geçmez. Japonya’ya baktığında gözüne ilişiveren ilk şey ile Japonya’nın performansı arasında gösterişli illiyet bağlantıları kurarken zerre şüphe duymayan akılları küçümsüyorum. Sırf bizim neden adam olamayacağımız hakkında ekstra bir argüman daha sağlıyor diye, bu derme çatma açıklamalara akıl ürünü şeylermiş muamelesi yapan sefaleti küçümsüyorum.

Türkiye’ye Japonya’yı satıp duranların şimdi bize bir açıklama borçları yok mu? Zenginleşelim de dünyanın muteber milletleri arasına dâhil olalım hevesiyle, maazallah, bu zevatın aklına uysaydık, çoluk çocuk çırılçıplak soyunup günde üç vakit hamama doluşmayı göze alsaydık… Su faturalarını kim ödeyecekti şimdi?

Ayriyeten, tamam ailecek banyoya girmedik ve lakin benzer akıllarla bir yığın abuk sabuk iş de işledik ve işliyoruz yani.

Cemalettin N. TAŞCI