N’olcak Bu Zenginlerin Hali?

Kimi tahminlere göre, 1400 yılında yeryüzünde 350 milyon civarında insan yaşıyordu. Bunların 75 milyon kadarı Çin’de, 100 milyon kadarı Hindistan’da, sadece 60 milyon kadarı ise Avrupa’da ikamet ediyordu.
O tarihlerde Çin’de yaşayan biri ile Avrupa’da yaşayan birinin hayat standartları arasında muazzam (!) bir fark vardı. Mesela nasıl bir fark? Çin’de yaşayan biri günde ortalama olarak 29 kilokalori tüketirken, Avrupa’da yaşayan 26 kilokalori ancak tüketebiliyordu. Çin’in en büyük şehri 500 000 nüfusa sahip iken, Avrupa’da onun beşte biri büyüklüğünde bir şehir yoktu.
Filan…
Mevzumuz açısından esas tayin edici olan o ki, bugünkü standartlarla bakacak olursak, belki bir yüz bin kişiyi dışarıda bıraktığımızda o 350 milyon insanın hemen hepsi tastamam aynı şartlara sahipti. Fiili olarak neredeyse hepsi 30-40 bin kişinin kölesi durumundaydı ve efendileri kendilerine ne kadar lütfederlerse o kadar yiyebiliyor, o kadar giyebiliyor, o şartlarda barınabiliyordu. Arada kalan bir 50-60 bin kişi, kaderleri esasen yine o efendilerin keyfine bağlı olsa da, ticaretle, bilim diyebileceğimiz faaliyetlerle veya sanatla uğraşıyor, yığınlardan nispeten farklı bir hayatı tecrübe edebiliyordu.
1800 yılına geldiğimizde dünya nüfusu 900 milyona çıkmıştı. 315 milyon kadarı Çin’de, 180 milyon kadarı ise Avrupa’da yaşıyordu. Çin’de tüketilen enerji günde ortalama 36 kilokaloriye yükselmiş ama Avrupa daha çok mesafe kat etmiş, 38 kilokaloriye ulaşmıştı. Pekin’in bir milyonu aşan nüfusuna mukabil, Londra da 900 bin kişiye ev sahipliği yapar hale gelmişti.
Esas mesele şu ki, o 900 milyon kişinin hayat standartları arasında ciddi farklılaşmalar oluşmuştu. Nüfusun ekseriyeti, belki bir 500 milyon kadarı, hâlâ az sayıdaki efendinin kölesi statüsünde sayılabilirdi ama onlardan çok daha kötü şartlarda olan, mesela Afrika’dan toplanıp gerçek anlamda köleleştirilen ciddi bir nüfus daha vardı. Efendiler de hem sayıca çoğalmış, hem de türsel olarak çeşitlenmişlerdi. Hâlâ cetlerine yaslanarak efendiliklerini sürdüren birkaç yüz bin kişi vardı ama efendilerin önemli bir bölümü, efendilik yapma imkânlarını, aristokrat olmalarından almıyorlardı —burjuva idiler. Ve daha önce mevcut olmayan, nispi olarak iktisadi özerkliğe sahip olan ciddi bir nüfus zuhur etmişti. Toprağına sahipti mesela. Pazar için üretim yapabilecek büyüklüğe erişmişti. Efendiler onlara keyfi müdahalelerde bulunamıyordu.
Filan.
2000 yılına geldiğimizde kompozisyon daha da değişti. Çin’de günlük tüketilen enerji miktarı 100 kilokaloriyi geçerken, Avrupa’da bu değer 230’u buldu. Altı milyarı geçen insan nüfusunun içinde, hayatı bir efendinin iki dudağının arasında olan nüfus, birkaç yüz milyonun altına düştü. Nüfusun neredeyse tamamı vergilendiriliyor olsa da, malına, gelirine doğrudan el konabilen insan sayısı da hemen hemen aynı seviyede…
Evet, yine efendiler var —muhtemelen birkaç milyon kişi. Ama o birkaç milyon kişinin dışında kalanlar artık köle değil. O birkaç milyon kişinin neredeyse hiçbiri, ecdadından devreden bir soyluluğa yaslanmıyor. O birkaç milyon kişinin aralarında da çok ciddi farklar oluştu. Ama esas mühimi, o birkaç milyon kişinin dışında kalan milyarlarca insanın hayat standartları olağanüstü çeşitlendi, farklılaştı. Bilim, sanat gibi faaliyetlerle iştigal eden nüfus, akla sığmayacak oranlara ulaştı.
Filan.
Bütün bunları hatırlatmaya neden ihtiyaç duyuyorum?
Birincisi, içinde yaşadığımız acayip zamanları geçebilirsek, bir cennete ulaşmayacağız. Yine zenginler olacak —efendiler. Ama o efendiler, bugünkü efendiler ve/veya onların çocukları, torunları olmayacak. Zenginlik, efendilik hep oldu ama on binlerce yıl boyunca o zenginliğin, efendiliğin biricik kaynağı kaba kuvvet iken, sonra yüzlerce yıl boyunca soydan devreden güç iken, çok kısa sayılabilecek bir süre içinde radikal bir biçimde değişti zenginliğin kaynağı. Ve olağanüstü bir biçimde çeşitlendi. Dolayısıyla “e ama hep zenginler oldu” demenin zerre kadar manası yok. Üç yüzyıl önce Ford olsanız, Gates olsanız, zengin olma şansınız yoktu —dolayısıyla da Ford olma, Gates olma şansınız yoktu.
Dünyada yığınlara göre aşırı zengin olanlar hep oldu mu? Oldu. Bu doğru önerme, GameStop hisseleri üzerinden kopan kıyamete bakıp, “hah zavallı baldırıçıplaklar, zenginleri yenebileceğinizi mi zannediyorsunuz” diye ahkâm kesmeye dayanak olamaz, çünkü zenginler hep oldu ama…
Hep yenildiler.
İkincisi, zenginliğin kaynağı değişirken, bu iş, “al kardeşim, ben yeterince nasiplendim, biraz da sen oyna” denerek gerçekleşmedi. Hep itiş-kakışla, hep dövüşerek oldu. Şimdi böyle “ay ama ne kadar beyhude işler bunlar, şimdi devlet şöyle regülasyonlar yapacak, bu işi yapanları böyle cezalandıracak” filan gibilerden üstten ders vermelerin manası yok. Varsa, bir tek manası var: “Dünyayı değiştirebiliriz” diyenleri yıldırmaya çalışmaya yarar, yarayabilirse. Dövüşmeden dünyayı değiştirmek kabil değil. Yumruk yemeyi göze almadan da dövüşülmez.
Tarih boyunca istisnasız bir biçimde tekrarlanmış olan gerçeklikler —zenginlerin hep yenilmiş olması, hep dövüşülerek yenilmiş olması, her dövüşte herkesin yumruk yemiş olması— hakkında bu kadar zırcahil olup, yine de herkese ders verme yetkisini kendisinde görmenin kaynaklarını anlamak zor değil, Dunning-Kruger etkisi deniyor buna malumunuz. Trajik olan, bu etkiden mustarip olan zibidilerin, kendi kendilerini atadıkları Olympos zirvelerinden aşağıya bakıp, gördükleri herkes için “hah, Dunning-Kruger etkisi dedikleri işte bu” diye sayıklıyor olmaları.
Dünyayı değiştirmeyi sahiden isteyenlere diyebilirim ki, esas hasımları işte bu zırcahil zibidilerdir. Kendilerini herkesten akıllı gören budalalar. Melvin Capital filan, Aydınlanma aklını akıl zanneden işbu zibidiler olmasa, Reddit baldırıçıplaklarının karşısında bir hafta dayanamaz.