Oyunu Dışarıda Kurmak

Adelina Sfishta twitter’da Israel Hayom gazetesindeki bir analizi özetlemiş.

“Israel Hayom” gazetesinde çok enteresan bir analiz çıkmış. Analizden bölümler: 1. Erdoğan ve Bahçeli “yeni anayasa yapıyor”. Bu anayasa Türkiye’nin “bölgede üstleneceği yeni jeopolitik rol” ile ilgili. 2. Yeni Anayasa; Türkiye’ye, ABD ve AB ile Akdeniz’i güvenli hale getirecek rol verecek. 3. Türkiye’nin bu dönüşü, Yahudilerin “Süleyman Paktı” dediği (Kanuni kastediliyor),Türk-Yahudi ittifakının kurulmasına fırsat verecek. 4. Türkiye’nin dönüşü, Rusya ve Çin’in bölgeye nüfuzunu durduracak. 5. MHP, on yıllardır, İsrail’in sağlam bir müttefikidir. İran yayılmacılığı bu partiyi rahatsız etmekte ve bu parti Türkiye-İsrail dostluğunun gerekliliğini dile getirmeye devam edecektir. 6. Türkiye-İsrail işbirliği için; İran ürkütücü bir “sopaysa”, Doğu Akdeniz enerji yatakları da işin “havucudur”. 7. Süleyman ittifakı, bölgede “Türkiye-İsrail ortak askeri üslerinin kurulmasını içermeli”. 8. Türkiye “Atlantikçiliğe” yeniden dönmesiyle, Doğu Akdeniz’deki enerji yataklarından yararlanacaktır. Amerika’nın enerji devleri Exxon ve Ovintiv, bu sahalarda çalışmak için TPAO ile ortaklık yapmıştır. 9. Türkiye; Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgelerinin güvenliğinde daha fazla rol alırsa, batılı enerji şirketlerinin gözünde daha değerli hale gelecektir. İsrail şirketleri de bu fırsatı kollamaktadır. 10. Hazırlanan yeni anayasada, Türkiye’nin NATO üyeliği, değiştirilemez maddeler arasına konulacaktır. 11. Bu Hulusi Akar’ı Erdoğan’ın “halefi” konumuna getirecektir. Akar’ı; MHP ve AKP desteklemektedir. 12.Mustafa Şentop ve Muharrem İnce’nin de iki başkan yardımcısı olarak bu sisteme güç vermesi beklenmektedir. 13. Yeni anayasa, Osmanlı Eyalet sistemini de getirecek. 14. Biden Türkiye’ye şans vermeli.

Anlıyoruz ki gazetede yazılanlar, en azından Sfishta’nın o yazılanlardan çıkardıkları bunlar. Sonra da devam etmiş…

“İsrael Hayom gazetesi, İsrail’in en çok okunan gazetelerinden. Yazıyı basit-uçta bir internet gazetesi yazmamış. Bilgiler doğruysa, ‘arka planda kurulan yepyeni bir oyunla’ karşı karşıyayız. Türkiye ve İsrail’in ‘ABD ve Batı destekli’ strateji ittifakı söz konusu. Sadece PİAR olamaz.

“Hayom gazetesinin haber-analiz tarzı ile yazdığı yazı, çok önemli bir şeyi daha içeriyor, açıkça yazılmamış olsa da: ‘Kürtlerin de bu ittifakın bir parçası olacağı’. Yeni anayasa, buna göre mi yazılacak? Biden bu haberi mi bekliyor? İsrail stratejik güvenliğini böyle mi sağlayacak?

“’Türk-Kürt-Yahudi ittifakı’ mı oluşuyor? İran, ‘İslam’ın bayraktarlığında’ tek başına mı kalacak? İran etnik olarak parçalanacak mı? ‘Üst aklın’, Türkiye’deki derin devlet enstrümanlarına ‘çizdiği yeni istikamet’ bu mu? ‘Kemalist-Ulusalcılar’, ‘Siyasal İslamcılık’ out, ‘Türkçülük’ in mi?

“Hatırlar mısınız? ‘Oyunu dışarda kurmak’ kavramını zaman zaman kullanırdım. Yeni oyun ‘dışarıda kuruluyor’. Hayom’un yazdıkları doğru ise ve bu Erdoğan yönetimi için Biden’a yönelik bir ‘PİAR çalışması’ değilse, bölgede çok ciddi bir dönüşüm bekleyelim. Ben buna ‘Erdoğan zekası’ derim.

“Muhalefet; yok 128, yok at, yok şu, yok bu… ‘güç temerküzünde anlam ifade etmeyen’ işler peşinde koşup dursun. İktidarları ‘gücün belirlediği süreçlerde’, ‘çözüme tesiri minimum olacak’ gündelik siyasetin labirentlerinde enerji tükete dursun, oyun böyle kurulur. Erdoğan çareyi bulmuş.”

Sondan başlayalım…

“Erdoğan zekâsı” tabiri bir tür ironi değilse, yukarıda anlatılan hikâyenin neresinde bir zekâ görüldüğünü ben anlamadım. Hikâyeye bakıyorum, bakıyorum, bir zekâ göremiyorum. Sözü edilen türden bir projenin taşeronu olmayı becerebilse, Erdoğan zaten şimdi düştüğü hallere düşmeyecekti. Beceremedi. Muhtelif sebepleri var, teferruatına girmeye lüzum yok.

Eğer şimdi böyle bir proje ısıtılır ve Erdoğan da dâhil olabilirse, ihaleden alacağı hisse, zamanında becerebilse alacaktı olduğunun yanında pek küçük olacak. Yani daha önce taşımayı beceremediği bir yükü, daha küçük bir ücret mukabili taşımaya, dövüle dövüle mecbur edilmiş olacak. Zekâ bunun neresinde?

Bir adım geri atalım.

“İktidarları gücün belirlediği süreçler” olmaz, çünkü iktidarları zaten hep güç belirler. De… İktidarı güç belirliyor diye, sadece güç odakları ile, güçlü odaklar ile oyun oynanmaz. Yani Erdoğan da eğer hikâye ve zekâ yakıştırması doğru ise, bir yandan İsrail ve NATO ile filan dans ediyor ama öte yandan da Gergerlioğlu’nu derdest etme filan işleriyle uğraşıyor. Yani muhalefetin yapıp ettiklerini buradan yola çıkarak, bu akıllarla eleştirmenin manası yok. “Muhalefetin yapıp ettikleri doğrudur” demiyorum, böyle bir mantıkla eleştirilmesindeki manasızlığa işaret ediyorum, vurgulayayım.

Artık hikâyenin aslına gelebiliriz.

Israel Hayom hakkında bir fikrim yok, Sfishta hanımın gazeteyi önemsiyor olmasını makul delil olarak kabul edip devam ediyorum. Gerçi o durumda bile, ciddi bir gazetede adamın birinin hezeyanları olabilir, gazetenin genel yayın politikasında nerede durduğuna göre ciddiyeti değişebilir analizin. Bilmiyorum.

Bütün bu safhaları atlayarak analizin muhtevasına gelecek olursak ne anlıyoruz? Birileri bir tezgâh kurmuş, Türkiye’yi İsrail ve Kürtler ile birlikte paketleyip Batı eksenine döndürecekmiş. O birilerinin arasında, anlaşıldığı kadarıyla Biden yokmuş —ki analizin sonunda Biden’a “lütfen Türkiye’ye bir şans daha ver” demeye ihtiyaç duyulmuş.

Aralarında Biden olmayan o birileri kim? Biri Bahçeli anlaşıldığı kadarıyla. Çünkü on yıllardır İsrail’in sağlam bir müttefiki. E peki Kürtler ile birlikte paketlenmeye nasıl razı olacak? Olsaydı zaten işler bu raddeye, “dışarıdan bir oyun kurmaya ihtiyaç duyma” raddesine gelmeyecek değil miydi?

Israel Hayom’un politik çizgisi hakkında da bir fikrim yok. Ama analizi ciddiye alacak olursak, oyunun esas müellifleri İsrail’in içinde birileri. Biden’a diyorlar ki “bizi halının altına süpürme, Türkiye ve Kürtlerle birlikte paketlenmeye hazırız”. Anlaşılan o ki zor duruma düşmüşler. Demek ki Biden yönetiminin hışmını üzerlerine çekmiş birileri var ve fakat ben İsrail iç politikasını çok iyi bilmediğim için onların kimler olduğunu hassasiyetle tespit edemiyorum. Uzaktan bakınca, Netenyahu’nun zor durumda olduğu görülüyor ama galiba zor durumda olan sadece o değil. Neyse…

Oyunun esas aktörlerinden bir diğeri de, anlaşıldığı kadarıyla Akar. Bildiğim kadarıyla Gara fiyaskosundan beri sütre gerisinde. Erdoğan’a sufle verme ihtiyacının azaldığı bugünlerde zamanını böyle daha faideli işlere tahsis etmiş olabilir mi? Olabilir. Bana kalırsa böyle bir analizde adının geçmesi onun aleyhinedir. (Analizi yazanın biricik kastı Akar’dan kurtulmak bile olabilir, bakın —artık Akar’la derdi her neyse.)

Hikâyeyi —sanki memlekette bir şeyleri değiştirme kabiliyeti varmış gibi— yeni Anayasa projesine yaslaması ise, analizi en zayıf kılan yanı. Sözü edilen şeylerin hiçbiri için yeni bir Anayasa filan gerekmiyor. Yazılacak yeni bir Anayasa’nın bu işler için kolaylaştırıcı olması beklenemez. Zaten yeni bir Anayasa’yı kabul ettirmek de fevkalade müşkül —o Anayasa’nın hükümleri neler olursa olsun.

Manasız işler yani.

Peki, ben ne demeye manasız bulduğum bu şeyler üzerine bu kadar klavye eskittim? Çünkü bir yandan da dünyada ne kadar muazzam bir gaz sıkışması olduğuna işaret ediyor. Birçok özne aks değiştirmek zorunda kalacak ve kimlerin kimlerle dans partneri olmak üzere neleri feda etmeyi göze alabileceği üzerine düşünmek için faydalı bir zemin sağlıyor işbu analiz müsveddesi.

Memlekette tam bağımsızlık iddiasına sahip birileri var mı? Var. Ama onlarla bile konuşmaya başladığınızda, nihai hayalleri öyle bile olsa, günün konjonktüründe ya Avrasya ittifakı kurulmasını aksi halde Batı’nın kucağından kalkılamayacağını söylemek zorunda kalıyorlar. Esasında dedeleri 70’lerde “ne Amerika ne Rusya, tam bağımsız Türkiye” diye çığırtkanlık yaparken de saklıyorlardı ama Çin’e yaslanmak gibi ham bir hayalleri vardı. Yani tam bağımsızlık diye bir şey yok. ABD veya AB veya Çin de tam bağımsız filan değil.

Ama…

Soğuk savaşın bitişiyle birlikte, her birimizin ve her bir toplumun üzerindeki “tarafsız kalan bertaraf olur” baskısı hafiflemişti. Dolayısıyla “şu meselede şöyle, bu mesele böyle” düşünmek ve yapmak imkân dâhiline girmişti. Anlaşılan o ki, dünyayı dizayn etmeye pek hevesli olan aktörler, bir süredir, böyle dağınık bir dünyada huzursuz oluyorlar ve dünyayı yine ip gibi hizalamayı hayal ediyorlar.

Benim meseleye bakış açım ise şöyle: Erdoğan Türkiye’si o kadar hafifledi ki, terazinin dengesini değiştirebilecek takati kalmadı. Dolayısıyla tarafların herhangi biri için vazgeçilmez bir kıymeti yok. Ancak mesela İsrail ile birlikte paketlenebilirse bir ağırlığa sahip olabilir —veya İsrail Türkiye ile birlikte paketlenirse pazarlık gücünü yükseltebilir— veya Rusya ile birlikte paketlenirse… Dolayısıyla Erdoğan’a deniyor ki, “kendi başına bir hiçsin, ama benim payandam olursan sana göz kulak olurum”.

Geldiğimiz nokta budur. Erdoğan zekâsının sadece Türkiye’yi değil Erdoğan’ın kendisini de getirdiği nokta budur. Oyunu dışarıda kurma hayaliyle dış politikayı araçsallaştırmanın memleketi ve Erdoğan’ı getirdiği nokta budur. Bizi buraya getirenler noktasında her kimin ne kadar emeği varsa iki elim yakasındadır.

Zekâlarını ve vatanseverliklerini sevdiklerim…