Özümüz Yeter

Mücahit Bilici hoş yazmış —son zamanlarda genellikle hoş yazılar yazıyor zaten. “Kıtlığın İslamında yokluk, bolluğun İslamında zenginlik Allah’ın rızası halini alıyor. Kılıçlar keskin olduğunda cihadın büyüğü harici alemde kendi halindeki başka coğrafyaları işgal ile ele geçirmek olarak anlaşılıyor. Cihadı yapan Moğollar olup fethi senden daha iyi yapıp ülkeni işgal ettiklerinde cihadın büyüğü birden iç aleminde nefsinle mücadele biçimini alıyor.” derken, anladığım o ki, şikâyet, en azından sitem ediyor.
Onun hoş karşılamadığı hal, benim baktığım yerden bakıldığında İslam’ın (Türklüğün, Kürtlüğün, Hıristiyanlığın, Fransızlığın, yani her bir şeyin) gücü olarak görülüyor. Eh, Platonik bir perspektifle, her şeye zaman aşırı bir iç tutarlılık, bir öz vehmedince, hal biçimsiz görünüyor, ben de farkındayım. Hayatı da zorlaştırıyor, şu çekmeceye koyduğumuz bu çekmeceden çıkıyorsa, mütemadiyen tetikte olmak, durmaksızın kendini güncellemek filan icap ediyor. Hoş değil.
Lakin dünya böyle.
(Bence öteki türlüsü daha da tatsız olurdu ya, defalarca tartıştım bu mevzuları, bir defa daha tekrar etmeye lüzum yok.)
***
Mesele Erdoğan’ın ve Müslümanlarının “aha bahar geldi galiba, çiçeklenelim” demesinden kaynaklanmıyor. En azından benim meselem… Mesele, Erdoğan ve Müslümanlarının, “İslam ve Türklük her mevsimde çiçeklenebilir, muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda akan kanda ve/veya Allah’ın bizi her halükarda destekliyor olmasındadır” diye varsaymalarından kaynaklanıyor.
Öyle bir dünya yok.
Mevsim çiçeklenme mevsimi midir? Bence öyle. Ama mevsim şartlarını ve kendi imkânlarını doğru dürüst ölçmek için gereken çabayı hiç harcamadan, “özümüzde var” diye başını çıkarınca… Mevsim müsait olsa bile, tepenize basarlar.
Basıyorlar nitekim.
Bundan önceki cihat mevsimi ile şimdiki arasındaki farkı fark etmeden, dünyanın o dönemden bu yana ne kadar değiştiğini idrak etmeden, “özümüz kıymetli” filan deyince… Fütuhat hayalleri şehadet vaadine rücu ediyor.
Bugün dünyanın bir fatihe ihtiyacı var. Bu dünyanın ihtiyaçlarını, imkânlarını ve şartlarını doğru dürüst teşhis edebilmiş bir medeniyet bu coğrafyadan bir bereket çıkarabilirdi. Ama idrak etmek gerekiyordu ki artık fetih eski fetihler gibi değil, fatih de eskisi gibi olmayacak. Esasen eski fatihler bile bu kadar manasız bir “özümüz yeter” cehaletinde değillerdi.
Neyse… Ne diyeyim!