Daha önce birkaç defa işaret etmiştim, bana öyle geliyor ki Türkiye’de birçok kişi —bilhassa iktidar kanadında— ancak ikiye kadar sayabiliyor, menüde üç seçenek varsa, kafaları karışıyor. Daha önce manzume ve aritmetik mevzularına duyduğu amatörce alakayı bizden —ne yazık ki— hiç esirgemeyen Bahçeli de istisna değil. Ama… Bahçeli’nin ikiyi görünce de kafasının karıştığından, kapasitesinin ancak bire
Dün dedim ki mealen, performansı, performans beklentisini, bir şeyleri performansa endekslemeyi kim kaybetmiş de biz bulmuşuz? Burada işler, uzun süredir, “ne performansı kardeşim, ben o işi bizim oğlana yaptırıverdim, pekâlâ oldu” güzergâhından yol alıyor. Bir de… “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” güzergâhı var, unutmak olmaz. Aktüel bir misal üzerinden de görebiliriz/görüyoruz. Önce giriş. Daha önce, yeri
1994’te Ankara’da, Türkiye’nin o dönemdeki belki de biricik siyasi araştırma şirketinde işe başladığımda, yaptığım anlaşma da, niyetim de, şirketin esas faaliyet alanına hiç bulaşmamaktı. İyi bir bilgisayarcıydım, şirketin esas faaliyeti için elzem olan bilgiişlem işlerinin verimliliğini yükseltmekten başka bir derdim yoktu. İki ay kadar sonra kendimi siyasi analizler yapan biri olarak buldum. Siyasi analizler? Diyelim