Topal Ördek

Bahçeli yine ilkokul 4. Sınıf seviyesindeki Türkçesiyle döktürmüş. Alıntılamak bile içimden gelmiyor. Şu lafları laf diye söyleyen zat, bu zırvalara hikmet muamelesi yapanlara güveniyor ama onlar lafı lafa benzettiklerinden yapmıyorlar yaptıklarını. Mecburlar, gelenek öyle emrediyor. Onlarınki de çekilecek çile değil ama… Müstahaklar, ne diyeyim… Başka ne yaparsınız bilmem ama Bahçeli’yi gördüğünüzde doya doya bakın, işittiğinizde tadını çıkararak dinleyin. Yakında bulamayacaksınız bunları.

Süleyman için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Aziz devletimizin Süleymanlara hep ihtiyacı oldu. Yine olacaktır. Gördünüz işte, nereye kapattılarsa, ancak sandıklar açılana kadar orada tutabildiler. Gerçi yerine bir nebze aile terbiyesi almış birini kullansalardı —sadece bizim için değil— kendileri için de daha iyi olurdu ama dönemin ruhu bu. Bir yandan da… Eldeki malzeme bu. Biraz insana benzeyenlerini reis öcülere verdi.

Reis dedim de… Yani yürütmenin başından söz ediyorum. Artık bir topal ördek olan zattan… Uzunca bir süredir, sadece hiç yenilmemiş olmak —ve buna rakiplerinin ilavesiyle seçimle gönderilemez olmak— üzerinden bir kudret devşiren zattan. Façayı çizdirdi. 31 Mart neticelerini kabul etseydi, “ayağım sürçtü düştüm de ondan” diye geçiştirebilirdi bir ihtimal. Herkes işin aslını bilse de, inanmış gibi yapabilirdi bir süre daha. Ama kabul etmedi. Façasını çizen delikanlının üzerine, Devlet’ini, devletini, Süleyman’ını, valilerini, milyarlarını ve daha ne varsa her şeyini yanına alıp sefer etti. Çok daha derin bir yarayla döndü. Ben kabadayılığın raconunu bilmem ama bilenlerin bildirdiği kadarıyla, bu yarayla artık iflah olmaz. Artık efkârlanıp nara attığında, mahalleli çoluğu çocuğu eve toplamaya, kapılara kilit üstüne kilit vurmaya kalkışmayacak. Eh, uzun süredir heybede naradan, nara attığında saldığı korkudan gayrı bir şey yoktu. Bu iş bitmiştir. Muhterem artık topal ördektir. İlişmeyecektin garibana, topal ördek filan diye eğlenmeyecektin.

Ben katlanamıyorum ama bence siz, zat-ı şahanelerini işittiğinizde, aynı sesin başka şartlarda bambaşka hislere yol açabileceğinin misali olarak, tadını çıkararak dinleyin. Eğer dilerseniz, kimden, nasıl birinden korktuğumuz, korkutulduğumuz hakkında da tefekkür edebilirsiniz.

***

Her şey çok güzel olacak mı bilmem. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Mesele köyün kabadayısının façasının çizilmiş olması da değil.

Ozan arifane demiş, beddua etmesi gerektiğinde, “kış ola bağlana yolların dostum”. “Ölesin” dememiş, “hasta olasın” dememiş. “Yolların bağlansın” demiş. Yani? Sen bir yere gidemez ol, sana kimse gelemez olsun. Aha orada öyle, her neysen o olarak, her kimlerle kuşatılmışsan onların arasında, köhne. Çaresiz olarak…

Kendi koltukları için risk oluşturan, tehdit olan herkesi çaresizleştirerek, yollarını bağlayarak saltanat sürenlerin saltanatı bitti. Artık kar kalktı, yollar açıldı. 23 Haziran’ın en mühim neticesi bence bu. Bence esasen yollar hiç kapalı değildi, yürütmenin başı bir yandan, ortakları öte yandan, itlerini köyün çıkışlarına yerleştirmişler, havlatıp duruyorlardı. Bir yandan da “buradan gidenleri ileride canavarlar ham yaptı” diye…

Yol varsa dünya başka, yoksa bambaşka.

***

Köyün bir tane elma ağacı varsa, o elma ağacının mahsulü için, o ağaç için birbirimize girsek… Anlaşılmaz bir şey yok. Paylaşmayı bilmiyoruzdur. Kıt kaynağı nasıl üleşeceğimizi bilmiyoruzdur. Kaynak üleşilemeyecek kadar kıttır. Bir şeydir işte…

Yürütmenin başı ve şürekâsı, etrafını çevirdikleri elma ağacının mahsulünü bizden esirgemekle kifayet etmediler. Yolu esirgediler. Kendilerinin kullanmaya hiç de teşne olmadığı yolu üstelik. Yol ki, bir başka Süleyman’ın, Demirel’in veciz ifadesiyle, “yürümekle aşınmaz.” Ben geçtim diye eksilmez. Hepimize yeter. Herkese…

Yürütmenin başı, Süleyman’ı, Devlet’i, devleti, Cem Küçük’ü, Hilal Kaplan’ı, Barlasgilleri, Engin Ardıç’ı, İbrahim Karagül’ü, daha ne kadar pisliği varsa hepsi, herkese yetecek yolu birilerinden esirgeme telaşındalar hanidir. Şahit olduğumuz bu hal, anlaşılmaz bir kötülük yani. Saf bir kötülük. Kötülük olsun diye kötülük. Bildiğimiz bir şey değil. Böylesini bilmediğimizden bocalıyoruz. Nasıl bir musibete maruz kaldığımızı anlamadığımızdan… “İnsan yolu başkalarından neden esirgesin ki” diye düşünüp, “arkasında mutlaka bizim bile anlayabileceğimiz bir şeyler vardır” diye varsaymamızdan, sonra da kendi meşrebimize göre bir takım sebepler bulmamızdan…

Aranınca illa ki bulunur da, esasen yok öyle sebepler. Bunlar kötü. Kötü oldukları için kötüler. Kötülük olsun diye kötülük yapıyorlar.

Ozan başka ne demiş, “Cehennem dediğin, dal odun yoktur / Herkes ateşini kendi götürür.” Dünyayı, dünyalarını cehenneme çevirmiş olan zavallılar, ateşten ibaret zavallılar, yolları kapatıp bizi de yakmaya çalışıyorlar. Onların ateşi bizi de yaksın, hayattan başka beklentileri yok. Hepsi o kadar.

Artık yol var.

Yol yoksa dünya başka, varsa bambaşka.

***

Yollarımızı açıp giderken, yolların bağlanmasından zevk alacak başka manyakları imal etmezsek… Hayat bir yol neticede, yolda olma hali. Buradan sonrası yani, öncesinden bambaşka. Kıymetini bilirsek.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et