Jobs IBM’e, Erdoğan CHP’ye Karşı

Popüler kültür şöyle ima ediyor:

Apple, insanların acılarına ve ihtiyaçlarına kayıtsız kalan Olympos tanrılarının, yani IBM’in suratına çarpılan müthiş bir tokattı. Yani Jobs, zamane Prometheuslarındandı. Biz aciz insanlar, kârından gayrı hiçbir şeyi umursamayan IBM gibi dev şirketlerin bizden esirgediği bilgiişlem imkânlarına, Jobslar sayesinde kavuştuk.

Memlekette inşa edilen, her fırsatta, mesela şimdi de Dersim üzerinden tahkim edilen algı ile paralellik kurmak müşkül değil. CHP Olympos, yani IBM oluyor. AKP Apple’ın, Erdoğan da Prometheus’un, yani Jobs’ın yerini dolduruyor.

Hikâyelerin aslı ise biraz farklı.

***

IBM’in başlangıçta, yaptırdığı piyasa araştırmasına inanıp kişisel bilgiişlem sektörünü ciddiye almadığı doğru. Apple’ın bilgiişlemin demokratikleşmesi sürecinde muazzam bir adım olduğu da… Ama sonrasında işler çetrefilleşiyor.

Geçen yüzyılın en sahici Olympos’larından biri olan IBM yönetim merkezi, kişisel bilgiişlemin geleceği hakkında fahiş bir tahmin hatası yaptığını çok geçmeden idrak etti. Ve kendisinden hiç beklenmeyen, geleneksel tarzına hiç uymayan bir adım attı. Başkalarının tasarlayıp imal ettiği muhtelif bileşenleri bir araya getirip, IBM markası altında pazara sundu. Kişisel bilgiişlem devrimini IBM’in bu hamlesine borçluyuz, Jobslara değil.

Çünkü o dönemde Jobs, daha sonra hep yapacağı gibi, bizim neye ihtiyacımız olduğunu bizden daha iyi bildiği inancına yaslanan tasarımlar yapıyordu. Apple ve arkasından piyasaya sürülen Mac, kimsenin herhangi bir yerine herhangi bir şey ekleyemeyeceği, budaksız tasarım ürünleri idi. Tıpkı şimdiki iPhone’lar gibi…

IBM’in yaptığı ise, tam aksine, hızla gelişmekte olan bir sektörde yer almaya iştahı olan herkese bir yer açmak oldu. Dünyanın dört bir yanında —Jobs’tan çok daha zeki ve yaratıcı olan, ama onun bulduğu fırsatı bulamayan— bir yığın “no-name” kahramana fırsat sağladı. IBM-PC’nin kendisi değil belki ama onunla uyumlu “no-name” kişisel bilgisayarlar, neredeyse her hafta yeni bir şey eklenerek gelişti. Neticede Apple pazardaki tahtından oldu.

Eğer IBM bu hamleyi yapıp pazara yeni bir standart sunmasaydı, sektördeki muazzam gelişmeyi gerçekleştiren onca insanın hiçbiri yaptıklarını yapamayacaktı. Kibirli Jobs ve arkadaşları, pahalı oyuncaklarını yıllar yılı bize kazıklamayı sürdüreceklerdi. Çoğumuz onların doymaz iştahlarının fiyatını karşılayamayacağımız için bir bilgisayar sahibi olamayacaktık. Bilgisayarlarımız da, bugün hepimize sıradan gelen özelliklerin birçoğuna henüz sahip olamayacaklardı.

Hikâye eksik kalmasın: IBM, bir marifeti olan herkesin kendi marifetini ekleyecek bir budak bulabileceği tasarımı, bizi çok sevdiği ve makul bir fiyata yüksek performans edinme hakkımızı gözettiği için tercih etmedi. Vakti yoktu. Telaş içindeydi. İçine sinmese de böyle davrandı. İkincisi, IBM yazılım alanında aynı tavrı göstermedi. Yazılımın Jobs’ı olan Gates’i yaratıp insanlığın başına musallat etti.

***

Erdoğan tıpkı Jobs gibi. Her birimizin neye ihtiyacı olduğunu hepimizden iyi bildiğini zannediyor gibi görünüyor. Jobs’ınkine benzer bir kendini beğenmişlikle hepimize kendi normlarını, sanki o normların arkasında ilahi bir ilham kaynağı varmış gibi dayatıyor. Erdoğan’ın dünyasında, Erdoğan’dan gayrı sadece emir kullarına ve müşterilere yer var, onun aklından başka kimsenin aklı lazım değil.

Mesele yine de Erdoğan değil. Mesele, IBM’in hamlesine benzer stratejik bir hamleyi CHP’nin yapamaması. IBM’in stratejisi bir zaruretten kaynaklanmıştı. CHP için de benzer bir zaruret vardı. Baykal en beklenmedik bir biçimde, neredeyse göz açıp kapayana kadar gitmiş, Kılıçdaroğlu kucağında bir referandum ve hemen arkasından bir seçim bulmuştu. IBM gibi davranabilir, Erdoğan’ın tasarımında yeri olmayan herkesin kendisine yer bulabileceği bir standart oluşturabilirdi. O kendisinden, bir başka Jobs yapmaya yeltendi.

Neticede durağan, gelişme hızı düşük, maliyetleri ve fiyatları yüksek bir endüstri Türkiye’de siyaset.

Cemalettin N. TAŞCI