Belirsizliği N’apmalı?

Pınar Öğünç Gazete Duvar’da belirsizlik üzerine yazmaya karar vermiş. Bence iyi yapmış.

Öğünç’ün meseleyi ortaya koyarken kullandığı kiplerden ve kelimelerden hissediyoruz ki, belirsizlik denen şeyden pek hoşlanmıyor. Bizim de hoşlanmadığımızı, kimsenin hoşlanmadığını varsayıyor olabilir, bilemedim. Daha çok, “bakın belirsizlikten siz de hoşlanmıyorsunuz ama belirsizlik sizin bildiğinizden de fena” der gibi geldi bana.

Belirsizlik, bence de, üzerinde mütemadiyen düşünmeyi ve ciltlerce yazıp çizmeyi gerektirecek bir kavram. İnsanoğlunun belirsizlikten kaçınmak, eğer kaçınamıyorsa belirsizlikle birlikte yaşamak için türlü çeşitli atraksiyonlara müracaat ettiği bir sır değil. Dizinin ikinci yazısının misafiri olan pırıltılı fizikçi mesela, aileye nereden musallat olmadığı belirsiz olan sağlık sorunlarını bertaraf edebilmek için yatağı toplayıp totem yaptığını söylüyor.

İmdi…

Tartıştığımız hususlar katman katman. Belirsizlikten hoşlanmamak bir katmanda mesela, onun giderilebileceğini varsaymak başka bir katmanda, onun sizin eylemlerinizle giderilebileceğini varsaymak —onun nasıl giderileceği hususunda sizin bilginizin kâfi olduğuna inanmak— ise bambaşka bir katmanda. Ve ne yazık ki, diğer her hususta olduğu gibi bu hususta da, bütün katmanlar aynı düzleme yatırılıyor.

Eşitsizlikten hoşlanmıyor olabilirsiniz ama onun ortadan kaldırılabileceğine inanmak başka bir şey. Eşitsizliğin, sizin bildiğiniz programla ortadan kaldırılabileceğine inanmak ise bambaşka… Çevrenin zarar görmesinden hoşlanmıyor olabiliriniz de çevrenin zarar görmeyebileceğine inanmak başka bir şey. Sizin —veya inandığınız insanların— bilgisinin çevreyi zarar görmekten kurtaracağını zannetmek ise bambaşka…

Sözünü ettiğim katmanlar kolaylıkla çoğaltılabilir. Ama kendi hesabıma bu üç katmanı önemsiyorum. Bu katmanların birincisi size dair bir bilgiyi ihtiva ediyor. Siz değişirseniz, bilgi de değişecek. Öznel bir katman yani. İkincisi âleme dair. Bilimin konusu. Ama bilimin… Yani bilim denen —fıtratı icabı bulanık olan— bilgi birikiminin… Yoksa o birikimin bugünkü kabullerinin değil. Heisenberg’in belirsizlik prensibini formüle etmesinden önceki bilimsel kabuller ile sonrasındakiler arasında bir fark var değil mi? (Yeri gelmişken, “âlemde deterministik davranan şeyler olduğu” bilgisinden “âlemin deterministik olduğu” bilgisine sıçramanın bilimsel bir mesnedi yok mesela. Bilim, her daim, bilimsel mesnedi olmayan kaldıraçlara da ihtiyaç duyar, dert değil. Ama bilimin bilim dışından ödünç aldığı genellemeye bilimsel bir önermeymiş gibi muamele etmeyi dayatmak da… Ne bileyim!) Üçüncü katman —yani eşitsizliği ortadan kaldıracak, çevreyi muhafaza edecek, belirsizliği bertaraf edecek programların kapasitesi— ise, politikanın alanı.

İnsanlar neden şahsi olanı bilimsel olan ile, sonra her ikisini politik olan ile karıştırıp servis ederler? Bu ayrı bir yazı konusu. Esasen bana öyle geliyor ki, bu husustaki pervasızlık, yeni sol diyebileceğimiz, 1980’lerden sonra iyice belirginleşen bir tuhaf kesimin alametifarikası. Kendi tutumlarını bilime göre belirlediğini varsayan —veya öyle varsaymamızı talep eden— tuhaf bir kesim zuhur etti. Diplomalarına fena halde kıymet atfeden, makbul bir üniversiteden bir diploma almasının kendilerini bilimsel kıldığına hükmeden bir tuhaf kalabalık. Dünyanın her yerinde böyle oldu bu iş. İşbu kalabalık, kendi tutumunu bilimle ilişkilendirdiği, topluma dair kararların da bilime terk edilmesi gerektiğine inandığı için, geride şahsi ve/veya politik olan hiçbir alan kalmadı.

Ve…

Anlaşılması hiç zor değil, her durumda haklı olduklarına imanları da sarsılamıyor. Haklılar, çünkü bilim haklı.

Filan.

Neyse derdimiz belirsizlik idi…

Görebildiğim kadarıyla bilimin, âlemin deterministik olduğu hususundaki imanı eskisi kadar güçlü değil. Nereden çıkarıyorum? Makbul bilim insanlarının —yani samimiyetle bilim yapıyor olanların— çoğu hâlâ âlemin deterministik olduğunu varsayıyorlar ama bu varsayımlarını eskisi kadar uluorta dile getir(e)miyorlar. Pınar Öğünç’ün misafiri olan fizikçi Arkadaş Özakın’ın ne düşündüğünü bilemiyoruz. Ama deterministik bir âlem varsayımının yol açtığı biricik problem özgür iradeyi ne yapacağımız değil, bunu belirtmiş olayım. Fizikçilerle fizikçilik yarıştırmaya kalkacak kadar haddimi şaşırmadım ama bana kalırsa deterministik bir âlemin bir varoluş problemi olurdu. Yani deterministik bir âlem, var bile olamazdı.

Çünkü…

Uzun hikâye. Kestirmeden söyleyeyim, âlem zuhur eden (emergent) ve mütemadiyen yeniden zuhur den bir şey ve zuhur etme, fıtratı icabı, deterministik olmayan bir şey. Dolayısıyla belirsizlik bizim âlem hakkındaki bilgimizin eksikliğinden kaynaklanan bir şey değil, âlemin bir vasfı. Âlem hakkındaki bilgimiz eksik ve hep eksik kalacak ve o eksiklikten kaynaklanan bir belirsizlik de var, amenna. Ama yarın işten atılıp atılmayacağın konusundaki bilgisizlik ile muhtemel depremin sizi nerede ve nasıl yakalayacağını bilmiyor olmanız aynı aileden değil.

Bu ailelerin hiçbirine ait olmayan bambaşka bir belirsizlik hali de var ve günümüz açısından esas mühim olan o gibi görünüyor. Bazı insanlar belirsizliği kendileri için azaltma şansına sahip olabiliyorlar. Diyelim Ankara Cumhuriyet Başsavcısı tanımadığınız biriyse ve siz Başbakan iseniz, normal şartlarda o savcının filanca konuda nasıl bir tutum alacağını bilemiyor olmalısınız. Bu da sizi rahatsız ediyorsa, savcının hangi konuda nasıl bir tutum alacağını belirlemeye çalışmayı hayal edebilirsiniz.

Hayal gerçek olursa… İstediğiniz yere istediğiniz savcıyı koyup, onun hangi durumda ne yapacağı direktifini vermeye başlayabilirseniz… Sizin belirsizliğiniz azalır. Ama savcınınki artar. Savcı, sabah kalktığında bildiği ve görev tanıma giren işleri yapmaya başlamaz artık, sizden ne direktif gelecek diye papatya falı açmaya başlar. Giderek memleketteki herkesin belirsizliği artar.

İnsanlık, binlerce yıl boyunca, kendi belirsizliğini azaltma kabiliyetine sahip olan kesimler ile onların kendi belirsizliklerini ihraç ettiği geniş yığınlar biçiminde örgütlendi. Sonra bu örgütlenme biçimi karmaşıklaştı (kompleksleşti) ve belirsizliğin nispeten daha adil dağılımı mümkün oldu. Piyasa belirsizliğin herkese dağıtılmasıdır.

Herkese?

Evet herkese… Ama eşit oranda değil elbette. Neticede kararların verilmesi gerekir ve eksik bilgiyle karar vermenin bir maliyeti vardır. O maliyeti göze alma kabiliyetleri açından insanlar eşit değiller.

Piyasadaki belirsizlikleri ortadan kaldırmanın yolu, piyasayı ortadan kaldırmaktır. Böylelikle mesela dolar fiyatını takip etmek kurtulursunuz, ekmeğin fiyatını da… Çünkü artık hiçbir şeyin fiyatının belirlenmesinde sizin bir hisseniz kalmaz. Birileri o fiyatları dayatırlar.

Tuhaf olanı işaret edebildim mi bilmiyorum. Dünyanın nevzuhur otokrat özentilerine en muhalifmiş gibi görünenler, aynı zamanda piyasaya da, belirsizliğe de en karşı olanlar. Çünkü (a) doğru fiyatların var olduğunu, hangi fiyatların doğru olduğunu kendilerinin bildiğini, (b) bunun bir uzantısı olarak belirsizliğin ortadan kaldırılabileceğini, nasıl kaldırılacağını kendilerinin bildiğini varsayıyorlar.

Bütün varsayımları yanlış.

En başta da, işbu otokratların gökten zembille indiğini varsayarken yanlış yapıyorlar. Aha bu otokrat müsveddeleri, tam da onların akıl yürütmesiyle davranıyorlar. Yani o otokrat müsveddeleri, esasen, onlara çok karşıymış gibi görünen züppelerin eseri, onların çocuğu. Trump denen soytarı mesela, NYT’nin, CNN’in eseri.