Bereketsiz Kahramanlar

Demiştim, Osmanlı’nın niye yıkıldığı sorusunu yıllar önce terk ettim. İlla merak edilecek bir şey varsa, bence, Osmanlı’nın niye daha evvel yıkılmadığıdır. Esasen çok daha önce yıkılmalıydı, çünkü uzun süredir bereketsizdi. Dünyaya bir faydası yoktu. İçerde de doğurduğundan çok öldürüyor, ektiğinden az biçiyor, biçtiğini de mundar ediyordu. Doymuyordu yani ve çocukları birbirini yemek zorunda kalıyordu. (Böyle tarif edince, günümüz Türkiye’sine ne kadar çok benzedi.)

Onca bereketsizlikle nasıl olup da hayatta kaldı? Çünkü “yekûn gâvurlar bir araya gelip gül gibi Osmanlı’ya yazık ettiler” diyenlerin dediklerinin aksine, ol gâvurlar birbirlerini yemesinden Osmanlı’ya sıra gelmedi. Olanca cesametiyle Osmanlı çökerse, meydana gelebilecek girdabın kendilerini de sürükleyebileceğinden korkan gavurlar, Osmanlı’yı ventilatöre bağlı da olsa, hayatta tuttular.

Sonra? Bereket hanidir denizlerdeydi ve hanidir bereketsiz olan kara imparatorluklarının tamamını ait oldukları yere, tarihe gömen büyük fırtına koptu. Olması gereken oldu, Osmanlı da çöktü. Olması gerekenin olmasına mani olunamazdı ama olduğundan başka türlü olması sağlanabilirdi.

Yani nasıl?

Yarın 24 Nisan malum. Ve her 24 Nisan öncesinde olduğu gibi, 1915 hadiseleri hakkında yazılıp çiziliyor. Her nasılsa hayatta kalmış tek tük Ermenilerden bir genç, kendince, Türkiye Cumhuriyetinden, Türklerden, Batılılardan ve de Ermenilerden neler beklediğini sıralamış hadiselerin yüzüncü yılında. Yayıncıymış. “Türk edebiyatı” demiyormuş da “Türkçe edebiyat” diyormuş, buna mukabil “Ermenice edebiyat” demiyormuş da “Ermeni edebiyatı” diyormuş —en azından birkaç yerde öyle demiş. Kabahate bakar mısınız!

Külyutmaz Türkçülerden biri, delikanlının bu hainliğini kaçırmamış elbette. Yüzüne vurmuş. Benim de dâhil olduğum bir ortamda paylaştı. Nasıl gurur duydum kendisiyle ve Türklüğümle, anlatamam. Bu Ermeni döllerinin tamamının haddi, her görüldüğü yerde bildirilmeli, her bir kusurları afişe edilmeli. Türk dediğin dünyaya bu vazifeyle gelmiştir, zinhar vazifesini ihmal etmemeli. Ben biraz disiplinsiz biri olduğumdan görevi savsaklıyorum ama benim yerime nöbette gözünü kırpmayanlar olduğunu bilmek, pek ferahlatıcı.

Hayır yani, çocuklarının adını Enver, Talat ve Cemal koyanlar varmış. Şu zalım Ermeni’nin istedikleri kabul edilirse, onlar incinmeyecekler miymiş?

Ya!

Adam çocuklarının adını Enver, Talat ve Cemal koymuş. Bilince bakar mısınız!

Kimdir bu üç şahıs, biliyorsunuz. Kendilerini nasıl biliyorsunuz bilmem, ben şöyle biliyorum. Hani küçük çocuklar otobüs kullanan sürücüyü seyreder, direksiyonu sağa sola çevirdiğini görür ve otobüs kullanmayı öğrendiğini zanneder ya, işbu zevat da çocuk yaşta devlet yönetmeyi öğrendiklerini vehmedip direksiyona geçtiler. Otobüs, içindekilerle birlikte duvara vurdu. Otobüste kim var, kim yoksa hasar gördü. Ermeniler de otobüsteydiler, onlar öldüler.

Kaba, cahil, çapsız adamlardılar. Niyetleri herhalde iyiydi. Çok vatansever ve fedakar olduklarından şüphe etmek için de bir sebep yok ama batmakta olan imparatorluğun iyi niyet, vatanseverlik, fedakarlık gibi yakıtlarla yüzdürebileceğini zannedecek kadar salaktılar. (Bakın, yine aklıma bugünler geldi, iyi mi!) İmdi… Hem yönettikleri devletin ve hem de kendilerinin kapasiteleri hakkında mesnetsiz ve abartılı varsayımlara sahip oldukları için (hayda, yine bugünler), belki de vakarla, şöyle saygıdeğer bir törenle defnedilebilecek bir imparatorluğun, rezilce, utanılacak bir biçimde ölmesine, cenazesinin sokak ortalarında kalmasına sebep oldular.

Eh, o otobüs duvara vurunca Ermeniler öldüler. Otobüsün ölmemiş yolcularında travmanın izleri kaldı, hâlâ atlatamıyoruz. Birileri de işte, o travmanın etkisiyle, mezkûr çapsız cahilleri kahraman belliyor. Sonra ne oluyor? Hayatını, Ermenilerden geriye kalmış bir avuç insanın hayatını zindan etmeye adıyor. Her bir Ermeni’yi adım adım takip ediyor, bir kusur bulacak da haddini bildirecek. Hayata bak! Yazık. Hissenize düşen böyle manasız bir hayat değilse, kıymetini bilin bence.

Bu işte bir bereket var mı? Bir bereket çıkar mı? Çıkmıyor. Aç yatıyor, çocuklarına Enver, Talat, Cemal adlarını vermiş olan kahraman. Hayattan biricik beklentisi, Ermenilerin kendisinden daha da aç olması. Kürtlerin, Rumların ve saire…

Neden bereket çıkmıyor?

Eh, kendine idol diye çapsız cahilleri seçersen, onlara benzesinler ümidiyle çocuklarına Enver, Talat, Cemal adlarını koyarsan, benzer çapsızları bulup onların peşinden gidersen, imparatorluk otobüsünün duvara vurması gibi hadiseler tekrarlanır. Kurduğun devlet de mesela, dünyada herhangi bir ihtiyacı karşılayacak bir performans sergileyemez, elin desteğiyle ayakta durur —yıkılması başkalarının işine gelmediği için. Sen, senin yüzdürmeyi beceremediğin tekneyi suyun üstünde tutanlara “vay bana düşmanlık ha” diye dayılanırsın, filan.

Yürüyün kahramanlar, kim tutar sizi!

(Bu bereket kavramından başka sebeple söz edecektim, o da yarına kalsın. Herkese iyi bayramlar.)