Bir Nevi Merkez

Dünyanın merkezi olmadığımı ne zaman idrak ettim, hatırlamıyorum —demek ki en geç 4-5 yaşlarında olmalı. Yine de, dünyanın merkezi olmasa da, insan kendi dünyasının merkezinde. Dünyayı kendimizden doğru görüyoruz, kendimize doğru işitiyoruz. Dünyamızın merkezinde olmanın, kaçınılmaz olarak öyle olmanın yol açtığı bir yanılsama var. O yanılsamayla bilinçli olarak mücadele etmeye başladığımda, herhalde 17-18 yaşlarındaydım. Yirmilerin ortasında, kendimce tatmin edici bir neticeye ulaştığımı düşünüyorum.

Dünyanın merkezinde değilim —ve siz de değilsiniz. Çünkü dünyanın merkezi yok. Dünya merkezsiz —veya öylesini tercih ederseniz, çok merkezli. Türkiye de dünyanın merkezinde değil. Hiç olmadı. Türkiye’nin dünyanın merkezi olduğunu zannetmeyi aşmak, anladığım kadarıyla, insanın kendisinin dünyanın merkezinde olmadığını idrak etmesinden daha müşkül. Yine de, bana öyle geliyor ki, 1980’lerin ortalarından itibaren, Türkiye’nin dünyanın merkezi olmadığını fark etmek hususunda bir hayli mesafe almıştık. Başka kazanımlarımızla birlikte şu son beş yılda kaybettiğimiz bir mesafe…

Neyse…

Bir vakittir bana öyle geliyor ki, Türkiye bir nevi merkez hüviyeti kazandı. Arşidük hazretlerinin vurulduğu Saraybosna gibi bir merkez. Sanki dünyanın fitili burada ateşlenecekmiş gibi… Kilitlenmiş fayda aşırı stres birikti.

Bakmayın siz, Finlandiya’da altı ayda olmayan kadar vukuatın memlekette bir tek günde olup, unutulmasına. Aslında hiçbir şey değişmiyor. Defalarca derin dondurucuya yerleştirilip çıkarılmış, artık çoktan bozulmuş, pörsümüş —ama yine de hep aynı— şeyleri başka ambalajlarla yeniden eski yerlerine yerleştirip, çıkarıp duruyoruz. Esasa müteallik hiçbir şey değişmiyor ve daha mühimi, değişebilirmiş gibi de görünmüyor.

***

Dünyanın fitili Saraybosna’da ateşlenmişti. Ama Saraybosna taşranın taşrası idi. Avrupa düzeninin taşrası olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun taşrası… Dünyanın fitili Türkiye’de ateşlenebilir ama bu hal, Türkiye’nin taşranın taşrası olduğu gerçeğini değiştirmiyor. ABD’de haberlerde Türkiye, muhtemelen hiç olmadığı kadar yoğun yer tutuyor. Kongre Türkiye hakkında kararlar veriyor filan.

Ama kimsenin Türkiye’yi umursadığı yok. Esasında ABD iç savaşında, tarafların birbirinin canını yakmak için kullandığı bir nevi Vudu bebeğiyiz. Trump’ın canını yakmak isteyenler iğneyi bize batırıyor, Trump hasımlarının canını yakmak için iğneyi yine bize batırıyor. Hayatlarında kendileri olarak hiç kıymet görmemiş bir yığın insan da, bir yandan —el üstünde değilse de— elde tutuluyor olmanın sevinciyle, öte yandan oramıza buramıza batan iğnelerin verdiği acıyla, yerlerinde zıplayıp duruyorlar.

Yeni bir dünya kuruluyor ve… Her zamanki gibi merkezsiz olarak oluyor olanlar. Seyirciyiz. Sahada oyunu oynayanlar, birçok başka kişiyle oynadıklarını, kendi başlarına bir hiç olduklarını biliyorlar. Topu ayağına alan, rakiplerinin de oyuncu olduğunu, onların da topa talip olduğunu biliyor. Arkadaşlarını arıyor. Topu rakiplerinden sakınıp arkadaşlarına kazandırmak için çaba harcıyor.

Ankara’da beyzadeler, sahaya inememişler, “topu niye bize atmıyorsun” gibilerden çemkiriyorlar ona buna. El kol hareketleri, abartılı jestler, gırla gidiyor. “Sahada olman lazım” denince, tribünden atlayıp içeri girmeye kalkışıyorlar. Güvenlik görevlileri çizginin dışında durduruyor. Bu defa oradan el kol hareketleri… Sonra tribünlere dönüp “görüyorsunuz işte, hepsi bize karşı” retorikleri…

Üzüntü verici olabilir ama kimse bize karşı değil. Kimsenin umurunda değiliz. Top kendisine gelince alıp gitmeye kalkan birilerini neden oyuna alsınlar? Onu neden umursasınlar?

Sahanın hemen kenarında, çizginin dışında durmamıza izin veriyorlarsa, bizi zorla tribünlere yollamıyorlarsa… Bizden bir fayda umuyorlar. Rakiplerine korku salmak isteyenler, kırmızı kart görme riski olmadan tabanlarıyla bize dalabiliyorlar. Kaçan golün, yenen golün faturasını bize kesebileceklerini düşünüyorlar.

Merkezde değiliz. Hatta sahada bile değiliz. Ve… Tribünde de değiliz. En olunmaması gereken yerdeyiz. Çizginin hemen dışında, sahaya atılan yabancı maddelerin tehdidine de, sahada biriken öfkenin yıkıcılığına da en açık yerde.

Aha işte tam burası, tam da benzersizliği yüzünden, bir nevi merkez. Merkezsiz olan sahada da değiliz, merkezsiz olan tribünde de… Tuhaf bir yerdeyiz. Kimsenin olmadığı bir yerde. İşte tam da bu yüzden, bir vakittir, bir nevi merkezdeyiz. Birileri de bu kimsesiz yerdeki kimse olmaktan gurur devşiriyor, övünme çıkarıyor filan.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin