Elleşmeyin Fenerbahçe Taraftarına

İşitmişsinizdir, dün gece Kadıköy’de Fenerbahçe taraftarı tribünlerden koro halinde “Vladimir Putin” diye tezahürat yaptı.

Beklenebileceği gibi kıyamet koptu. Sosyal medyada Fenerbahçeliliğinden utandığını açıklayanlar gördük. Rakip takımların taraftarları Fenerbahçe’nin bugüne kadar sergilediği rezillikleri sıralayıp dün gece yaşananları “hepsinden daha rezil bir hadise” olarak niteledi. Nihayet bugün Fenerbahçe kulübü resmi bir açıklamayla “ama kulübümüzü bağlamaz” dedi. Ve saire…

Çok şükür Fenerbahçeli değilim, bilenler biliyor. Putinci hiç değilim, onu da burada daha önce yazdıklarımdan anlamak kolay. Kitleleri şu veya bu tutum veya davranışları sebebiyle yaftalamaktan kaçındığım, yaftalanmasına da karşı çıktığım da malum. Dolayısıyla topa hiç girmeyebilirdim.

Ama girmekte fayda var.

Önce mevzuun arka planını hatırlatayım. Fenerbahçe yarım kalan Ukrayna liginin ikincisi Dinamo Kiev’le Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turunda eşleşmişti. Eğer bu turu geçseydi Avusturya’nın Sturm Graz takımıyla oynayacaktı. Onu da geçse, galip ihtimal Benfica veya PSV’den biriyle karşılaşackatı. Ancak onu da geçerse, on küsur yıl sonra Şampiyonlar Liginde boy gösterecekti. Dünyaca ünlü bir hoca getirilmiş, bir yığın transfer yapılmıştı. Fenerbahçe taraftarı, tabii olarak ümitliydi. Ukrayna’da savaş olduğu için Polonya’da oynanan ilk maçta kalesinde bir tek şut bile görmemiş, maç 0-0 golsüz berabere bitmişti. İbre Fenerbahçe’yi gösteriyordu.

Fenerbahçe’nin avantajlı olduğunu düşünenlerin, Dinamo’nun hocası Lucescu’yu hafife aldıklarını düşünüyordum ama maç başladığında görüldü ki, tura yakın olan taraf sahiden de Fenerbahçe idi. Bu arada Fenerbahçe’nin bir golü faul gerekçesiyle —ki karar bence haklıydı— iptal edildi. Derken, Fenerbahçe’nin bence en iyilerinden biri olan İsmail kırmızı kart gördü. Arkasından Dinamo bir gol attı ve golü atan futbolcu sevincini fazlaca abarttı. Tribünlerden “Vladimir Putin” tezahüratı o sevincin üzerine yapıldı.

Bütün bu hikâyeyi özetlemek gerekti, çünkü (a) maç, başından itibaren Dinamo’nun hâkimiyetinde geçmiş olsaydı, (b) veya golü atan futbolcu sevincini bu kadar abartmasaydı, muhtemelen olmuş olan şeyin olmayacaktı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Kaldı ki Fenerbahçe taraftarı ümitliydi ama —Eurovision finalinde yaşananların da desteklediği kanaatle— UEFA’nın ve hakemlerin Dinamo lehinde bir eğilime sahip olacaklarından duyulan korku da yaygındı.

Şimdi devam edebiliriz.

Şüphe etmemiz için hiçbir sebep yok ki, tribünlerden “Vladimir Putin” diye tempo tutanların kahir ekseriyeti, esasen Putin’e ve Rusya’ya karşı Ukrayna’nın yanında hissediyordur kendisini. Maçtan önce öyle hissettikleri gibi, çoğunluğu “Vladimir Putin” diye tezahürat yaptıkları tribünleri terk ettikten sonra da öyle hissetmeyi sürdürmüştür. Neye yaslanarak yapıyorum bu tahmini? Türkiye kamuoyundaki genel eğilimlere yaslanarak…

İmdi…

Yıllardır diye geldiğim meseleye geliyoruz. İnsanların beyanlarına veya filanca davranışlarına falan bakıp onlar hakkında ahkâm kesiliyor ya, zerre kadar manası yok. “Vladimir Putin” diye bağıranlar Rusya’ya, Ukrayna’ya, Putin’e, Zelensky’ye filan bakıp da tutum belirlemiyorlar. Kalelerine golü attıktan sonra biçimsiz bir sevinç sergileyen “rakip futbolcu”ya bakıp da belirliyorlar ne yapacaklarını. Canlarını yakmış olan o rakibin canını yakmaktan başka herhangi bir tasaları yok o anda.

Fenerbahçe taraftarının yerine AKP veya CHP veya HDP seçmenini koyun. Tastamam benzer bir hadise yaşanıyor. Sonra çokbilmişler, o gerçekleşen tercihten yola çıkarak saatlerce konuşuyor, sayfalarca yazıyorlar. Tıpkı dün geceki maçtan sonra sosyal medyada ve hatta İnternet medyasında yapıldığı gibi…

Tekrarlayayım: Siz seçmen olarak tercihinizi, hizanızdaki insanlardan kimlerin yanında, kimlerin karşısında olduğunuzu “göstermek” üzere yapıyorsunuz — herkes öyle yapıyor. Şu ideoloji, bu lider filan, hepsi bahane. Ortada bir “maç” var. Eğer dün gece Dinamo’da oynayan bütün futbolcular Fenerbahçe tarafından transfer edilmiş, Dinamo da Fenerbahçe forması giymiş futbolculardan bir kadro kurmuş olsaydı, Fenerbahçe’nin başında Lucescu, Dinamo’nun başında Jorge Jesus olsaydı, hiçbir şey değişmeyecekti.

Dahası, eğer Rus takımları UEFA tarafından bu sezon ihraç edilmiş olmasaydı da diyelim Fenerbahçe Spartak Moskova ile eşleşmiş olsaydı, senaryo dün geceki gibi yürüseydi, şevkle “Vladimir Putin” diye bağırmış olan aynı Fenerbahçeliler “Ukrayna Silahlı Kuvvetleri” diye tempo tutacaklardı.

Tutacaklardı, biliyoruz değil mi!

Yok, galiba bilmiyoruz. Bu kadar basit bir gerçeği bilmeyenler, klavyelerinin başına oturup… Sonra da işler yolunda gitmeyince Fenerbahçe taraftarını sanık sandalyesine oturtup…