Erkeğin Biri, Türkiye’de…

Adamın biri bir kadını boğazını keserek öldürdükten sonra yakmış… Neyse, içim kaldırmayacak, teferruatını zaten benim bildiğimden daha iyi biliyorsunuzdur.

Bir başka erkek, “kadınlar neden kendilerine şiddet uygulayabilecek erkekleri tercih ediyorlar, araştırmaya değer” gibi bir tweet atmış. Ekşi’de biri o tweeti paylaşmış. Kendilerinin bütün kadınlar adına söz söylemeye yetkili olduğundan zerre kadar şüphesi olmayan —esasen şüphe etme organlarını genç yaşlarda mekteplerde aldırdıklarını tahmin edebileceğimiz— cazgırlar anında sahneye avdet etmiş. “Acaba” diyen herkesi, bağırarak, hakaret ederek susturmadan uyumayacaklarını ilan etmişler.

Ve hemen hemen aynı esnada…

“Efendim, ataerkil ailelerde büyümüş kadınlar, baba otoritesine benzer bir otorite aradıklarından…” filan gibi derin fikirler de hemen sahneye düşmüş tabii… Öldürülen kadınların kahir ekseriyetinin hiç de sözü edildiği gibi ailelerde büyümüş görünmediği, aksine son derece kendisine güvenli, kendisinden memnun yetiştirilmiş kadınların başlarının belaya girdiği görünüyor ama ne gam! Olağan şüpheli memleketin bir kesimi ve kültürü ya… Salla gitsin.

Daha önce bir kadını öldürmüş mü, öldürdüğünden şüphelenilmiş mi bilemedim, birinin telefonunu hacklemişler. Adamla birlikte olmak için birbirini eziyor kadınlar. Oralarının, buralarının fotoğraflarını çekip paylaşıyorlar, filan. Eh, ne tür ailelerde büyümüş olabilir bu kadınlar mesela?

Filan.

Ekşi memleketin tamamı değil ama memleketin okumuş çocuklarını temsil ettiği düşünülebilecek bir platform. Ekşi’de gördüğünüzü herhangi başka bir yerde de görebiliyorsunuz zaten.

Ne görüyorsunuz?

Birincisi, kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin Türkiye’ye has olduğundan —Türkiye’ye has değilse de en çok görüldüğü yerlerden birinin Türkiye olduğundan— şüphe edilmediğini görüyorsunuz.

İkincisi, Türkiye’ye has olan, zaten, o cahil, biçimsiz, aptal, gelenekçi yüzde elliye has olandır, yoksa kendilerinin mensup olduğu kesimde öyle şeyler olmaz. O öteki yüzde elliyi eğitebilseler ve kendileri gibi yapabilseler, memleket cennet olacak, kadın cinayetleri de şıp diye kesilecek.

Peki, bu varsayımlar ne kadar doğru?

Bugün de başka başlıklar açılıp mesele uzayınca, Google’a girip “bir bakayım” dedim —daha önce mesela turist kadınlara tecavüz konusundaki benzer tespitlerin (!) istatistiklerle doğrulanmadığını bildiğimden, esasen neyle karşılaşacağım hususunda bir tahminim vardı. Şıp diye bulduğum sitelerin ikisini paylaşayım.

Birincisi Sözcü’de bir haber. Senegal’i, Brezilya’yı filan geçelim, Fransa’dan dudak uçuklatacak bir misal var.

İkincisi kapsamlı bir araştırma. Araştırmayı yapan ve yayınlayan kurum hakkında şüphe duymak hakkımız ama aşağıdaki grafik, iddiaya göre, WHO kayıtlarından alınmış.

İmdi…

Her bir şeyi bilen zevzekler sürüsü, hemen hepsi birbirini teyit eden verilerle dolu bu sayfalara nasıl erişilebileceğini bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Ağızlarını açtıklarında kendileri gibi ol(a)mayan ve memleketi içinde bulunduğumuz karanlığa sürüklediğini varsaydıkları kesimleri bilim düşmanı olmakla filan suçlamadan esas analize başlamayan bu cahil cühela sürüsü, bilim denen şeyin her şeyden önce veri olduğunu bilmiyor. O kadar cahiller. O kadar ahmaklar. O kadar cahil ve ahmak olarak —hatta muhtemelen o kadar cahil ve ahmak olduklarını ispatlayabildikleri için— diploma sahibi oldular.

***

Bir tek kadın cinayeti bile çoktur.

Ama…

Türkiye’de kadın cinayetleri, dünya geneline kıyasla yüksek değil, bu bir. Dolayısıyla meseleye Türkiye’ye has bir şeymiş gibi yaklaşılırsa, yanlış teşhisle başlanmış olur. Hastalık tedavi edilemediği gibi, uygulanan kür bünyede başka dengeleri de bozabilir —ki memlekette olmuş olan da bu zaten.

Şiddete maruz kalan kadınlar, genel olarak, olağan şüpheli olan kesimlere mensup kadınlar değil.

Ve evet… Kadınların en azından büyükçe bir bölümü, şiddet uygulayabilecek, kendilerini öldürebilecek ruh durumuna sahip olan erkekleri daha cazip buluyor. En azından hayatlarının belirli bir bölümünde çekici buluyorlar ve o tür erkeklerle yaşıyorlar. Anladığım kadarıyla, bir süre sonra bu maceradan sıkılıyorlar —veya başka bir şeyler oluyor—ve erkeği terk ediyorlar. Sonra da, bu hadiselerin bir bölümünde kıyamet kopuyor.

Yani hadise, psikososyal, iktisadi, biyolojik çok sayıda faktörün karmaşık süreçlerinin suyun yüzüne çıkmış hali. Öyle tek bir parametreyle anlaşılır ve çözülebilir bir hadise değil. Hele ki yanlış/alakasız bir parametreyle yaklaşılırsa…

Ama meseleyi çözmek isteyen de pek yok gibi zaten. Fırsat bulmuşuz, haddini şaşırmış ve iktidarı ele geçirmiş şu gelenekçi kesimlere sövelim, huzura erelim. Bütün kadınlar adına konuşma yetkisinin bize bahşedildiğine iman etmiş cazgırlardan isek de erkeklere sövelim, huzura erelim. Bu berbat dünyada başka neyi hayal edebiliriz ki zaten!

Herkese mutlu yıllar…