Erkekler ve Kadınlar

Demiştim ki, “Bu hususu özel olarak işaretleyelim —çünkü ona geri döneceğiz— İnternet pornosu bağımlıları, gerçek hayatı sıkıcı, biçimsiz buluyorlarmış.”

Erkeğin biyolojisinde, eğer hâlâ gücü varsa ve önüne daha önce çiftleşmediği bir dişiyle çiftleşme fırsatı çıkmışsa, fırsatı kaçırmama motivasyonu olduğunu biliyoruz. Evrimsel olarak pek işe yaramış bir motivasyon. İnsan türünün medenileşme süreci, başka birçok şeyin yanı sıra, biraz da, erkeğin bu biyolojik donanımının bastırılması süreci olarak görülebilir. Tekeşlilik, sadece biyolojik donanım açısından bakılacak olursa, bedelini erkeğin ödediği bir hadise yani. Ama her ne olmuşsa olmuş, kim ne bedel ödemişse ödemiş, insan türü uzun ve meşakkatli bir yolu kat etmiş.

Eğer Gary Wilson’un TED konuşmasındaki verilere itimat edecek olursak, İnternet pornosu, öyle görülüyor ki, uzun süre önce baskılanmış olan biyolojik donanıma, kendisini yeniden gerçekleştirebilmesi için alternatif bir kapı açmış. Mevzu, bıçkın bir delikanlının her gece farklı bir kulüpten farklı bir kadını düşürmesinden yapısal olarak farklı. O delikanlıyı akranı kadınlar için cazip kılan her neyse onların hiçbirine sahip olmadan, sahip olmak için gerekli psiko-sosyal donanımı edinmek için gereken çabayı harcamadan, İnternete bağlanıp…

Gary Wilson’un verilerine itimat edebilir miyiz? Bir defa, görünüyor ki mevzu erkeğin biyolojisi hakkında bildiklerimizle uyumlu. İkincisi, uzun süredir cari olan sosyolojik baskılamadan kaynaklanan mahrumiyet hissinin bedavaya giderilebilmesi fırsatının baştan çıkarıcı olmasında anlaşılmaz bir şey yok. Ve nihayet, ampirik olarak da gözlenebiliyor ki, yeni nesil erkekler ve kadınlar arasında, daha önce benzeri görülmeyen yeni nesil bir asimetri giderek belirginleşiyor. Dolayısıyla, İnternet pornosunun erkeklerde bağımlılık yapıyor olduğunu, bahse konu olan bağımlılığın olağanüstü yaygın olduğunu kabul edebiliriz.

Peki, İnternet pornosu bağımlılığının erkek beyinlerinde gerçek hayatı katlanılmaz derecede biçimsiz ve sıkıcı bulmaya yol açacak bir kimyasal değişime yol açtığı iddiası hakkında ne diyebiliriz? Açıkçası bilmiyorum. Ama her tür bağımlılığın beynin kimyasını ve nihayet organizasyonunu değiştirdiğini biliyorum. İnternet pornosu bağımlılığı da beyinde kalıcı —en azından bağımlılık sürdükçe kalıcı olacak— değişikliklere yol açıyorsa, şaşırtıcı olmaz. Mesele, o değişikliklerin gerçek hayatı biçimsiz ve sıkıcı bulmaya yol açıp açmadığı hususunda ve bu hususta Wilson’a itimat etmekten başka seçeneğim yok.

Meselemiz tam burada başlıyor.

Eğer porno bağımlısı olmuşsanız ve bunun neticesinde beyniniz değişmişse, dünyayı dün değerlendirdiğiniz gibi değerlendirmiyorsunuz demektir. Yani mesela kadınlar eskiden olduğu kadar çekici gelmemeye başlamış olabilir. Bu durumda “a, bana bir şeyler oldu, kadınları eskisi gibi çekici bulmuyorum” demezsiniz, “ulan günümüzün kadınları eskisi kadar çekici değil” dersiniz. Değişen sizsinizdir ama dünyanın değiştiğine hükmedersiniz. Bu hükmü destekleyecek, manasız varsayımınızı ayakta tutacak şeyleri de kolaylıkla inşa edersiniz. Mesela, “eskiden kadınlar kendilerini daha az teşhir ediyordu, insana merak edecek bir şeyler bırakıyorlardı, şimdi her şey meydanda” filan gibi akıllar üretirsiniz. Sahiden de kadınlar bedenlerini eskisine kıyasla daha çok teşhir ediyor da olabilirler ayrıca. Çünkü erkeklerde yaygın bir ilgisizlik varsa, o ilgisizlik bariyerini aşmak için kadınların biyolojisi de daha davetkâr olmak için gerekenleri yapmaya itiyor olabilir onları.

Filan.

Bundan kırk yıl önce, biz gençken, herhangi bir kafede veya pastanede birkaç genç erkeğin bir arada oturduğu masalar görmek tabii idi. Diğer masalarda belki erkek sayısından az kadınlardan oluşan gruplar, başka masalarda da bir veya birkaç çift olurdu. Bir süredir manzara böyle değil. Kamusal mekânlarda kadın sayısı erkek sayısından çok. Daha çok gençlerin itibar ettiği mekânlarda, sadece kadınların oturduğu çok sayıda masa oluyor. Sokak ağzıyla söyleyecek olursak, sosyal mekânlarda eskiden erkekler avcı, kadınlar av idi. Şimdi tersi.

Son derece hızlı gerçekleşmiş bir değişimden söz ediyorum. Değişimin bu kadar hızlı gerçekleşmiş olması başlı başına bir problem. Ama biricik problem değişimin hızı değil, bana öyle geliyor ki, değişim erkeğin ve kadının biyolojik donanımlarına da uygunsuz.

Turpun büyüğü ise heybede.

Eğer bahse konu olan değişim sahiden de erkeklerin gerçek hayatı —ve dolayıyla gerçek kadınları— yeterince cazip bulmamasından kaynaklanıyorsa, yukarıda dediğim gibi, “yahu amma da değiştim” demez kimse. “Dünya ne kadar değişti” der. Böyle bir hükme vardıktan sonra da pratik olarak iki seçenek kalır geriye: (a) Gerçek hayatla ilişkinizi olabildiği ölçüde minimize etmeye çalışmak, (b) dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapmaya teşebbüs etmek. İster gerçek olandan sanal olana kaçış stratejisi olsun, ister dünyayı değiştirme hevesi olsun, anlaşılan o ki, bu stratejilere yönelme ihtiyacı bütün kesimlerde eşit derecede hissedilmiyor.

Yani?

ABD’de birileri hayatlarını kazanmak kastıyla bir işkolu icat ediyorlar, mevzu dünyada yaşayan insanların beyinlerini ciddi ölçüde değiştirecek bir dalgaya dönüşüyor. Ama dalga herkese eşit şekilde çarpmıyor. Erkeklere çarpıyor. Gençlere daha çok çarpıyor. İnternet bağlantısı olanlara —yani daha varlıklı olanlara— çarpıyor. Farklı kesimlerin vitesleri arasında derin farklar oluşuyor.

İnsanlık tarihinin en acıklı sahnelerinin değişim dalgasının farklı kesimleri farklı biçimlerde etkilediğinde ortaya çıktığını hesaba katarsak, şurada Erdoğan “faiz sebep, enflasyon sonuç” demiş, burada falanca çete bizi şöyle soyuyormuş, Rusya Ukrayna’ya girecekmiş… Bütün bunlar, eğer Wilson’un ima ettiği şeyin bir gerçekliği varsa, yaşamakta olduğumuz esas büyük şokun yanında son derece arızi meseleler olabilir.

Dahası da var: Erdoğanlar, Trumplar, Putinler ve benzerleri, esasen bu dalganın üzerinde sörf yapıyor da olabilirler.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin