Günahkâr Olma Hürriyeti

Fisher’in dün sözünü ettiğim yazısını kıymetli kılan esas özelliğini ihmal etmeyelim.

Ahlakçı sol dediği şey hakkında çok sayıda ve hepsi de son derece güçlü ifadeler var Fisher’in yazısında ama “rastgele birini seçelim hepsinin yerini tutsun” desek, “ahlakçı sol, insanlara kendilerini kötü hissettirmede uzman … ve birilerinin başlarını suçluluk ve kendinden nefret etme hissiyle eğmeden mutlu olmaz” ifadesini seçebiliriz mesela.

Evet, günümüzün dünyasında solcu olmak aksi olmayı, kötümser olmayı, insanlardan nefret etmeyi, asık suratlı olmayı, hayatı küçümsemeyi dayatıyor. Ah, düşünen ve bilen biri, dünyanın hallerini görüp dururken, nasıl neşeli olabilir! Demek ki solcu olmak, aynı zamanda düşünmek ve bilmektir. Esasen sadece düşünmek ve bilmektir. Hep düşünmek, kılı kırk yarmak, bir tek adımı atmadan önce başkalarına, başka canlılara, âleme, tarihe ve her şeye karşı olanca sorumluluğu o güçlü omuzlarına yüklenip… Demek ki solcu olmak, aynı zamanda sorumlu olmaktır. Esasen sadece sorumlu olmaktır. Ne mutlu onlara ki bütün mahlûkattan sorumlu hissetmektedirler kendilerini!

Yukarıdaki paragrafı geriye doğru saralım.

Birincisi, kimse bütün mahlûkattan sorumlu olamaz. Bize “her adımı atarken bütün mahlûkattan sorumlu hissetmelisiniz kendinizi, bak şimdi caretta carettaları ıskaladın, hadi bakalım bir arınma kürü yazayım sana, şöyle on iki saat hayattan el çek, tefekkür et, pişmanlık duy da sonra düşünelim” deyip duranlar da esasen bütün mahlûkattan sorumlu değiller, öyle hissetmiyorlar.

Esasen attıkları her adımda, yaptıkları her tercihte, yazdıkları her cümlede birilerini fena halde incitiyorlar. Umurlarında değil, hatta bunu kasten yapıyorlar. Muhtemelen insanlık tarihinin görüp gördüğü en bencil sınıf bu ahlakçı solcular, kendilerini temizlemek uğruna her şeyin değerinde görülmemiş ölçüde ıskonto yapmaktan imtina etmiyorlar. Sizin kendinizi kötü hissetmenizi talep ediyorlarsa… Biricik sebebi var. Ancak öyle, yani sizin kendinizi kötü hissetmenizi sağlayarak kendilerini iyi hissedebiliyorlar. Siz kendinizi iyi hissederseniz? Vazifelerini bihakkın yerine getirememiş olduklarını hissedip, ye’se kapılıyorlar.

İkincisi… Ne kadar düşünürsek düşünelim, kılı kırk da yarsak, hiçbirimiz âlemi düzene koyamayız. Hepimiz bir araya gelsek de koyamayız. Bir yandan âlemin zaten bir düzeni var, öte yandan ahlakçı solcuların düzen niyetine vehmettikleri şey düzen değil ve fakat hepsinden mühimi, biz ve aklımız, âlemin evriminin bir ürünü. Tesadüfi bir yan ürünü. Âlemin evriminden zuhur etmiş olan bir şey ve dolayısıyla âlemi tasarlamak/düzeltmek için ziyadesiyle kifayetsiz bir şey.

Biz yaşamakla mükellefiz, hepsi o. Yaşarız, zamanı gelince bizim yaşadıklarımız tarih olur. Tarih yapılmaz yani, olur. Tarihe karşı hiçbir mesuliyetimiz yok, yaşadığımız hayata karşı var. Bu hayatı paylaştığımız öznelere karşı var. Başka insanlara karşı mesela, mesuliyetimiz var. Ama o mesuliyet, o başka insanları yargılama hakkını/yetkisini vermez bize, Fisher’in bir yerde ima ettiği gibi, onları anlama ve onlarla dayanışma vazifesini verir. Vazife kelimesi bile biçimsiz durdu burada, başkalarını anlamakta ve onlarla dayanışmakta menfaatimiz var. Sadece orada menfaatimiz var.

Yaşamak, yol boyunca kırılıp dökülmektir. O kırılıp dökülmüşleri toplayıp yeniden örgütlemek ve yola devam etmektir. Kırılıp dökülmeyecek kadar katı olmak marifet değil yani. Yol boyunca değişmeyen, yaşamamış demektir.

Üçüncüsü, ahlakçı solcular, bize her adımı bin kere düşünmeyi vazederken, öte yandan, herhangi bir düşünme emaresi sergiliyor değiller. Ezberlenmiş bir repertuvarları var. Düşünmek ezberlemekle olmaz, yaşamakla, yaşarken hata yapmakla olur. Düşünen değişir. Ahlakçı solcular değişmiyorlar, değişeni de görmüyorlar zaten. Yine Fisher’in bir yerde işaret ettiği gibi, her şeyi özüyle tasnif ediyorlar.

***

İmdi…

Dün işaret etmeye çalıştım ki, işçi sınıfı diye bir şey yok. Egemen sınıf diye bir şey de yok dolayısıyla. Ve dolayısıyla Fisher’in “’Komplo’ adını verdiğimiz pek çok şey egemen sınıfın, sınıf dayanışmasının örnekleridir” derken sözünü ettiği türden bir sınıf dayanışması da yok. Zaten ortada komplo da yok. Komplo, olmayan o şeyleri vehmetmekten zuhur ediyor.

Komplo yok. Bir dini, şu dini reddedenlerin dinsiz olamamasından kaynaklanıyor olup biten her şey. Yeni bir din inşa ediyorlar ve kendilerini derhal o dinin rahipleri kadrosuna atıyorlar. Bir din icat edebilecek vasıfları da olmadığından, bir din icat etmek için gereken çaba ve hayal gücünden de mahrum olduklarından, dinlerinin bir cenneti yok. Bir cennet tahayyül edemiyor olmalarını gizleyebilmek için mütemadiyen yeni günahlar icat ediyorlar. Öyle ki, herhangi birimizin cenneti hak etmesi imkânsız.

Bize yeni bir din lazım değil hâlbuki, yeni bir cennet lazım. Hatta o bile lazım değil çünkü bir cennet zaten elimizin altında. Burada ve şimdi. Bize neşeyi, yaşama sevincini yasaklayan, günah işleme hürriyetimize, o hürriyete minnet duymamıza göz koyan bu sakil heyet, adına bilmek ve düşünmek dedikleri ama ne bilmeyi ve ne düşünmeyi zerre kadar andırmayan faaliyetleriyle itibar sahibi olmayı sürdürebilmek için yapıyor bütün bunları.

Her şeyden önce, günah işleme hürriyetimize sahip çıkmamız lazım. Ona minnet duymamız, insan olmanın esasen günahkâr olma hürriyetinden ibaret olduğunu hatırlamamız gerekiyor.

Sonrası kendiliğinden gelecek…

Gibi görünüyor bana.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin