Etiket: Sol

Kırkıncı Yıl

12 Eylül —şu içinde yaşadığımız Türkiye şartlarını bir yana bırakırsak— başıma gelmiş en katlanılmaz şeydi, başlarken tespit edeyim. Bugünkü şartlara kırk yaş genç yakalansaydım nasıl hissederdim, onu da bilemiyorum. Neticede öznel değerlendirmeler yaptığımın, hepimizin öyle yaptığının, nesnellik diye bir şeyin mümkün olmadığının farkındayım. Esasen bugün yaşamakta olduğumuz her şeyin, öyle veya böyle 12 Eylül’ün çocukları,

Ah Crusoe!

Adam bir avuç bahçesine birkaç domates fidesi dikmiş. Kediler musallat olmuş. Günümüzün refleksiyle, “benzer bir problemle karşılaşıp makul bir çözüm bulmuş olan var mı” diye sosyal medyada durumu paylaşmış. Bir hanımefendi derhal ekşimiş, “hayvancıkların doğal yaşam alanlarını işgal ediyorsunuz, sonra da…” filan gibilerden. Yaşadığımız dönemin ruhunun neredeyse eksiksiz bir röntgeni sayılabilecek sıradan bir vaka. Üç

Günahkâr Olma Hürriyeti

Fisher’in dün sözünü ettiğim yazısını kıymetli kılan esas özelliğini ihmal etmeyelim. Ahlakçı sol dediği şey hakkında çok sayıda ve hepsi de son derece güçlü ifadeler var Fisher’in yazısında ama “rastgele birini seçelim hepsinin yerini tutsun” desek, “ahlakçı sol, insanlara kendilerini kötü hissettirmede uzman … ve birilerinin başlarını suçluluk ve kendinden nefret etme hissiyle eğmeden mutlu

Gönderme

Aha, “nedir la bu sol” diye eşinip dururken, beklenmedik bir yerden, Besim Dellaloğlu’’dan beklenmedik bir yardım geldi. Ben sizi onunla baş başa bırakayım. Ama önce… Dellaloğlu’ya da bir çift lafım var —o bunu görmeyecek olsa da… Solcu aydını krizde olan, öyle görünüyor ki, sadece Türkiye veya sadece modernleşme toplumları değil. E evet, Türkiye’nin solcu aydınını

Dertleşme

Celal’le yaptığımız videoların sonuncusunun altına, Ali Dikkat adlı bir izleyici “Hoca odtü zamanlarında günyüzüne çıkan hasletlerini köreltememiş” diye yorum yapmış. Ne kastettiğini tamamen yanlış anlamış olabilirim ama ODTÜ ile sosyalistlik arasında bir korelasyon kurduğunu, “temel gelir haktır” dediğimde de o ODTÜ’lülüğün bende depreştiğini düşündüğünü vehmettim. Eğer ben yanlış anlamamışsam, bizi izleyen Sayın Dikkat beni tamamen

Boyun Eğme, Eğdirme

Kendilerine solcu diyenlerin sol derken nasıl bir şeyden söz ettiklerini tarif etmeye çalışıyordum. Onların yapıp ettiklerinin benim zihnimde oluşturduğu failin bir robot resmini çıkarmaya yani. Gazete Duvar’da Mücahit Bilici’nin “Sol nedir, sağ nedir?” başlıklı bir yazısını görünce duyduğum hevesi tahmin edebilirsiniz yani. Ama o heves çok kısa sürdü. Muhayyel bir dünyanın solu ve sağı üzerine,

Fevkalade Müteessir

Hasan sekiz, on yaşlarındaydı, köye traktör geldi. Tarlada, tapanda Hasan’a iş kalmadı. Ümit Hasan’ı tanımıyordu ama Hasanların akıbetini yakından takip ediyordu. Hasan’ın işsiz güçsüz, sebepsiz kalmasından fevkalade müteessir oldu. “Ne yapacak bu Hasanlar şimdi” diye Hasanların yerine de düşündü. Hasanların yerine düşünmekte bir tuhaflık görmedi. Okudu, düşündü. Düşündü, okudu. Bu arada Hasan okudu. Abileri tarlada,

Nedir Bu Sol?

“Pandemi her şeyi değiştirecek” derken… En azından iki şeyi şimdiden fena halde değiştirdi. Birincisi, her bir insan tekinin içindeki filozofu açığa çıkardı. “Ay hayat benim yaşadığım değilmiş” veya “kendimi tanımıyormuşum” makamından söz ediyorum. Bir de, her solcunun içindeki solcuyu açığa çıkardı. Hanidir utangaç bir biçimde içlerinde sakladıkları ne varsa… Ben de “acaba daha önce kendisini

Marangoz

Murat Sevinç’e laf edince, en yakınlarım dâhil birçok kişi rahatsız oluyor. Seviyorlar onu. Sevsinler, ne güzel… Pide kokusundan başlayıp talaş ve tutkal kokusuna doğru seyahat ederken… “Ahşap sevgisi modaya dönüşünce işler değişmeye başladı. 1990’larda orta sınıf ahaliyi ‘antika’ merakı sardı Ankara’da. Zaten o tabaka neye merak sarsa onu berbat eder” de desin mesela. Her şeyi,

Bilim ve Siyaset

Başımıza bir iş geldi. Körlerin fili tarifi gibi, her birimiz tuttuğu yerden tarif etmeyi sürdürüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde… İşin tuhafı, fil odanın ortasında belirmeden ne diyordu isek, aynı şeyleri demeyi sürdürüyoruz. Şu kapitalizm, neoliberalizm, küreselleşme şeytan üçlüsü hakkında söylene gelmiş olan ne varsa, “işte gördünüz mü, demiştik biz” edasıyla, ses yükseltilerek