Fevkalade Müteessir

Hasan sekiz, on yaşlarındaydı, köye traktör geldi. Tarlada, tapanda Hasan’a iş kalmadı.

Ümit Hasan’ı tanımıyordu ama Hasanların akıbetini yakından takip ediyordu. Hasan’ın işsiz güçsüz, sebepsiz kalmasından fevkalade müteessir oldu. “Ne yapacak bu Hasanlar şimdi” diye Hasanların yerine de düşündü. Hasanların yerine düşünmekte bir tuhaflık görmedi. Okudu, düşündü. Düşündü, okudu.

Bu arada Hasan okudu. Abileri tarlada, tapanda çalışmak zorunda olduklarından, okuma yazmayı söker sökmez okulu bırakmışlardı. Hasan ortaokulu bitirdi. Köylük yerde haytalık ederken, uslansın diye on yedisinde evlendirdiler Hasan’ı. Hatçe de on beşindeydi.

Ümit yine fevkalade müteessir oldu.

Hasan askere gitti, geldi. Askere giderken bir kızı vardı, askerdeyken bir de oğlu oldu. Sevindi Hasan.

Ümit yine müteessir oldu. Dünya bu kadar nüfusu kaldırabilir miydi?

Hatçe Hasan’ı kayınvalidesiyle, kayınbiraderleriyle, görümceleriyle paylaşmak istemiyordu —kayınpederi adam gibi adamdı, onunla bir derdi yoktu. Hasan’ı sıkıştıracak bir köşe bulduğunda dırdır edip, başının etini yedi, “şehre gidelim, oy Hasan” diye. Hasan bir direndi, iki direndi, direnemedi. Dengi toplayıp şehre gittiler.

Ümit yine fevkalade müteessir oldu. İşsiz güçsüz, bir becerisi olmayan bu Hasanlar şehirde ne yapacaklar, neyle karınlarını doyuracaklar? Ümit’ten başka Hasanları düşünen kimse yoktu —Hasanlar bile düşünmüyorlardı. Bir de… Şehri düşünen de yoktu, belediye başkanları bile düşünmüyordu. Bu kadar Hasan, ipini koparıp şehre hücum edince… Ah ki ah!

Hasan mutfak eşyaları üreten bir fabrikada iş buldu. Melamin tabak üretiyorlardı.

Melamin dediğin berbat bir malzemeydi, doğru dürüst bir şey yapılmazdı melaminle. Üstelik mutlaka kanserojendi. Öyle olmalıydı. Ama işte, birden, her yer melamine kesmişti. Hep şu düşüncesiz kapitalistler yüzünden. Talep çok, kâr çok, başka şey umurunda mı adamın! Sadece Ümit’in umurunda… Ümit melaminin önlenemez yaygınlaşmasından da fevkalade müteessir oldu.

Derken melamin malzemeye talep azaldı. Hasan’ı ve birkaç kişiyi daha işten çıkardılar.

Ümit Hasan’ın haline fevkalade müteessir oldu. Şimdi bir kızı daha olmuştu Hasan’ın. Üç çocukla işsiz, ne yapacak bu adam? Sırası mıydı melaminden vaz geçivermenin?

Hasan otoyol gişesinde iş buldu. Bir buçuk metrekare yerde on saat oturuyor, gelenden geçenden para topluyordu.

Ümit gişenin önünden her geçişinde, “yahu sıcağı var, soğuğu var, insan buncacık yerde ne yapar, nasıl yaşar” diye fevkalade müteessir oluyordu Hasanların haline…

Sonra otomatik geçiş sistemleri kuruldu, Hasan yine işsiz kaldı.

Bildiniz, Ümit işsiz kalan Hasanlar için fevkalade müteessir oldu.

Hasan’a daha sonra ne oldu, bilmiyorum ama Ümit’in her gün biraz daha müteessir olduğunu biliyorum.

***

Tahmin ettiğiniz gibi, Ümit solcu —yani kendisi kendisini öyle tarif ediyor. Hasan herhalde sağcıdır, yoksa bu sağcı iktidarları kim seçiyor olabilir ki! Traktörler sağcı, Hasan’a ortaokulda mesela marangozluk yerine manasız şeyler öğretenler sağcı. Hasan’ı ve Hatçe’yi çocuk yaşta baş göz edenler sağcı. Hasan’ın aklını çelip şehre götüren Hatçe sağcı. Melamin tabak fabrikatörü sağcı. Melaminin gözden düşmesine sebep olanlar sağcı. Otoyol yapanlar sağcı. Hasan’ı daracık gişeye tıkıştıran otoyol işletmecileri sağcı. Hasan’ın işini yapacak otomatik geçiş sistemini geliştirenler, kuranlar sağcı.

Ümit? Solcu.

Hayatım Ümitlerin arasında geçti. İyi insanlar olduklarına kefilim. Hasanların iyiliğini istiyorlar, hiç şüphem yok. Problem, “Hasanların iyiliği” derken akıllarından neyin geçtiğini anlayamıyor olmamdan kaynaklanıyor.

Köye traktör gelmeseydi, Hasan da okuyamayacaktı —abileri gibi ilkokul üçte terk edecekti. Ortaokulu bitirmek matah bir şey mi? Değil. Ama onu Hasan’a sorun bakalım. Koca ailede ortaokulu bitirmiş biricik kişiye… Köye traktör gelmeseydi, Hasan, ekim mevsiminde de hasat mevsiminde de kan terleyecekti. Belki gençken çok koymayacaktı ama hayatı hep öyle geçecek, otuzundan sonra orası burası dökülmeye başlayacak… Hasan yine de mevsimi kaçırmamak için…

Köye traktör gelmeseydi, kırk kişi bir traktörün işini yapacak, buğday fiyatı o kırk kişinin boğaz tokluğuna yetecek seviyede kaldığında bile, Ümit ekmeğe üç katı fiyat ödemek zorunda kalacaktı. Ayda dört kitap eksik alabilecekti yani.

Eh, Ümit traktöre karşı değil. Ama —anladığım kadarıyla— şöyle olsun istiyor. Köye traktör mü gidecek? Önce şöyle etraflıca bir analiz yapılsın. Ahaliye bildirilsin ki, mesela yirmi yıl sonra köylerine traktör gelecek. Traktör şöyle bir şeydir, kırk kişini işini yapar. Dolaysıyla Hasan’ın babasının Hasan’a ihtiyacı kalmayacak. Demek ki Hasan’ın anası Hasan’ı doğurmasın. Şu hapı kullanırsa, tamam. Hap olmadı, kanserojendir o garanti. İlaç firmalarının servetine servet katmak da Ümit’i müteessir eder ilaveten. Prezervatif diye bir şey var. Daha garantilisi spiral canım.

Hmmm. Demek ki önce yeterince spiral üretilmesi, Hasanların analarının eğitilmesi, köylere kadın hekimlerin seferler düzenlemesi filan planlanmalı. Ümit yapar bu işi. Ümit’in gücünün yetmeyeceği yerde bilim insanları var, onlar yaparlar.

Sonra…

Her şey hazır edildikten sonra, gelsin köye traktör. Bir de traktör şenliği düzenleriz hemi de… Kim demiş Ümit traktöre karşı diye. O herkesten çok ister traktörü. O her iyi şeyi herkesten çok ister. Solcu o.

Sağcı iktidarlar bu işi böyle, yakışacak bir biçimde yapmadılar. Hasanlar doğdular. Köye traktör geldi, Hasanlar sebepsiz kaldılar. O vakit de çare yok değil. Toplarsın Hasanları, her birine bir beceri kazandırırsın. Ne gibi beceriler mesela? Canım hangi beceriler gerekiyorsa, hangi becerilere ihtiyaç varsa onları… Vardır öyle beceriler mutlaka. Ümit”in aklına geliveriyor mesela, marangozluk, çömlekçilik, duvarcılık, şarapçılık… Kazandırırsın o becerileri Hasanlara, Hasanlar da şehre göçmez. Hem şehir tarumar olmaz, hem Hasan gurbetlik çekmez.  

İyi de… Hatçe kayınvalideden kurtulmak istiyor. Şehre göçmek, çocuklarını şehirde okutmak istiyor. Şehirliler gibi giyinmek, Hasan’ın koluna girip caddelerde salınmak istiyor.

İstiyor ya, hep şu sağcılar, kapitalistler çeliyor kızın aklını. Kayınvalide mevzuunda haklı bak. Ama çözümü var, bir kayınvalidelik eğitimi tasarlarız, Çağdaş Kayınvalideler Vakfı kurar, köy köy dolaşıp kayınvalidelere, gelinlere nasıl davranmaları gerektiğini öğretiriz. Çözeriz Hatçelerin problemini. Ama öyle topuklu ayakkabılar, çantalar, elbiseler filan… Onlar olmaz. O kapitalizm işte. Kapitalizmin baştan çıkarması.

Hadi buncacık işi de yapmadı bu sağcı iktidarlar, Hasan ve Hatçe şehre geldiler. Hatçe doğurup duruyor bir yandan. Yahu kardeşim, melamin ne iş? Bin yıllık porselenin suyu mu çıktı! Yaparsın adam gibi planlamanı. Kurarsın yetecek kadar üretim yapacak porselen fabrikalarını. İnsanlar evlerinde o uyduruk melamin yerine doğru dürüst porselenle yemek yiyince… Zevk sahibi de olurlar Ümit gibi… Elbette Ümit kadar da değil ama… Yine de şimdiki gibi olmazlar, ne bileyim! Eh, porselen melaminden daha pahalıya mal olurmuş. O kadarını da göze alacaksın. Hasan da göze alacak, sekiz kişilik melamin takım yerine dört kişilik yarım porselen takıma razı gelecek artık.

Ama “bize plan değil pilav lazım” dediler hıyarlar, onu da yapmadılar. Melamin tabak talebi düşerken bari Hasanları düşünecektiler. Melamin fabrikaları kapanmadan, işsiz kalacak olan Hasanları yerleştirecek işler düşünecektiler. Düşünmediler.

Gibi…

Doğru anlıyorsam, Ümitlerin kafaları böyle çalışıyor.

***

Mesela Zehra Çelenk demiş ki

“13-14 yaşında evlendirilmiş, görece eğitimli eşi artık onu ‘beğenmediği’ için otuzuna varmadan birkaç çocukla tek başına kalakalmış, hayatının yüzde 90’ı dört duvar arasında geçmiş bir teyze tanımıştım. Ne zaman ‘nasılsın?’ diye sorsam, ‘çok iyiyim kızım, yiyorum, içiyorum, geziyorum,’ derdi. Karşısındakini hedef almayan, hiçbir acılık taşımayan, uzatmalı kederini ironiye tahvil eden bir sözdü bu. Beni her duyduğumda belli belirsiz bir mahcubiyetle gülümsetirdi. Bu kadar zor bir hayat sürmüş bir kadının neşesine, dirayetine hayran olmamak imkânsızdı.”

13-14 yaşındaki kızların evlendirilmesine şiddetle muarızım, o ayrı. İşaret emek istediğim husus başka. Çelenk’in tarif ettiği hayatı yaşamış olan o kadın, Çelenk’e göre, iyi olamaz. “İyiyim” diyorsa, ironi yapıyordur. Hasan mesela, köye traktör geldiği için lüzumsuz hale düşünce iyi olamaz. Şehre işsiz güçsüz göçünce iyi olamaz. Melamin tabak fabrikasında işçi olarak iyi olamaz. Otoyol gişesinde iyi olamaz. Onun gibi bir şey.

Yahu o insanların önemli bir bölümü, sahiden iyi. “İyiyim” dediklerinde, sahiden kendilerini iyi hissettiklerinden… Kendi kararlarını vermişler, kendi yollarını çizmişler, dirayet göstermişler ve kendileriyle gurur duyuyorlar.

Mesela Çelenk, yukarıdaki paragraftan hemen önce diyor ki, “Erken yaşta evlendirilip ellilerinde torun torbaya karışan bu kadınların bazıları çok neşeli insanlardır üstelik. Maruz kaldıkları onca eziyete, aile içi şiddete, yıllar süren ağır ev işçiliğine rağmen yüzleri güler, kendi hayatlarında halı altına, gül dibine gömdükleri keder izlerini girdikleri ortamdan da kaldırırlar.” Öyledirler. Öyleleri de vardır yani. Öyle olmayanlar da… Durmadan “ah ben ne doktorlara, mühendislere layıktım ama anam babam —veya başka bir üçüncü şahıs— kadrimi, kıymetimi bilmedi” deyip hayatı kendisine de etrafındakilere de zehredenler de vardır. Daha doğrusu, her bir kadın —her bir insan— kâh öyle, kâh böyledir. Bazen öyle bazen böyledir.

Hayat budur yahu. İnsan olmak böyle bir şeydir.

Hayat, solcuların Platonik bir güzelliğe sahip bir biçimde, bir nakış gibi planlayıp bize biçtiği şeyleri giymek, onların bütün taşlarını ayıkladıkları yollarda yalınayak yürümek filan değil. Kimselerin hayatını, o dirayet göstermiyorsa, başına nahoş şeyler geldiğinde sabretmeyi bilmiyorsa, ümitlenemiyorsa, acı çekmenin hakkını veremiyorsa, kimselerin hayatını siz düzgünleştiremezsiniz. Daha acıklısı, sizin kafanıza göre düzgünleştirilmiş hayatlar, size bile uymaz.

Bir sakin olun yahu!

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et