Etiket: Eğitim

Okul Çökmüş, Duydunuz mu?

Eğitim —malumunuz— fiilen çökmüş durumda. “Eğitim” derken, hani şu çocukların sabah gidip öğleden sonra döndükleri okulları ve orada yürütülüyordu olan faaliyetleri kastediyorum. O faaliyetlerin eğitim diye adlandırılması ne kadar doğruydu, bahsi diğer. Daha doğru bir deyişle, demek ki, adına eğitim diye geldiğimiz ve ne üretmesi gerektiği hususunda az çok mutabık kalsak da onu üretmediğini hepimizin

Vicdan Otoritesi

Geçen gün demiş oldum ki başka şeylerin yanı sıra… Termodinamik derslerine girince termodinamik öğrenmezsiniz ama müfredatta olmayan birçok şey öğrenirsiniz. Sizin bilmediğinizi bilenler var. Onlar uzman. Onlara boyun eğmelisiniz. Bilgi dediğiniz şey, işte böyle belirli noktalarda yoğunlaşır ve oralardan yayılır. Dersin müfredatında olmayan bu tür bilgileri, dersin formu vasıtasıyla öğrenirsiniz. Yani? Hani şimdi geniş yığınları

İflas

Diyelim 16 yaşındasınız. 14-18 yaş aralığındaki yirmi akranınızla birlikte bir haftalık bir kampa katıldınız. Kampta, sizden başka, 28-35 yaş arasında beş gönüllü var —biri psikolojiye, biri fiziğe, biri tiyatroya, biri edebiyata biri tarihe hevesli. İki de görevli var, herhangi bir teknik aksaklık çıkarsa —mesela biri hastalanırsa— çözmek üzere. Tedarik, yemek, bulaşık, çamaşır ve saire işlerin

Fevkalade Müteessir

Hasan sekiz, on yaşlarındaydı, köye traktör geldi. Tarlada, tapanda Hasan’a iş kalmadı. Ümit Hasan’ı tanımıyordu ama Hasanların akıbetini yakından takip ediyordu. Hasan’ın işsiz güçsüz, sebepsiz kalmasından fevkalade müteessir oldu. “Ne yapacak bu Hasanlar şimdi” diye Hasanların yerine de düşündü. Hasanların yerine düşünmekte bir tuhaflık görmedi. Okudu, düşündü. Düşündü, okudu. Bu arada Hasan okudu. Abileri tarlada,

Daha İyisini Yapabiliriz

Dün bıraktığım yere geleceğim. Ama biraz dolambaçlı bir yoldan… Süleyman döneminde Osmanlı, dünyanın belli başlı güçlerinden birincisi değilse, biriydi. Şüphesiz ki güçlü bir ordusu, demek ki o orduyu besleyebilecek serveti, demek ki o serveti sağlayacak geliri, demek ki verimli bir ekonomisi vardı. Şüphesiz ki bir önceki cümledeki her şey, Süleyman’ın çağdaşı olanlara kıyasla idi, yoksa

Hak, Ahlak ve Diğer Şeyler

Uzun süredir, içimin kaldırmayacağı şeylere gözlerimi kapatıyorum. Bu hafta mesela, Fatih’te dört kardeşin intihar ettiği hadise hakkındaki haber başlıklarının altını hiç okumadım. Benzer şekilde Aksaray’da otistik çocuklarla ilgili haber başlıklarının altını da… Sırrı ilki hakkında değil ama ikincisi hakkında okumamı telkin etti. Bu sabah da, mide bulantımı bastırıp mesele hakkında malumat sahibi olma niyetiyle kaktım.

Dünyanın Çatlağı

Vox’da Sean Illing, The Meritocracy Trap kitabının yazarı Daniel Markovits ile bir söyleşi yapmış. Bence günümüzün bütün sosyolojik ve politik fay hatlarının haritasını, bu söyleşiden yola çıkarak çıkarabiliriz. Anladığımız kadarıyla Yale Hukuk profesörü Markovits kitapta, (a) toplumlarımızın meritokratik olduğu –yani kişilerin toplumsal hiyerarşideki pozisyonunun kendi yetenek ve becerilerine endeksli olduğu– iddiasının çok da geçerli olmadığını

Paradigma

Paradigma, görünür olandan dolaysızca teşhis edilebilir bir şey değil. Kendisi görünmez, adeta transparan. Mevcudiyeti ve vasıfları hakkında ancak görünür olan üzerindeki tesirleri marifetiyle çıkarımlar yapılabilecek bir şey. Böyle bakarsak, Kemalist paradigmayı altı okla, altı okun biri veya birkaçıyla irtibatlandırarak teşhis ve tespit etmek yanıltıcı olur. Paradigma, paradigma sahiplerinin ve taşıyıcılarının bile —hatta en çok onların—

Siyasetin İşini Eğitimden Beklemek

Diken’de yazdığı yazı Murat Sevinç’i kesmemiş, mevzua Duvar’da devam etmiş. Bence iyi etmiş. Yazıların ikisini de okumalısınız diye düşünüyorum. Ancak… Sevinç’in —muhtemelen sepetlendiği işine duyduğu saygı yüzünden— eğitime, eğitim gibi eğitime ziyadesiyle mana yüklediği kanaatindeyim. Hak etmediği kadar mana… Mesele eğitimden, eğitimsizlikten, eğitimde kalite düşüklüğünden, eğitimin devletin bir ideolojik aygıtına indirgenmiş olmasından kaynaklanmıyor. “Eğitimi ihmal

Bu Başka

Gazete Duvar’da İrfan Aktan, Fransa’daki “sarı yelekliler isyanı” hakkında bir söyleşi yapmış (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/02/alican-tayla-sari-yeleklilerinki-hor-gorulmeye-isyan/). Söyleşinin tamamı “öğretici”. Söyleşinin bir yerinde öğreniyoruz ki, Fransa’da “zor sorulara kolay yanıt üretenler” diye bir deyim kullanılırmış. Deyimi bilmiyordum. Öğrenince, “acaba” dedim, “Türkiye’de zor sorulara kolayından cevap verme hali de Fransa’dan mı ithal”. Kim bilir, belki de özgürlük, eşitlik, kardeşlik fikirleriyle