Sosyalistler

Erkan Baş, Halk TV’de katıldığı programın bir bölümünde Liberal Demokrat gençlerin taarruzuna uğramış. Gençlerin hali içler acısı, hamlıklarını sadece yaşları ile açıklamak kabil görünmüyor. Ama onların ve temsil ettikleri düşüncenin hali, bir başka yazının konusu olsun. Şimdilik Baş’ı konuşalım.

Programı izlediyseniz, Baş’ın son derece rahat, sakin, ölçülü, nüktedan, aklı başında… Yani günümüzün siyasetinde en çok ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahip olarak konuştuğunu teslim etmişsinizdir. Tavrındaki bu “kalite”, bence, muhtevada bir karşılık barındırmıyor. Gençler “herkes oturduğu evin sahibi olacak” iddiasına yüklendiklerinde, mealen, “temel sağlık, temel eğitim hizmetlerinin kâr konusu yapılmasına itiraz etmemize karşı çıkamadığınız için buradan vurmaya çalışıyorsunuz” dedi. Ben de buradan ilerlemeye çalışacağım.

Temel sağlık hizmetleri nedir? Mesela gebe bir kadının gebeliğinin sağlıklı bir biçimde ilerleyip ilerlemediğini izlemek için ultrasonografi teknolojisinden faydalanılması, herkesin erişebilmesi gereken “temel” bir hizmet midir? Bence öyledir. Ancak unutmamak gerekiyor ki, 50 yıl önce neredeyse kimse bu temel hizmetten faydalanamıyordu. Mesele sadece ultrasonografiyle sınırlı değil, MRi, BT gibi teknolojilerden ibaret de değil. Uzaktan gözlediğim kadarıyla cerrahide neredeyse her on yılda bir yeni bir faza geçiliyor, yakın geçmişte ciddi risk taşıyan operasyonlar çok daha düşük riskle, hastanın nekahet dönemini çok kısaltacak biçimde gerçekleştiriliyor. Sadece benim çevremde gözlediklerim değil, istatistikler de gösteriyor ki, bu tür iyileşmeler toplumun alt kesimlerine hızla yayılıyor.

Bundan yetmiş yıl önce, bugün sıradan görünen bir cerrahi operasyon için Avrupa’ya gitmek gerekiyordu, kırk yıl önce İstanbul’a gitmek gerekiyordu, şimdi Mardin’de de gerçekleştirilebiliyor. Demiyorum ki toplumda herkes sağlık hizmetlerinden faydalanmak konusunda tamamen aynı şartlara sahip. Ancak alt kesimlerin faydalanabildikleri standartlar hızla yükseldi. Ve iddiam o ki, bu hal, sağlık hizmetlerinin kâr konusu olması “sayesinde” oldu. Eğer kâr konusu olmasaydı, en alttakilerin bugün faydalanabildikleri hizmetlerden faydalanmaları mümkün olmayacaktı.

Mevzuun analitik bir yaklaşımla masaya yatırılması, yani hangi mekanizmalar aracılığıyla kâr konusu olmanın sağlık hizmetlerini ona para ödeyemeyecek kesimlere de yaygınlaşmasına katkı sağladığı konuşulmaya değer. Ama önce şöyle “yukarıdan” bakalım ve sağlık hizmetlerini kâr konusu olmaktan çıkarmış toplumların başına gelenlere bakalım. Sovyetlere, Çin’e, Küba’ya veya Kuzey Kore’ye götürmeyeceğim sizi, daha olmadık bir yere götüreceğim, Birleşik Krallık’a. Thatcher göreve gelip “Birleşik Krallık’ın her vatandaşı, başkalarının fiyatını gönüllü olarak ödeyeceği bir şeyler üretmeyi becermeli” dediğinde —ki başarılabilir bir hedef değildi, liberaller hakkında konuşurken geliriz— Brileşik Krallık’ta hemen herkesin asgari sağlık hizmetlerinden faydalanabileceği iddiasıyla kurulmuş, sağlığı kâr konusu olmaktan çıkarmış bir sistem uzun süredir işliyordu. Ve o “asgari” şartlar o kadar asgari idi ki, kimseyi tatmin etmiyordu. Gücü yeten soluğu Birleşik Devletler’de veya kıta Avrupa’sında alıyordu.

Benim açımdan esas mesele başka yerde. 1950’lere kadar dünyanın teknoloji üretimi konusunda en gösterişli motoru olan ve uzun süredir bu pozisyonunu koruyan Birleşik Krallık, Thatcher’i çileden çıkaran politikalar yüzünden, 1980’e gelindiğinde, herhangi bir hususta dişe dokunur bir hisseye sahip değildi.

Liberaller, bildiğim kadarıyla, Baş’ın son derece insani görünen teklifine, bu açıdan yaklaşarak karşı çıkıyorlar. Kabaca söyleyecek olursak, “eğer mevzu kâr konusu olursa, başlangıçta seçkinler faydalanabiliyor olsa da, zamanla topluma difüzyon gerçekleşir ve en alttakilerin de faydasına olur”. Bence tarih, en alttakilerin esas dostunun Baş’lar değil, kâr kokusuna üşüşenler olduğunun defalarca teyit edildiği bir tarihtir. Bugün bu hal, eskisinden daha böyledir.

Neden öyledir?

Birincisi, üretimde teknoloji yoğunluğu dramatik bir biçimde arttı. Sabit maliyetler yükselirken, değişken maliyetler düştü. Herhangi bir şeyin ilkini gerçekleştirmenin maliyeti eskisinden daha yüksek ama onu kitle halinde üretmenin maliyeti eskisiyle kıyaslanmayacak kadar düşük. Ekonomik ölçeğin böyle büyümesi, yapılan herhangi bir şeyin kâr üretebilmesi için geniş kitlelere ulaşmasını gerektiriyor.

İlaveten muazzam bir malzeme devrimini yaşadık/yaşıyoruz. Müzik plakları belirli bir kesimin erişebileceği şeylerdi, kasetler daha demokratikti, CD’ler daha da demokratikleştirdi sistemi. Malzeme devriminin ötesinde dijital akış teknolojisi her şeyi altüst etti.

Ve bilginin difüzyonu da muazzam ölçüde arttı. Elli yıl önce Sivas’taki bir cerrah, cerrahi teknoloji hakkındaki gelişmeleri öğrenmeden, fakültede öğrendikleriyle, bütün kariyerini tamamlayabilirdi. Bugün safra kesesi operasyonu konusundaki eski bilgileriyle yetinemez, çünkü hastası işin çok daha güvenli ve kolay yaşanır bir biçimde yapılabileceğini biliyor. Cerrahın yeni teknolojileri öğrenmesi de eskisine kıyasla daha kolay.

Yani “yukarıdan” bakınca görünen tablonun analitik açıklaması da var.

Esas mühim yanı şu ki, sözünü ettiğimiz süreçler Sovyetlerin çözülüşünü müteakip hızlandı. Sovyetler çözüldü de o “sayede” hızlandı demiyorum. Ancak Baş bir yerde, “iyi de, başarısız bile olsa, o tecrübenin varlığı azgın kapitalizmi frenledi, o sayede alttakiler de nefes aldı” mealinde bir laf etti. Öyle olmadı. Öyle olmadığını hepimiz “yaşadık”. Ama ezberlerimizi muhafaza edebilmek için gerçekliği fütursuzca çarpıtıyoruz. Gençlik hülyalarımızın büyüsünü koruyabilmek, gençliğimizin bir aptallıktan ibaret olduğunu kabul etmemek için, kendimize yalan söylüyoruz.

İyi de hem sağlıkta, hem de eğitimde farklı sosyal kesimlerin aldıkları hizmetin kalitesi arasında fark yok mu? Var. Ben bir Şehir Hastanesine gideceğim safra kesemi aldırmak için. Beyzadeler beş yıldızlı otel kıvamındaki bir takım tesislere gidecekler. Benimle, aldığı ücretten memnun olmayan, suratsız hemşireler ilgilenecek, kan alırken kollarımı haşat edecek. Beyzadelerle güler yüzlü hemşireler ilgilenecekler. Filan. Basite indirgeyecek olursak, aldığımız hizmet arasındaki fark, “konaklama hizmetleri” arasındaki farktan ibaret. Sağlık hizmetleri arasındaki fark iddia edildiği kadar büyük değil.

Mevzu hakkında ciltlerle yazabilirim. Sağlık “talebinin” irrasyonelliğinden, sağlık sisteminin —hem de en gösterişli tesislerde bile— çok büyük oranda ölüme sebep olmasından, manasız tanı harcamalarından, devlet kurumlarının —devlet hastaneleri veya üniversite hastanelerinin— devlet kurumlarını —SSK’yı— soymasından,  nadir rastlanan hastalıklardan muzdarip olanların hayatının tamamen şansa kalmasından… Daha sayısız mevzu var sağlık sistemiyle alakalı ve “kâr güdüsü” bu dertlerde hiç rol sahibi değil.

Sağlık sistemlerine pek az temasım olduğu halde yazacak çok şey var. Eğitim sistemleri ise uzun yıllar boyunca emek verdiğim sistemler. Uzatmak istemiyorum, ağzımı bozmamayı başaramayabilirim. Baş’ın veya “eğitim de eğitim” diyenlerin eğitimden ne anladıklarını, ona nasıl bir rol biçtiklerini bilmiyorum. Şunu emniyetle söyleyebilirim ki eğitim sistemleri rank (sıralama/hiyerarşi) üreten sistemlerdir. Bilgi, beceri ürettikleri tam bir efsanedir. Okul sıralarında onlarca yılda üretildiği iddia edilen bilgi ve beceriler, hayatın içinde birkaç ayda edinilebilirler.

Eğitime erişimde eşitsizlik denen şey de, tıpkı sağlık mevzuunda olduğu gibi, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada, son kırk yılda dramatik biçimde erozyona uğradı. Eğitimde kırk yıl önce hayal bile edilemeyecek kadar demokratikleşme gerçekleşmişken, mevzuu “kâra kurban etmemek” ve erişim eşitsizliği kavramlarıyla tartışmak, bence, acıklı. Eğitime dair tartışılacak çok şey var, onları liberal tasavvuru tartışacağım yazıya erteleyeyim.

Baş’ın canını sıkan husus, anladığım kadarıyla, tıpkı sağlık sistemlerinde olduğu gibi eğitimde de gösterişli tesislerden faydalanan/faydalanamayan nüfus. Ve bir defa daha, o tesislerde üretilen şey her neyse, devlet okullarında üretilenden çok farklı değil —ikisi de aynı derecede manasız. Birisi diğerine kıyasa eğitim kalitesi açısından değil “konfor” açısından farklı.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et