İşçi Sınıfı Bir Temenniydi, Gerçekleşmedi

Barış Soydan T24’te, işçi sınıfının Trump ve Erdoğan’ı desteklemeye devam edip etmeyeceğini sormuş. Yazının gidişatı ümit verici. Birilerinin alıp başını gittiğini, kendilerini geride bıraktığını, unuttuğunu düşünen geniş kesimler var. Kendilerine çomar —veya Amerikanca chav— diyen zevzeklere karşı Trump ve Erdoğan’ı destekliyorlar. Filan.
Sonra, son paragrafa geliyoruz: “Emekçi sınıfların siyasette eski gücü, havası kalmamış olabilir ama görüldüğü gibi sandıkta kilit rol oynamaya devam ediyorlar. Onları ‘çomar’ diye küçümsemek, işçi sınıfı diye bir şey kalmadığını öne sürmek sağ popülist liderlerin işine yarıyor.”
İşçi sınıfı diye bir şeyin kalmadığını öne sürmek manasız. Çünkü böyle bir önerme, bir vakitler kendisine işçi sınıfı denebilecek bir şeyin mevcut olduğunu varsaymayı gerektiriyor. Hâlbuki yoktu, hiç olmadı. İşçi sınıfı bir kurguydu, bir temenni. Avrupa’da sayıları hızla artan işçiler vardı. Birileri onların acıklı hallerine bakıp, “ah ulan, bunların zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yok, var ya bir sınıf olarak örgütlenebilirlerse dünyayı o burjuvaların başına yıkarlar” diye hayaller kurmuşlardı. Baktılar işçilerin öyle bir işi kendi başlarına işlemeye hevesleri de, niyetleri de yok, “dünyanın bütün işçileri birleşin” diye bayrak açıp, işçilerin yapması gerektiğini düşündükleri şeyi onlara önderlik ederek yaptırmaya heveslendiler.
Ama işçiler bu işe, yine de, onlar adına sokağa dökülenler kadar rağbet etmediler.
Kendi temennilerimi, kendi hayallerimi, kendi kurgularımı paylaşmıyorum. Tarihi gerçekliklerden söz ediyorum. İşçiler tarihin öznesi olmaya teşebbüs etmediler, niyet dahi etmediler ve muhtemelen heves bile etmediler. Aksine, hemen her bir işçi, bir küçük burjuva olmaya heves etti. En azından çocuklarının küçük burjuva olmasına…
İşçi olarak tasnif edilen insanlar dünyanın belirli bölgelerinde nüfusun yüzde otuzlarına kadar yükselmişken olmadı o iş. İşçilerin siyasette hiçbir vakit bir gücü, havası olmadı. İşçi sendikalarının ağaları, sendika üyelerinin reyleri ceplerindeymiş, işçilerin onların istediği partiye oy vermesini sağlayabilirlermiş gibi caka sattılar, koltuklar edindiler filan ama hiçbir vakit işçilerin kendileri bir sınıf olarak davranmadı. İşçilerin nüfustaki hisselerinin zirve yaptığı 1950’lerde, 60’larda, insanlık tarihinin muhtemelen en muazzam propaganda kampanyası işçilere yönelik olarak yürütüldü. Dönemin en parlak beyinleri, işçileri bir sınıf haline davranmaya ikna edebilmek için ciltlerle kitaplar yazdılar, filmler çektiler, sloganlar ürettiler —unutmak olmaz, hiçbiri işçi değildiler.
İşçiler tınmadı.
Tekrarlayayım, işçi sınıfı bir kurgudur, bir temennidir. Gerçekleşse ve tarihin öznesi olsa iyi mi olurdu, bir fikrim yok. Ben mühendisim, gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyeceği kesinleşmiş varsayımlar üzerine konuşmaktan hoşlanmam. Mesele hayal edilenin iyi mi, kötü mü olacağı filan değil yani, gerçeklemedi ve artık asla gerçekleşemez.
Gözünüzün önünde gerçekleşip durana gözlerinizi kapatıp “işçi sınıfı” diye sayıklamaya devam ederseniz, bu kavramlarla düşünüp konuşmakta ısrar ederseniz, işçileri inandırmak ve ikna etmek için uydurduğunuz hikâyelere iman etmeyi sürdürürseniz… Dünyaya daha ne Trumplar, ne Erdoğanlar vaziyet eder, ağlaşıp dururuz.