Memleketimden Tetikçi Manzaraları

Ertuğrul Özkök’e tek başına bile katlanmam zor. Rasim Ozan Kütahyalı bahse konu olunca zorluk artıyor. Nagehan Alçı radara girince daha da artıyor. Dolayısıyla üçünün bir arada kadraja girdiği bir programa katlanmak imkânsızlaşıyor. Yine de, Kütahyalı’nın Özkök’le uğraştığını anlattığı bölümü izledim —memleket sevdası insana neler yaptırıyor.

Mevzuun muhtevası çok da seksi değil. Kütahyalı birileri ile bir araya gelmiş, devrim yapmaya karar vermişler, yıkmaya karar verdikleri sistemin sembollerini tespit etmişler ve onlara müstear adlarla taarruz etmişler. Kararlılığa, planlama akıllarına ve cesarete/mertliğe bakar mısınız! İnsanın gözleri yaşarıyor.

Bu arada Alçı ikide bir lafa girmeye çalışıyordu, tam olarak anlamadım ama “beni bu işlere karıştırmayın” der gibiydi. Hangi işlere karıştırılmak istemediğini pek bilemedim —programın tamamını izlemediğimden. Ama zaten onda devrimci bir yan yok. Kütahyalı gibi kabadayı görünmeye çalışan biri de olmadığından, mafya tetikçiliği kategorisine giren işleri devrim diye paketleme şansı da yok. Alçı iyi yetişmiş bir “düşünen kadın” rolünü doldurmaya çalışıyor. Eh, Kütahyalı ne kadar kabadayı ise, Alçı da o kadar düşünüyor işte. Tencere kapak misali.

Mevzuun muhtevası seksi değil ama bir adım geri çekilip baktığımızda gördüğümüz manzara son derece kışkırtıcı.

Özkök yıllarca bu memleketin en çok satan gazetesini yönetti. Gazetecimiz bu kadar işte. Hasımlarının Özkök’ü eleştirirken şehvetle hatırlattığı manşetlerden filan söz etmeyeceğim. Benim açımdan esas gösterge, gazetesinin satışını sürdürebilmesi için ansiklopedi dağıtması gibi işlerdi. Kendisi demiş oldu ki, “ben gazete ihtiyacını karşılayacak bir ürün yapabilecek kabiliyete sahip değilim, ansiklopedinin yanında promosyon olarak gazete vereyim de tirajım düşmesin.” Bu tür eleştirilere karşı da hem o hem de muadilleri defansı, “ahalide iş yok, okumuyorlar” hattına kurmuşlardı. Memlekette okuryazar oranı, şehirli oran dramatik bir biçimde artarken ve orta sınıflaşmanın zirve yaptığı dönemlerde bu hattı kurdular. Utanmazlıksa Kütahyalı’dan öncesi var yani.

Bir misal daha var sıklıkla dile getirdiğim. Özkök artık gazetesini yönetmezken ama aynı gazetede yazmayı sürdürürken, Türkiye’den Yunanistan’a kaçmaya çalışanların bir teknesi Ege’de battı. Çok kişi öldü. Bazıları yaralı kurtarıldı. Onlardan biriyle Paris Match, Balıkesir’deki hastanede röportaj yaptı. Özkök o röportajı, kendi köşesinde, “gazetecilik başarısı” olarak alıntıladı. Açıklama gerekiyor mu? Paris Match’ın yaptığı gazetecilik ise, Hürriyet tam da onu yapmıyordu yani. “Memleketin insanı gazete okumuyor ki” diyenlerin gözlerden gizlemeye çalıştığı husus buydu. Utanmazlıksa Kütahyalı’dan öncesi var yani.

Lakin Kütahyalı’nın utanmazlığının —ve Kütahyalı’nın yıllarca desteklediği heyetin utanmazlığının— Özkök’ünkünden birkaç beden büyük olduğu da görünüyor. Beyzade devrim yapmaya, eski düzeni devirmeye karar vermiş. İki lafı bir araya getirip manalı bir cümle kurmaktan, herhangi bir sistemin işleyişini anlamaktan aciz bir kahraman özentisi, yaptığı işi böyle tarif ediyor. İnsan utanır, Kütahyalı utanmıyor. Özkök mesela, “devrimci olunacak zaman devrimciydik, şimdi zaman değişti biz de devrimcilik yapmaktan vazgeçmeliyiz” lezzetinde Elveda Başkaldırı’lar filan yazmak gibi işler işlediydi hiç değilse. Yapıldığı zaman namussuzca görünüyordu. Kütahyalı’nın tavrına bakınca “ne kadar namuslu bir işmiş” demek geliyor insanın içinden.

Devrim yapmaya karar verince ne yapmış Kütahyalı zavallısı. Bir sahte isimle gazete köşelerinde yazı yazıp, hedeflerine yüklenmiş. İnsanın bu cesaret, bu devrimci ahlak karşısında dili tutuluyor sahiden. Ama esas ürküntü verici olan, bir insanın bu lafları uluorta, herkesin gözünün içine baka baka edebilmesi. Utanmazlığın bu kadarı sahiden çaresiz bırakıyor insanı. Memleketin devrimcisini geçtim, kabadayısı da bu işte.

Türkiye’nin sıradan insanlarına söverken aklınızda bulunsun. Ne Özkök’ü ve ne de Kütahyalı’yı, bu memleketin sıradan insanı satın almadı. Her ikisinin de reytingi son derece düşüktü ve hâlâ düşük. Biri yazdıklarını ansiklopedinin yanında promosyon olarak vermek zorunda kalmıştı, öteki arkasına bütün bir siyasi iktidarı alarak iş gördü. O halde bile son derece dar kesimler için makbul insan addedildiler. Onları yükselten, işgal ettikleri pozisyonlara oturtan, sıradan insanların alkışı olmadı. Piyasanın ürettiği insanlar değillerdi, hâlâ değiller. Piyasaya müdahale eden oyuncuların tetikçileri idiler. İplerini ellerinde tutanların istediği her türlü rezilliği utanmazca yaptılar. Tetikçiliklerinin ücretini misliyle aldılar.

Memleketin hali sıradan insanların basiretsizliğinden kaynaklanmıyor yani. Bir gün Özkök’ün başka bir gün Kütahyalı’nın iplerini ellerinde tutanlardan kaynaklanıyor.