Reset

Richard Florida 2010’da The Great Reset adıyla bir kitap yazmış. Yeni haberim oldu ve yeni haberim olmasından utandım. Okumaya başlayınca da kendimi fevkalade lüzumsuz hissettim, adam benim söylemeye çalıştığım her şeyi yazmış gibi görünüyor.
Şimdilik anladığım, içinde debeleniyor olduğumuz ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen krizi geçmişteki benzer dönemler ile mukayese ediyor, bambaşka bir geleceğin bugünlerde şekilleniyor olduğunu iddia ediyor. Geçmişteki muazzam yıkım dönemlerinin de esasen doğum sancısı çekilen dönemler olduğunu söylüyor bir nevi. Benzer şekilde, şimdi yaşanan sancılar da bir doğumu haber veriyor Florida’ya göre…
Eh, bunları muhtelif biçimlerde iddia ettim. Florida bundan önceki büyük resetlerin gerçekleşmesi süreçleri ile büyük ölçekli savaşlar arasında bir ilişki kuracak mı bilmiyorum ama —biliyorsunuz— ben kurmuştum. Sonra pandeminin o savaşın yerini tutabileceği ümidimi de paylaşmıştım. Her halükarda, dünyanın resetleniyor olduğu, bambaşka bir dünyanın elinin kulağında olduğu hususunda Florida ile hemfikiriz.
Ama kitapta şimdiye kadar okuduklarımla alakalı bir itirazım var.
Florida, bahsettiği büyük reset dönemlerinde vuku bulmuş ve geleceğe kalmış olan başarıları ön plana çıkarıyor. Öyle bir intiba ediniyorsunuz ki, bunalımlar insanları zorlamış, daha yaratıcı çözümler üretmişler ve o dönemlerde neredeyse herkes geleceği şekillendirecek bir şeyler yapmış.
Bana kalırsa mesele tam tersi. O bunalım dönemlerinde, o reset dönemlerinde, başka zamanlardakinden çok daha fazla sayıda başarısız teşebbüs var. O teşebbüslerden haberimiz yok, çünkü başarısız olmuş ve kaybolup gitmişler. Yani diyelim ki birileri bir gazete fikriyle sahneye çıkmışlar, mevcut gazetelerden farklı bir şey… Tutmamış. Başkaları başka bir formülle sahneye çıkmışlar, o tutmuş. Biz tutan gazeteyi biliyoruz, neden tutmuş olduğu hakkında sayısız spekülasyonumuz da var. Ama tutmamış olandan haberdar bile değiliz.
Başarısız teşebbüsleri ve yoğunluklarını neden önemsiyorum? Çünkü o büyük reset dönemleri, aynı zamanda, o güne kadar çalışmış olan formüllerin çalışmadığının, artık çalışmayacağının idrak edildiği dönemler. En azından çok sayıda insanın idrak ettiği ve her birinin sayısız deneme yaptığı dönemler. O denemelerin birkaçı dünyayı değiştiriyor ve göllenmeye başlamış, küflenmeye başlamış olan su kendisine yeni bir yatak açabiliyor.
Hikâyeyi sadece başarılı olmuş olan denemelerle yazınca, sanki şöyle yeterince akıllı birkaç insan, ceplerindeki sihirli formüllerle gelecekler ve dünyayı değiştirecekler beklentisi oluşuyor. Dolayısıyla da cebinde sihirli formüller olmayan herkesin sesini kesmesi, mesaisini mevcudu korumaya hasretmesi gerektiği zannı…
İtiraf edersiniz ki, insanların başarısızlıktan ürkmeden denemelere girişebildiği bir sosyal iklim ile, başarısı önceden garanti edilmiş teşebbüslerden başkasına tahammül edilmeyen bir sosyal iklim arasında muazzam fark var. Benim açımdan büyük reset dönemleri, ilk iklimin ürünlerdir.
İmdi meseleyi Türkiye siyasetine bağlayayım.
“Gidiyorlar kardeşim, elleşmeyin” mantığıyla her türlü teşebbüsün, denemenin iptal edildiği şartlarda yaşıyoruz malumunuz. Uzunca bir süredir ortada siyasi bir bunalım var ve fakat bir büyük reset için uygun iklim yok. O iklim olmayınca da reset olmuyor. Olmayacak gibi de görünüyor.
Yani bir defa daha: Mesele iktidarın vasıflarıyla da, ona oy desteği sağlayan sosyal kesimlerin vasıf veya tercihleriyle de alakalı değil, siyasi iklimle alakalı bir şey. Siyasi iklim derken de sadece 2002’den bu yana geçerli olan bir şeyden değil, 1980’lerden bu yana geçerli olan bir şeyden söz ediyorum.