Etiket: Kriz

Dinin Sonu mu?

YouTube’da Celal’e birlikte yaptığımız videoların birinin altına, bir izleyici, “okul kadar din de boşa çıkmadı mı” diye yorum yapmış. Bu hususta düşündüklerimi burada paylaşmak daha uygun göründü. Okul, yani bildiğimiz manada okul, son derece yeni bir teknoloji. Çok eskilerde de bugünden bakıp okul dediğimiz kurumlar var ama onlar, önceden ve merkezi bir biçimde belirlenmiş bir

Yolun Başındayız

Bir ay kadar önce, virüs sonrası hakkında genel ve derli toplu bir değerlendirme yapayım diye klavyenin başına oturdum. Çok uzadı. “Bunu blogda yayınlayamam, kitap yapmaya çalışayım” dedim. Ağır ağır ilerliyor ama bir hale yola girer mi, emin değilim. Başlangıç noktam şöyle bir şeydi: Bu pandemi, bir yanıyla son derece sıradan bir şey —teslim edersiniz ki,

Karar Vermek Karar Vereni Değiştirir

Uzun süredir —belki de hiç— vermek zorunda kalmadığı kararları vermekteki acemiliği yüzünden insanları suçlayıp, “böyle olmuyor, kararları ulema versin” demekle, “böyle olmuyor, bilim insanları versin” demek veya “böyle olmuyor, ben vereyim” demek arasında bir fark yok. Bu tür meseleler, din ile bilim, din ile karizma ve/veya bilim ile karizma arasındaki farklar vurgulanarak bilim lehine çözümleniyor

Piyasa Değilse Kim

Kompleks sistemcilerin pek sevdiği, benim de sıklıkla verdiğim misali tekrarlayarak başlamak zorundayım —şehir misalini. Önce zıddını, fabrikayı tarif edelim. Fabrikada üretim planlanır. Hangi tarihte, hangi saatte, hangi tezgâhta, hangi operasyonun yapılacağı, belirli bir süre öncesinden bellidir yani. Dolayısıyla o tezgâhta o saatte, o operasyonun yapılması için gereken malzeme de, miktarı da bellidir ve orada bulundurulması

Kelimelerin Yerleri

Osman’la sohbet ederken, laf nasıl geldi hatırlamıyorum, “çok iyimsersin” dedi. Şaşırdım. Biraz eşeleyince… Galiba belirtmek gerekiyor. İnsanlık bu badireyi atlatınca başka bir faza geçecek. “Aha tam da benim istediğim kıvama gelecek” filan demiyorum. “Dünya şimdiki haliyle bana layık değil, hayat beni hak etmiyor ama ben, efendiliğimden, katlanıyorum bütün bu biçimsizliklere de, pandemi sonrası dünya kendisine

On Yıl Sonra

Virüs nereden çıktı? Virüs aynasında kendisine baktığında insanlık nasıl görünüyor? Kabiliyetimiz ne kadar görünüyor, imkânlarımız ne kadar? Sınırlarımız nerede? Şu önümüzdeki birkaç ay içinde neler olur? Üzerinde konuşulacak çok mevzu var. Bugünlük hepsini atlayıp, en sonda söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim. 2008 krizinin yapısal değişimler gerçekleştirilmeden aşılamayacağını düşünüyordum. Krizin bir fevkaladeliği olduğundan değil, 2008’e geldiğimizde artık

24 Ocak

1980 yılının yılbaşı olmalı. Yoksa rahmetli İbo ile, Ankara’nın buz gibi kış gecesi, Tunus Caddesindeki bekâr evimizin terasında ne işimiz olacak! Herhalde içerideki kalabalığın ürettiği yoğun sigara dumanı İbo’yu fazlasıyla rahatsız etmişti ve biraz hava almak istemişti. Ben de ev sahiplerinden biri olarak ona eşlik etmeye kendimi mecbur hissetmiş olmalıyım. Bugünler kadar zor olmasın, zor

Deterjan ve Leke İlacı

Azı iş gören şeyin çoğuna ihtiyaç duyulmaz. Eğer kullandığınız deterjanın azı çamaşırlarınızı temizliyorsa, daha çoğunu kullanmaya kalkmazsınız. Bazı çamaşırlar için daha çoğu gerekebilir. Sonra daha çoğu… Bazı lekeler deterjan miktarını artırmakla çıkmaz —gereken temizlik sağlanmaz. Ya başka bir kimyasal formülü olan bir leke çıkarıcı bulmanız gerekir veya lekeli olanı atıp, yerine yenisini almanız. Türkiye’de siyaset

Politikanın Geleceği, Geleceğin Politikası

Dinçer Demirkent geçen gün Gazete Duvar’da “Yazıda açıklamaya çalışacağım iddiayı başta söyleyeyim” diyerek söylemiş: “Yüz yıl dönümünde Türkiye’nin kurucu çelişkilerine ilişkin bir tartışmayı başlatmak ve bunu ülkenin geleceğine ilişkin kurucu bir perspektif ile yapmak, mevcut siyasal ve anayasal boşluk üzerinde gerçek bir siyasal hat oluşturmanın koşuludur. Bugünün siyasetsiz, tartışmasız, Erdoğan’ın belirlediği gündemler içinde salınan, özneleşemeyen

İslam’ın Krizi

Dün gece, çoğunluğu “İslami hassasiyetleri yüksek” diye tarif etsek herhalde çok da yanılmayacağımız kişilerden oluşan büyükçe bir grubun, “n’olcak bu Müslümanlığın hali” kıvamındaki bir sohbetine şahit oldum. Yer yer müdahil olmaya çalışsam da, gruptaki birçok kişiyle aynı frekansa gelmemizin çok vakit gerektireceği açıktı, çok da şey etmedim yani. Ama üzerinde düşünülecek, konuşulacak çok şey vardı.