Sağlık

Bu yazıyı okuyor olduğunuza göre, tahminim odur ki, orta sınıf denen insan türüne mensupsunuz.

Sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1950’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik, mesela aylık harcamalarının ne kadarı gıdaya, ne kadarı giyime, ne kadarı eğitime, ne kadarı ulaşıma, ne kadarı iletişime gidiyordu? Sonra sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1980’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik. Şimdikini biliyoruz ya, bu oranları mukayese edebilseydik…

Orta sınıf denen —ve öyle adlandırılmakla bir biçimde sabitlenen— şeyin, imkânları, tercihleri, teamülleri, alışkanlıkları, tutumları ve benzeri açılardan ne kadar değiştiğini görebilirdik. Böyle çektiğimiz fotoğrafa bir de orta sınıf denen şeyin zamanla nasıl genleştiğini ekleyebilseydik, ne kadar saçma genellemelerle malul olduğumuz daha da aşikâr bir biçimde görülürdü.

Görülür müydü? Gören görürdü, diyelim.

Orta sınıf, değişen şartlara en hızlı uyum sağlayan insan türüdür belki de. Değişen şartların daha çok tüketimi mümkün kılacak şekilde değişmesi şartıyla, herhalde.

Baştan söyleyeyim, benim açımdan bakıldığında, tüketim iyidir. Herkesin, her geçen gün, daha çok tüketme imkânına sahip olması iyidir. Orta yerde tüketim çılgınlığı olarak adlandırılabilecek, tüketim için tüketim denebilecek bir yığın manasızlık varken bunu nasıl söyleyebiliyorum? E evet, manasız, ahmakça tüketim de var işin içinde ama zannım o ki, bahsi geçen tüketim, toplam tüketimin içinde çok düşük bir yüzdeye sahip. Doldurduğu market arabasının tepesine, rafta görünce kendisini alamadığı için —asla kullanmayacağı— bir tornavida setini de koyuveren bir orta sınıf aile babasının bu çılgınlığı, arabadaki eşyaların kahir ekseriyetinin lüzumlu şeyler olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Elzem?

Kimisi hayatının kalitesini artıracak, kimisi kendisini daha iyi bir baba olarak hissetmesini sağlayacak, kimisi… Neyse işte. “Olmasa da olur” şeyler olabilir birçoğu ama olduklarında adamı değiştirecekler. Galip ihtimal de olumlu yönde değiştirecekler. Eğer giderilmezse, uzun vadede hem şahsı için ve hem de içinde yaşadığı toplum için çok yakıcı neticeler doğurabilecek mahrumiyet hissini gidermesini, değişen şartlara daha kolay uyum sağlayabilir olmasını sağlayacaklar. Şöyle söyleyeyim, sokağa çıktığınızda şahit olduğunuz, medyadan ve sosyal medyadan üzerinize boca edilen biçimsizliklerin büyük bölümü, o mahrumiyet hissinin zamanında giderilememiş olmasından, o mahrumiyet hissiyle büyüyen insanların o mahrumiyet hissiyle sakatlanmış olmasından kaynaklanıyor.

Elbette sözünü ettiğim mahrumiyet hissinin giderilmesinin biricik yolu tüketim değil ama görünen o ki en müessir yollarından biri o. Dolayısıyla tüketim iyidir. Aptalcası aptalcadır ama pek azı öyledir. Kaldı ki akıllıca tüketmeyi öğrenmenin en müessir yollarından biri de aptalca tüketebilir olmaktır.

***

Orta sınıf dediğimiz tür, güvenlik arar, güvence arar. Güvenliği için birçok şeyi göze alır. İnsan güvende olabilir mi? Olamaz. Ama güvenlik arar. Avcı-toplayıcılıktan yerleşikliğe geçişin yol açtığı aşırı olumsuz şartlara katlanmanın, bana öyle geliyor ki biricik sebebi, yerleşikliğin vadettiği güvenlik artışı idi. Yani? Orta sınıfın tutum ve tercihlerini insani bulmayanlara diyebilirim ki, yanılıyorlar. Sadece güvenlik arayışı değil orta sınıfın hemen bütün tutum ve tercihleri, son derece insanidir. Ancak taş devrinin şartları ile mukayese edildiğinde abartılı görünecek kadar ölçekleri değişmiştir, yoksa mahiyeti hep aynı.

Daha iyisini talep etmek, insanidir. Daha iyisini yapabilmek bir beceri işi. Beceri dediğiniz, zamanla edinilebilen bir vasıf. Orta sınıf dediğiniz insan türünün yeryüzünde zuhur edişinin tarihi, şunun şurasında, iki yüzyılı aşmıyor. Aristokrasinin on binlerce yılda kazandığı beceriyi bu kadar kısa süre içinde kazandı. Chopin veya Bach aristokrasi için besteliyorlardı, Beatles veya Pink Floyd veya Cem Karaca orta sınıf için söylediler. Bence hiç de geri değildiler.

Mesele şu ki, iki yüzyıl içinde, dünyanın belirli coğrafyalarında, aşırı bir hızla şişti orta sınıf. Dolayısıyla Pink Floyd dinleyicisi ile Lady Gaga dinleyicisi iç içe geçti —Lady Gaga misali uygun mu, müziğine vakıf olmadığımdan onu da bilemedim. Bu süreçte, orta sınıfa burun kıvırarak orta sınıfı aşağılayanların hemen hepsinin orta sınıfa mensup insanlar olduklarını da not etmek gerekiyor. Yani orta sınıfı eleştirebilmek için de orta sınıf elzem.

***

Orta sınıf iyidir. Tüketim sayesinde orta sınıf olur. Tüketim de iyidir —zaten demiştim.

Bütün bu gevezelikleri neden ediyorum?

Önceki gün dedim ki, henüz başında olduğumuz on beş yıl içinde dünyadaki mevcut tüketime otuz trilyon dolarlık bir ilave gerçekleşmesi bekleniyormuş. İyi haber.

Otuz trilyon dolarlık ilave tüketim demek, otuz trilyon dolarlık ilave üretim demek. O ilave üretimi, ister domates olsun, ister daha konforlu bir barınak, ister yeni bir pantolon, ister bir küpe, ister ilaç, ister bir otomobil, ister akıllı telefonunuzda yeni bir aplikasyon veya yeni bir bilgisayar oyunu, isterse yeni bir yükseköğretim disiplini, toplamda nüfusun son derece küçük bir bölümü üretecek. Peki bu, yani üretimde pek çoğumuza yer olmaması iyi bir haber mi? Eğer üretime katkısı olmayanların bu süreçte zarar görmesinin önüne geçilebilirse, bence iyi bir haber. Çok iyi bir haber.

Gözlemlerime yaslanarak yaptığım bir tespit olduğunu zannediyorum —ama lezzetini artırmak için ne kadar temenni sosuna buladığımı da çıkaramıyorum— ki, yeni nesiller üretime katılmadan tüketimden pay alma konusunda, tahmin edebileceğimden daha başarılı bir performansa sahipler. Sürece dair kaygı ve endişeler, genellikle, bizim neslin imalatı.

Eğer tahminlerim gerçekleşirse, görünen o ki, orta sınıf bir defa daha esnekliğini sergileyecek ve nasıl biz kırk yıl önceki orta sınıftan çok farklı isek, kırk yıl sonraki orta sınıf, bizim çocuklarımızın orta yaşlı birer mensubu olacakları orta sınıf da bizden çok farklı olacak. Üretmeden tüketmekle barışık bir biçimde, hayatlarına üretime yaptıkları katkıdan bağımsız bir biçimde mana katarak, yaşayıp gidecekler.

***

Ama bir mesele var. Sağlık.

Liseden mezuniyetimizin kırkıncı yılında arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde, hepsi altmış yaş civarında olan büyük bir kalabalıktık ve dikkatimi en çok çeken, genel olarak ne kadar sağlıklı olduğumuz idi. Elbette hemen herkesin öyle veya böyle sağlık problemleri vardı ve fakat biz çocukken altmış yaşında olanların hemen hepsinden daha sağlıklı idik. Hayatın içinde tek başımıza varlığımızı sürdürebilecek durumda olmaktan fazlasıydı, müzik oynaklaşınca orta yere fırlayıvermeyen yok gibiydi.

Yani sadece ömürler uzamadı, sağlıklı ömürler uzadı —birkaç nesil içinde gözle görülür biçimde.

Nasıl oldu?

Tıbbın bunda hissesi ne? Genetiğin hissesi ne? Epigenetiğin? Çevremizi daha sağlıklı kılan teknolojik/sosyolojik değişimlerin?

Sözünü ettiğim grup, 1970-73 arası Ankara’da lise okumuş, büyük bölümü de sonrasında Ankara’da ODTÜ veya Hacettepe’de okumuş insanlardan müteşekkil. Yani Ankara’nın havasının aşırı kirli olduğu, hava kirliliği yüzünden güvercinlerin ölüp önümüze düştüğü yıllarda gençliğimizi Ankara’da yaşadık. Neresinden baksanız, sağlığımızı bariz bir biçimde tehdit eden şartlar vardı. Sadece hava kirliliği de değil, gürültü, stres, biçimsiz şehirleşmenin dayattığı birçok başka faktör… Sonra, çoğumuzun işleri masa başı işler oldu. Her gün saatlerce oturduk. Neredeyse bakkala bile otomobiliyle gitti çoğumuz. Hemen hepimiz sigara içtik, içenlerin çoğu çok içti. Önemli bir bölümümüz çok alkol tüketti. Yani, sağlıksız olduğu söylenegelen ve analitik olarak da sağlıksız olduğu aşikâr olan şartlarda yaşadık.

İlaveten… Giderek ticarileşen sağlık sektörü de, daha biz orta yaşlardayken bize musallat oldu. Önemli bir bölümümüz üst-orta sınıfa mensuptuk, sağlığımız için para harcayabilecek maddi güce sahiptik. Banka hesaplarındaki o paralar, sağlık sektörü için çok kışkırtıcı idi. Check-up’lar filan, çoğumuzun âdeti oldu. İlaç endüstrisi üzerimizde sayısız deneme yaptı. Sağlık sektörü çok para kazandı üzerimizden…

Evet, birer birer dünyaya veda etmeye de başladık ama biz çocukken beklenmeyecek kadar uzun ve sağlıklı ömürlerimiz oldu. Analitik olarak bakınca olmaması gerektiği halde hem de…

Nasıl oldu? Neden oldu? Bunlar ayrıca ele alınması gereken meseleler. Bir de şu var, bu sorulara ilave olarak: Olunca ne oldu?

Olunca şu oldu ki, yaşlılık hastalıkları yaygınlaştı.

Görünen o ki, bizim çocuklarımız bizden de daha uzun süre yaşayacaklar. Torunlarımız, muhtemelen, yüz elli yıl filan yaşayacaklar, yapılan tahminlere göre. Ve yine görünen o ki, sağlıklı ömürleri de bizimkinden daha uzun sürecek. Yani bizim altmış yaşında yapabildiklerimizi, torunlarımız, yüz yaşına geldiklerinde de yapabilecekler.

Bir başka iyi haber.

(Size birçok iyi haber veriyorum, küresel kapitalizm adlı şeytanın arkasına saklanmış olduklarından birçoğunuzun göremediği varsayımıyla.)

Sağlık meselesinin üretim/tüketim denklemiyle alakası şu ki, zaten aşırı şişmiş olan sağlık endüstrisi, önümüzdeki dönemde daha da genişleyecek. Bu süreçte, sağlık sektöründe başlamış olan bir paradigma değişiminin hızlanacağını, onarma işinin yerini değiştirmenin alacağını, organik olanın yerini giderek artan bir hızla sentetik olana bırakacağını tahmin ediyorum.

Türkiye sağlık sektöründe, benim hiç tahmin etmediğim, şahit olunca da fena halde şaşırdığım bir performans gösterdi. Hiçbir teşvik görmediği halde sektör, ciddi bir döviz girdisi sağlayacak duruma geldi. Galiba bu süreç yavaşladı —elimde veri yok, bilemiyorum. Lakin bu süreçte, sözünü ettiğim paradigma değişimine uygun bir değişim, neredeyse hiç yaşanmadı. Mesela genetik alanında da hemen hiçbir adım atılmadı.

Eğer haklıysam, eğer sağlık talebi benim beklediğim hızla artacaksa, eğer tıbbın paradigması benim beklediğim istikamette değişecekse, bence hâlâ geç değil. Türkiye, doğru stratejik tedbirlerle, sağlık sektörünü turizm başta olmak üzere diğer sektörlerle birlikte düşünerek (bunlara mesela dizi sektörünü eklemleyerek), çok ciddi bir merkez halini alabilir. 2030’da beklenen iki trilyon doları aşkın tüketim artışından mesela, yüzlerce milyar dolarlık bir hisse almayı, sağlık sektörü sayesinde başarabilir.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin