Sosyal Medya Meselesi

Sosyal medya hesabım yok. Yine de sosyal medyadan kaçabiliyor değilim. Muhtelif yerlerden, sosyal medya vasıtasıyla dağıtılan mesajlara maruz kalıyorum. Hepimiz gibi…
Kendi şahsi tecrübem olmasaydı da, Mars’tan gelmiş bir antropolog olsaydım ve dünyanın son yirmi yılını inceliyor olsaydım da, sosyal medya denen fenomenin dünyayı geri dönüşsüz bir biçimde değiştirdiğini söyleyebilirdim —sadece teoriye yaslanarak. Bunu yapmam için sosyal medyada yayılan içeriğe bakmam da gerekmezdi. Mesele —bir defa daha— içerik değil, form.
Sosyal medya, onu şehvetle kullananlar tarafından da şiddetli eleştirilere maruz kaldı. Hâlâ kalıyor. Eleştirilerin odağında da, görünüşe göre, sosyal medya vasıtasıyla yayılan içerik geliyor. Şu son misalde mesela, Erdoğan’ın kızının maruz kaldığı söylenen nefret söylemi gibi içerikler bahane gösterilerek, “böyle şeyler de söylenebilen bir ortamdan hayır gelir mi” edasıyla konuşuluyor. İçerik bahane ediliyor ama esas mesele, her daim olduğu gibi, kimin konuşabileceği, konuşmaya kimlerin hakkı olduğu meselesinde düğüm oluyor. Sosyal medya bu yüzden devrimci ve dünyayı geri dönüşsüz bir biçimde değiştirdi. Çünkü insanlık tarihinde ilk defa, herkes konuşabiliyor.
Herkesin konuşabiliyor olması da, görünen o ki, herkesi rahatsız ediyor.
Paradoks gibi mi görünüyor? Öyle görünse de öyle değil. Ortada paradoks yok. Çünkü dünya, hep, küçük bir azınlığın konuştuğu, kalan herkesin dinlemek zorunda olduğu bir dünya idi. Konuşmak imtiyazına sahip olan küçük azınlığın o imtiyazı babalarından devraldığı dönemler yaşandı. Aynı imtiyazın “babanız kim olursa olsun, şu şartları sağlarsanız siz de kullanabilirsiniz” düsturuyla yaygınlaştığı dönemlere geçildi. Ama hiçbir durumda imtiyaz —bir imtiyazın mevcudiyeti— ortadan kalkmamıştı. Ve herkes, bir gün o imtiyazı ele geçirebileceği ümidiyle kurgulamıştı hayatını.
Sosyal medya imtiyazın el değiştirmesini, yaygınlaşmasını sağlamadı, ortadan kaldırdı. “İçerik değil, form” derken kastım bu. “Şunlar konuşabilir, yok bunlar konuşabilir” gerilimine göre hayatını biçimlendirmiş olanlar —yani hepimiz— için yıkım. “Şunlar mı konuşsun, bunlar mı” veya “şunlar mı söylenebilsin, bunlar mı” sorularının cevaplarını aramakla geçen hayatların ortasına, soruları ortadan kaldıran bir bomba düştü. Bütün cevaplar manasızlaştı ama… Sanki hâlâ soru orada duruyormuş, cevap vermek gerekiyormuş gibi yapılıyor.
Hiyerarşide basamak kavgası verilirken, hiyerarşi ortadan kalktı. Dünya düzleşti. Devasa bir network halini aldı. İnsanlık tarihinin en büyük devrimi olabilir bu. Doğurabileceği neticeler hakkında zerre kadar fikrimiz yok. Tarih boyunca mevcut olmuş olan bir imtiyazın buharlaşmasından söz ediyoruz ve hakkında konuştuğumuz şeyin ne ölçekte bir şey olduğu hakkında yaklaşık bir değer atayabilecek gibi görünmüyoruz.
Kimileri, sosyal medya öncesinde geçerli olan hiyerarşide işgal ettiği pozisyonu sosyal medyanın da mevcut olduğu dünyada da talep ediyor. Başkaları sosyal medyayı hiyerarşilendirmeye çabalıyor. Daha da başkaları başka alanlardaki hiyerarşilerde edindiği pozisyonu sosyal medya ortamına taşımaya çalışıyor.
Filan.
Komik.