Sovyetler Neden Battı?

Yürütmenin başının başı, biliyorsunuz, Gezi’nin hatırasıyla fena halde dertte. Hiç aklından çıkmıyor olmalı ki, her gün bir önceki günün “hatıraları” da ekleniyor dert hanesine. Dengelemek için daha ağza alınmaz hakaretler, ilave yalanlar gerekiyor. Sonra, “seçkin” mahlûkatın içinden bir tek insan evladı çıkmıyor ki, “yok artık, o kadar da değil, hangi camimizi yaktılar” desin. Malum, dinleri —nasıl bir dinse— kadınların evden dışarı çıkmasından fena halde işkilleniyor ama yalanın her türlüsü mubah.

Bütün bunlar olup dururken çok alakasız görünebilecek bir soru soracağım size. Kim bilir kaç defa işittiğiniz, kaç defa kendi kendinize sorduğunuz bir soruyu hatırlatacağım aslında. Sovyetler Birliği neden battı?

Birçok farklı cevabı var bu sorunun. Şüpheniz olmasın ki cevaplar havuzuna birçok yenisi eklenecek. Benim favori cevabıma göre ise, Sovyetler Birliğinde firmaların, kuruluşların, kurumların batması imkânsızlaştırılmıştı, batamadılar. Batması gereken bileşenlerinin batmasına mani olunduğu için, devasa gemi bir defada ve hiç de ölçeğiyle orantılı olmayan bir sükûnetle battı. Çünkü öyle olur. Batması gerekenler batamazsa, batması gerekmeyenleri de yedeklerine alıp hep birlikte batarlar.

Türkiye’yi ırgalayan hadise bu. AKP gemisi, batması çoktan gereken kaptan köşkünün kendisini garantiye almış olması yüzünden batıyor. Eğer batmasını sağlayamazsak, Türkiye’yi kendisiyle birlikte batıracak.

Dünya’yı ırgalayan da, başka bir düzlemde yine aynı şey. Mütemadiyen lanetlenen kapitalizm denen nebatın en müthiş meziyeti, batması gerekenin batabilmesiydi. Şimdi kimse batmıyor, ne güzel. Orada birkaç spekülatör muazzam ölçekte hatalı kararlar veriyorlar ama imdada devletler yetişiyor. Batamayacak kadar büyümüş olan urlar kaplamış durumda bünyeyi. Kira toprağın, ücret emeğin karşılığı idi ya, kâr da riskin karşılığı idi. Hanidir risk yok. Yani kapitalizm denen şeyin tabutuna çoktan son çivi çakılmış. Eski tüfekler hâlâ emek, sömürü, kapitalizm, neoliberalizm diye geviş getiriyorlar.

Hangi emek? Neyin sömürüsü? Adam sırtını devlete yaslamış, beslediği binlerce janti genç erkek ve kadına manasız —tırışkadan— işleri mukabili muazzam ücretler ödüyor. Yani çalıştırdığı insanları sömürmek bir yana, onlara katma değerlerinin misliyle ödeme yapıyor adam. Çünkü… Batmasına izin verilemeyecek kadar büyümüş. Devletleri ve büsbütün bir iktisadi sistemi kendileriyle birlikte batırıyorlar. Bizdeki kuçu kuçular ve dünyadaki muadilleri de, “devlet ebed müddet” filan…

Dünyada bir hayalet dolaşıyor. Sol yumruklarını sıkıp çoktan ölmüş olan kapitalizme meydan okuyan sözde kahramanların, çoktan ölmüş olan devlete uluyarak sahip çıkan başka sözde kahramanların, kapitalizmi felç etmiş ve sonra ölümüne sebep olmuş olan urların içindeki —her sabah bolca parayla yıkanan— plazalarda kendisine prestijli bir iş bulduğu ve tatminkâr ücretiyle caflaflı bir hayat yaşadığı için kendisini allame zanneden sosyal adalet —yani medeniyet— muhafızlarının, o medeniyet muhafızlarının sahte cakasından bezdiği —ve onların hakkından gelemediği, onları “batırmaya” gücü yetmediği— için onlarla birlikte gemiyi batırmaya azmetmiş kalabalıkların, yani hepimizin hayaleti…

Bütün bunlar, batması gerekenlerin batmasına mani olunduğundan…